Yıllar geçse de, teknoloji gelişse de, erkeklerin uzun vadeli seçim kriterleri radikal bir şekilde değişmez. Erkeğin hangi kadından hoşlanması ile hangi kadının yanında kalması farklı meselelerdir.
Bu fark en çok evlilikten sonra ortaya çıkar. Psikologlar, erkeğin ilk aşamada duygusal çekiciliğe tepki verdiğini belirtiyor. Görünüş, davranışın çekiciliği, sosyal aktivite ön plana çıkar. Ancak evlilikten sonra öncelikler değişir. Burada artık günlük hayat, davranış uyumu ve içsel konfor temel rol oynar. Erkek uzun vadeli ilişkide rahatlık arar.
Araştırmalar gösteriyor ki, erkekler sonuna kadar daha çok çatışma yaratmayan kadınların yanında kalırlar. Bu, zayıflık olarak kabul edilmemeli, psikolojik bir ihtiyaçtır.
Erkek için ev güvenli bir bölge olmalıdır. Sürekli tartışma olan bir ortamda erkek duygusal olarak uzaklaşır. Bu, kültürden bağımsız evrensel bir eğilimdir.
Evlenmeden önce erkek özgürlüğü romantik bir risk olarak görür. Evlendikten sonra ise istikrar temel bir değere dönüşür. Burada kadının davranış modeli belirleyici olur. Kadının her adımda direnç göstermesi ilişkiyi resmi bir seviyeye indirir. Bu, sevginin bitmesiyle birlikte, ilişkinin işlevsel çöküşüdür.
İlişki sosyolojisinde “duygusal liderlik” kavramı vardır. Birçok toplumda bu rol gayri resmi olarak kadına verilir. Ancak erkek, aile içinde kendi etki gücünü hissetmediğinde psikolojik rahatsızlık yaşar. Bu rahatsızlık zamanla mesafeye dönüşür.
Türkiye'de nasıl…
Türkiye örneğine bakalım. Kardeş ülkede aile modeli yarı-muhafazakar bir karakter taşır. Erkekler duygusal olarak güçlü kadınları beğenirler. Ancak ailede son sözü söyleme ihtiyacı hala devam eder. Türkiye'de erkek, kendi sözünün aile içinde değer görmesini ister. Bu değer yitirildiğinde ilişki gerginleşir.
Avrupa'da durum daha farklıdır...
Burada toplumsal cinsiyet eşitliği kurumsal düzeyde mevcuttur. Ancak pratikte erkekler yine de duygusal liderlik bekler. Avrupalı erkekler açıkça “itaat” istemese de, uyum beklerler. Sürekli farklı yöne giden partner uzun ömürlü olmaz.
Japonya ise ilginç bir model sunar...
Japon ailesinde kadın evin iç sistemini yönetir. Ancak erkek, kamusal ve stratejik kararların sembolik sahibidir. Bu denge bozulduğunda aile dağılır. Japonya'da kadının uyumu sadakat olarak kabul edilir.
Rusya'da nasıl…
Rusya modelinde duygusal çelişkiler daha keskindir. Rus erkeği güçlü karakterli kadınlardan etkilenir. Ama günlük hayatta itaatsizlik uzun vadeli sorun yaratır. Bu sebeple Rusya ailelerinde resmi evlilikler çoktur.
Azerbaycan'da nasıl…
Azerbaycan'da ise gelenek ile modernlik arasında gerginlik vardır. Azerbaycan erkeği modern kadını beğenir. Ancak aile içinde klasik rollerin korunmasını ister. Bu paradoks ilişkilerde temel çatışma kaynağıdır.
Dünya tecrübesinde denenmiş bir sosyal model vardır. Kadın eşinin sözüne saygı duyduğunda ilişki istikrarlı hale gelir. Bu saygı körü körüne itaat demek değildir. Bu, karşı tarafın psikolojik ihtiyacını anlamaktır. Kadın, erkeğin söylediklerini giyimde dikkate aldığında erkek kendini değerli hisseder. Bu, kadının özgürlüğünün yitirilmesi değildir. Bu, ilişkide dengenin korunmasıdır. Erkeğin hoşlandığı davranışlara dikkat edildiğinde bağ güçlenir. Aksi halde ilişki ya sürekli tartışma şeklini alır ya da resmileşir. Bir evde yaşayıp farklı dünyalarda olma süreci başlar. Bu ise ailenin psikolojik sonudur.
Sonuç olarak denilebilir ki, erkekler romantik hayallerle değil, günlük rahatlıkla kalırlar. Sevgi devam edebilir, ama davranış uyumu yoksa, ilişki kalıcı olmaz. Bu gerçeklik ne kadını alçaltır ne de erkeği üstün kılar. Bu, sosyal psikolojinin değişmeyen kuralıdır.
Sevinc MƏHƏRRƏMOVA