Vardanyan, sana mektubu hangi sözle başlayacağımı bilmiyorum. Selam vermek, hal hatır sormak bizim adetimizdir.
Senin halini sormak istediğinde insanın düşüncesi kuruyor, bu sözü diline alamıyor.
Biz Azerbaycanlıların bir adeti de var, kimliğinden bağımsız olarak hapiste olana “Allah kapısını açsın” derler. Hatta düşman olsa bile, bu cümleyi söylemeyi kendilerine borç bilirler. Bu, bizim halkın büyüklüğünden, insanı insan gibi görme yeteneğinden gelir.
Ama sana gelince o dua dudaklarda donuyor, çünkü Allah'ın adını anarken onun yarattığı kuldan bahsetmek gerekir.
Sen düşman olsaydın, seni düşman gibi kabul edip yine de o sözleri söylerdim. Sen insan kılığında canavar vahşiliğindesin. İşgalin mimarlarındansın, viraneliğin sembolü olarak adını harabelere yazmışsın.
Bilmiyorum, hatırında mı, değil mi, 44 günlük Vatan Savaşı sırasında beni X platformunda engellemiştin. Belki kendin yapmamıştın, belki sosyal medyayı yönetenler yapmıştı, ama mutlaka haberin vardı.
Çünkü sen sorudan korkuyordun. Ben sana insan, gerçek diliyle sorular soruyordum. Sen ise gücün, paranın, manipülasyonun dilini biliyordun. Bu yüzden de gerçeğin seslendiği yeri susturmaya çalışıyordun.

Şimdi ise zamanın mahkemesinde kendin kürsüde oturuyorsun, yaptıklarının bedelini ödüyorsun.
Hissettin mi, kabul ettin mi ki, tarih gecikebilir, adalet gecikebilir, ama ilahi hak sonunda sözünü söyler...
Mahkeme sürecinde Muhammed Fuzuli'den, Hüseyin Cavid'den şiir okuduğunu duyduğumda içim sızladı. O dahilerin adını ağzına almak senin işin değil.
Onları önceden okumak lazımdı. Çok geç oldu, Vardanyan... Çok geç oldu...
Fuzuli'yi okumak için toprağın feryadını işitmek gerekir. Cavid'i anlamak için insanın içindeki iblisle yüz yüze durma cesareti olmalıdır.
Sen ise o dahilerin Vatanını viran edip, sonra onların mısralarına sığınmak istiyorsun. Hilen geçmiyor, Vardanyan...
Fuzuli'nin “Padişah-ı Mülk” kıtasını da okudun mu, Vardanyan? Orada feodal düşünceli, servet hırslısı birini gördün mü? Bildin mi ki, o sensin.
Gösteren saatte devran-ı felek bir inkılap,
Hem kendi fani olur, hem leşkeri, hem kişveri.
Bu mısraları okuduğunda anladın mı ki, hak geldiğinde ne leşker kalır, ne de
kişver?
Adaletsiz savaşların mutluluk getirmediğini anladın mı? Sana da getirmedi, Vardanyan...
Otuz yıl evime giden yolu kapattınız.
Otuz yıl Kelbecer'in dağlarına hasret kaldık.
Otuz yıl Şuşa'nın sokaklarında ayak seslerimiz duyulmadı.
Otuz yıl Hankendi'de yabancı bayrak dalgalandı.
Ben 30 yıl gazeteci olarak yazıyordum, ama içimde göçkün bir çocuğun sızıltısı yaşıyordu.
2020 yılında tarih yeniden yazıldı...
Azerbaycan halkı toparlanarak kendi liderinin başkanlığıyla topraklarını işgalden azat etti...
Sen ve senin gibiler zamanında anlamalıydı ki, Azerbaycan halkı kendi toprağını hiçbir zaman kimseye hediye etmeyecek.
Bu topraklar şehit kanıyla yoğrulmuştur, Vardanyan...
Bu toprak anaların duasıyla korunmuştur, Vardanyan...
Hüseyin Cavid'in “İblis”ini okudun mu, Vardanyan? Orada savaşı yaratanın şeytan değil, insanın nefsi olduğunu gördün mü? “İblis nerededir?” sorusuna cevap buldun mu? Bildin mi ki, o iblis senin içinde, tamahında idi...
Belki de şimdi okuduğun Fuzuli, Cavid sana gecikmiş pişmanlık getirmiştir. Mısraların arasında kendi adının kara gölgesini görmüşsün. Ama yıkılmış evlerin duvarları şiirle restore edilmez. Yakılmış camilerin minarelerinden ezan alıntılarla yükselmez.
Vardanyan, sana verilecek cezayı hukukçular belirleyecek. Kanun konuşacak, mahkeme hüküm çıkaracak.
Ama ben sana tamamen başka türlü bir ceza verilmesini istiyorum.
Seni ve senin gibi dostlarını azat edilmiş topraklara götürmek gerekir.
Size yaktığınız evleri göstermek gerekir.
Sizi yıktığınız kabirlerin karşısında durdurmak gerekir.
Sizi küle döndürdüğünüz bir halkın tarihi-kültürel anıtlarının yerinde tutmak gerekir.
Sonra ise sana ve senin dostlarına Karabağ'da, Doğu Zengezur'da yeniden kurulan şehirleri, köyleri, kendi evine dönen Azerbaycanlıları göstermek gerekir.
Size Şuşa'da çalınan müziği dinletmek gerekir.
Size Hankendi'de okula giden çocukların sevincini hissettirmek gerekir.
Size Kelbecer'de evine dönen ailelerin gözyaşını göstermek gerekir.
Sizi ömrünüz boyunca o topraklarda gezdirmek gerekir ki, amelinizle yüz yüze olasınız. Size böyle ceza vermek gerekir.
Dünya değişiyor. Seni kışkırtıp Hankendi'ye yollayanlar şimdi Ukrayna bataklıklarında çabalıyor. Siyasetin haritası her gün yeniden çiziliyor.
Ey Vardanyan, keşke “Padişah-ı Mülk”ü zamanında okusaydın, “İblis”i zamanında anlasaydın.
Ve ben, köyü otuz yıl işgal altında kalan, evi yerle bir edilen bir gazeteci olarak yazıyorum. Sana daha önce verdiğim sorulara şimdi cevap istemiyorum. Oysa ki, o sorulara cevap yerine beni X platformunda engellemiştin.
Vardanyan, sana verilecek nihai mahkeme kararı henüz açıklanmadı.
Bana göre ise bu hükmü zaten tarih vermiştir. O hüküm senin adını viraneliğin sembolü olarak tarihe yazmıştır.
Tarihin hükmü hiçbir zaman silinmez.
Yeri gelmişken, şunu da bil… Bil ki, sözde “Ermeni soykırımı” anıtı da artık olmayacak.
Geçen gün Erivan'a gelen Amerika Birleşik Devletleri'nin başkan yardımcısı James David Vance kendi sosyal medya hesabında o anıtla ilgili bir fotoğraf paylaştı.
Sonra o fotoğrafı sildi.
Bunun siyasi mesajını anladın mı, anlamadıysan, ben açıklayayım..
Yalan üzerine kurulan o anıt da aynen senin kaderini yaşayacak.