Modern dönemde askeri güç, devletin bağımsızlığının ve toprak bütünlüğünün korunmasında temel faktörlerden biridir. Tesadüfi değildir ki, 07.10.2025 tarihinde Gabala'da düzenlenen Türk Devletleri Teşkilatı Devlet Başkanları Konseyi'nin 12. Zirve toplantısında İlham Aliyev şunları kaydetmiştir: “Bugün dünyada askeri güç, her ülkenin bağımsızlığı ve toprak bütünlüğünün temel faktörüdür.” Bu fikir, Azerbaycan'ın 44 günlük Vatan Savaşı'nda kazandığı tarihi zaferle de teyit edildi. Güçlü ordu, doğru askeri strateji ve siyasi irade sonucunda ülkemiz, bölgedeki güç dengesini değiştirerek egemenliğini tam anlamıyla sağladı.
Her devlet, gücü kullanarak bölgede lider bir konum elde etmeye, diğer devletlerin faaliyetlerinde kendi çıkarlarına uygun değişiklikler yapmaya çalışır. Güç dengesi, devletler arasındaki sadece askeri gücü değil, aynı zamanda ekonomik ve diğer alanlardaki farklılıkları da ortaya çıkarır. Devlet güçlü olduğunda ülkesine dış müdahaleyi engeller, zayıf olduğunda ise bunların tam tersi gerçekleşir.
Güç dengesi teorisinde denge, hiçbir devletin diğer devletler üzerinde dominantlık kuramayacağı ve kendi iradesini tek başına dikte edemeyeceği bir denge durumudur.
Günümüzde bir dizi devlet uluslararası ilişkilerde dengeyi bozmakta ve bu durum devletlerarası ilişkilerde çatışmalara neden olmaktadır. Geçen yüzyılın 90'lı yıllarında Rusya devleti Güney Kafkasya'da dengeyi bozdu ve ülkemizin %20'den fazla toprağı işgal edildi.
Hans Morgenthau'nun görüşüne göre: Güç, uluslararası ilişkilerde hem araç hem de amaçtır. O, araçtır, çünkü milli çıkara hizmet eder. O, amaçtır, çünkü elde edildiğinde milli çıkar da sağlanmış olur. 1991 yılında yeniden bağımsızlığını kazanmış devletimizde Ulu Önder Haydar Aliyev iktidara geldikten sonra, devletin milli çıkarlarını savunmak için siyasi, askeri ve ekonomik açıdan güçlenmesi yönünde büyük işler yapılmaya başlandı.
Ekonomik alanda, 20 Eylül 1994 tarihinde Azerbaycan Devlet Petrol Şirketi, dünyanın büyük petrol şirketleriyle Hazar Denizi'nin Azerbaycan'a ait kısmında petrol üretimi hakkında bir anlaşma imzaladı. Bu anlaşma kısa sürede dünyada “Asrın Anlaşması” adıyla meşhur oldu. 1997 yılında “Asrın Anlaşması” kapsamında petrol üretimine başlandı. Daha sonra , 18 Kasım 1999 tarihinde İstanbul'da Hazar petrolünün Bakü–Tiflis–Ceyhan boru hattı ile taşınması hakkında anlaşma imzalandı.2001 yılında ise Azerbaycan gazının Bakü–Tiflis–Erzurum hattı ile ihracına dair Türkiye ve Gürcistan ile anlaşmalar imzalandı vb.
Askeri alanda, 1994 yılında Bişkek protokolü ile ateşkes sağlandıktan sonra ordunun maddi-teknik altyapısı güçlendirildi ve uluslararası standartlara uyarlanmasına başlandı. 2004 yılında ise Azerbaycan, NATO'nun “Barış İçin Ortaklık” programına katılarak ordusunun modernleştirilmesi için önemli adımlar attı. Aynı zamanda askeri eğitime önem vermesi, genç subaylarla düzenli görüşmesi ve onların şahsen ödüllendirilmesi ülkemizde askeri profesyonelliğin gelişimine büyük katkı sağlamıştır. Modern dönemde askeri gücün devletin bağımsızlığının ve toprak bütünlüğünün korunmasında belirleyici rol oynadığı açıkça görülmektedir
Diplomatik alanda, 1996 yılında düzenlenen AGİT Lizbon zirvesi, Azerbaycan diplomasisinin en büyük başarılarından biri oldu. Haydar Aliyev, Azerbaycan devletinin toprak bütünlüğü ile ilgili bir dizi ilke ileri sürdü. Ancak Ermenistan bu ilkelere karşı çıktı.
Haydar Aliyev, diplomatik stratejiyi ustaca kullanarak zirvenin nihai belgesine veto koyacağını beyan etti. Sonuç olarak, Dağlık Karabağ ihtilafının çözümü için üç temel ilke belirledi:
1.Ermenistan ve Azerbaycan'ın toprak bütünlüğünün tanınması.
2.Dağlık Karabağ'a Azerbaycan'ın bünyesinde en yüksek dereceli özerklik statüsünün verilmesi.
3.Dağlık Karabağ'ın tüm nüfusunun güvenliğinin sağlanması.
Ulu önderin liderliğiyle ülkemizin askeri, ekonomik ve diplomasi alanlarında elde ettiği başarılar, gelecekteki zaferimizin temelini atmıştır.
Sonraki önemli diplomatik adım ise Cumhurbaşkanı İlham Aliyev tarafından atıldı. 3 Ekim 2019 tarihinde Rusya'nın Soçi şehrinde düzenlenen Valdai Discussion Club'ın genel oturumunda yaptığı konuşmada devlet başkanımız, Ermenistan'ın iddialarına yanıt olarak dünya kamuoyunun dikkatini çeken tarihi ifadeyi dile getirdi: “Karabağ Azerbaycan'dır ve ünlem işareti!”. İlham Aliyev bu konuşmasıyla Azerbaycan devletinin, gerekirse savaş yoluyla bile toprak bütünlüğünü sağlayacağına dair kararlı bir mesaj verdi.
Haydar Aliyev tarafından temeli atılan zaferimiz, İlham Aliyev'in akıllı stratejisiyle devletimiz toprak bütünlüğünü sağladı. Ruslan Puhov, “Kommersant” gazetesinde yayımlanan makalesinde şunları kaydetmiştir: 27 Eylül 2020'de başlayan 44 günlük İkinci Karabağ Savaşı, Azerbaycan ve Ermenistan için bir dönüm noktası olmakla kalmayıp, aynı zamanda Güney Kafkasya'da siyasi ve askeri güç dengesini de değiştirdi.
Tarihe altın harflerle yazılmış şanlı zaferimiz, bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti'nin güç dengesini nasıl etkiledi?
Öncelikle, 30 yıldan fazla işgal altında olan topraklarımız azat edilerek sarsılmış kudretimizi restore ettik ve ülkenin tüm topraklarında 200 yıldan fazla süredir restore edilemeyen egemenlik hakkımızı yeniden tesis ettik.15 Haziran 2021 tarihinde Şuşa şehrinde Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından imzalanan Şuşa Beyannamesi ile müttefiklik ilişkileri resmileştirildi. Beyannamenin sonucunda savunma ve güvenlik alanında işbirliği güçlendirildi. Bölgesel istikrar ve güvenliğe destek ilkeleri yerini buldu. Zengazur koridoru ekonomik gücün anahtarı olarak değerlendirilebilir. Koridor sayesinde Azerbaycan devleti bir dizi ayrıcalık elde edecektir. Transit ülke olarak rolü artacak, Azerbaycan devleti Avrupa ile Asya arasında köprü rolünü oynamaya başlayacaktır. Böylece ülkemiz sadece Güney Kafkasya'nın ve Hazar çevresi bölgesinin değil, aynı zamanda büyük jeopolitik güce sahip, söz sahibi olan bir devlete dönüştü.
Ne yazık ki, ülkemizin başarısı herkesin hoşuna gitmiyor. Bu nedenle daima uyanık olmalı, tedbiri elden bırakmamalıyız. Herkes işini vicdanla yerine getirerek Azerbaycan'a hizmet etmeli ve Uluslararası ilişkilerdeki güç dengemizi korumalıyız.
İbrahim Kazımov
Batı Hazar Üniversitesi
Uluslararası İlişkiler Fakültesi