Azerbaycanlı milyonerin muhacir torunu Banin'i gece yarısı dehşete düşüren, komşuda gecelemeye mecbur eden neydi?
“...Işıklar kesilmiş, ev ve şehir derin bir karanlığa gömülmüştü. Bu karanlığı nereden atıldığı belli olmayan, vızıldayan kurşunlar delip geçiyordu. Uzaktan makineli tüfek sesleri de duyuluyordu. Biz her dakika “daşnak”ların (milliyetçi Ermeni partisinin adı böyleydi) eve dolacağını, evimizi dağıtıp bizi de katledeceklerini bekliyorduk. Telefon da kesilmişti, evimizin etrafı tehlikeyle dolu bir adaya benziyordu”.
Bu heyecanlı satırlar Meşhur Azerbaycan milyonerleri Şemsi Esedullayev'in ve Musa Nağıyev'in torunu, Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti'nin nazırlarından biri, milyoner Mirza Esedullayev'in kızı olan Ümmülbanu'nun (edebi takma adı Banin) 1946 yılında Paris'te yayımlanmış “Kafkas Günleri” romanındandır. Banin otobiyografik romanında sabahın açılmasıyla komşulukta gizlendikleri evin penceresinden Ermeni talanlarına şahit olduğunu, kendi evlerinin de Ermeniler tarafından yağmalandığını, evin bütün eşyalarının - çatal-kaşıkların, halı-kilimlerin, şamdanların, giysilerin, sevgili oyuncaklarına kadar - kamyona yüklendiğini kederle seyrettiğini derin bir yürek ağrısıyla hatırlıyor. Azerbaycan asıllı Fransız yazar Banin “Nami” (1942) romanında da 1918 yılında Bakü'de işlenen Ermeni vahşetinden bahseder. Nami günlüğünde yazar ki, Ermenilerin amacı kargaşa yaratmak ve bundan istifade edip Azerbaycanlıları katletmekti. Nami'nin günlüğündeki kayıtlar bunun doğruluğunu teyit eder: “Silahlı gruplar Ermeniler mi, yoksa Bolşevikler mi, henüz kesin bilinmiyordu, belki de, her ikisi de istenilen vakit eve girebilirlerdi” . Bu sözler o dönemin gerçek manzarasını yansıtmakla birlikte birçok konudan haber verir, olayların düzenlenmesinde Rusların da parmağı olduğunu gösterir.
Belirtmek gerekir ki, 31 Mart faciasının edebi, publisistik yansıması muhacirlerin daima dikkatinde tuttuğu konulardan olmuştur. Azerbaycan Kültür Derneği'nin 1952 yılında Ankara'da yayımladığı “Azerbaycan” dergisinde olayların mahiyeti, meydana gelme sebepleri, dehşetli sonuçları hakkında düzenli yazılar verilmiş, araştırma materyalleri yayımlanmıştır. Bu konuda yazan en aktif yazarlardan biri de Mirza Bala Memmedzade idi. Mirza Bala Memmedzade'nin derginin 1958 yılı mayıs-haziran ayında yayımlanan 2-3. sayılarında çıkan “Kafkas Memleketleri İstiklal İlanının 40. Yıldönümü Münasebetiyle” adlı geniş hacimli makalesi, tarihi olayların gerçek yansıması açısından büyük tarihi öneme sahiptir. M. B. Memmedzade Ermeni vahşetlerinin makalede gerçek tasvirini vererek yazar ki, on binlerce Türk'ün şehadetiyle sonuçlanan bu katliam, sabotaj ve talandan sonra 25 Nisan'da teşkil edilen 11 kişilik Bakü Sovyeti hükümetinde 5 Ermeni, 3 Rus, 1 Gürcü ve yalnızca birisi Bolşevik olmak üzere 2 Azerbaycanlı vardı. Yazarın tarihi kaynaklara istinaden yazdığı makalenin sonunda belirtilir ki: “Kafkas Konfederasyonu'nun dağılmasından sonra Azerbaycanlılar 4 Haziran 1918 tarihinde Türkiye ile bir anlaşma imzalamış ve bu mukavelenin 4. maddesine uygun aldıkları askeri yardım sayesinde Gence kapılarına kadar ilerleyen düşmanı geriye püskürtmüş ve Nisan'dan 15 Eylül'e kadar devam eden kanlı savaşı zaferle sonuçlandırmaya muvaffak olmuşlardır. Azerbaycanlıların bu zaferi bütün Kafkasya'yı Sovyet vahşetine maruz kalmaktan kurtarmıştı”.
Ankara'da yayımlanan “Azerbaycan” dergisi sayfalarında 31 Mart faciasına daima geniş yer ayırmış, soykırıma ait materyaller, fotoğraflar yayımlamıştır. Dergide yayımlanan makalelerin, paylaşılan fotoğrafların esas gayesi, amacı ve hedefi faciayı gelecek nesillere aktarmak, onun sonuçlarından ibret dersi çıkarmak, gelecek nesilleri bilgilendirmek idi.
Berlin'de yayımlanan “İstiklal” gazetesinin 1933 yılı 1 Nisan tarihli 31. sayısında soykırım konusuyla ilgili iki geniş hacimli makale yayımlanmıştır - “Bir Kırgının On Beş Yıllığı” ve “31 Mart”. “Bir Kırgının On Beş Yıllığı” makalesinin yazarı Mirza Bala Memmedzade 1918 yılında Bolşeviklerin tahriki ve yardımıyla Ermenilerin Bakü'de ve Azerbaycan'ın diğer bölgelerinde işlediği faciaları realist renklerle yansıtır: “Bu katliamla 3 gün içinde 15 bin günahsız Azerbaycanlının kanı akıtılmış, mülkler, haneler yerle bir edilmiş, her taraf kana bulanmıştı. Tam 3 gün, 3 gece yerden, gökten ve denizden Bakü'ye bomba ve el bombaları yağmıştır. Bu katliam Bakü ile sınırlı kalmamış, Şaumyan, Avakyan, Arakelyan, Amazars ve Lalayan'ın “kızıl kahramanları”, kendi tabirleriyle desek “Türkiye'nin Bakü cephesini yardıktan” sonra kuzeye-Kuba'ya, batıya-Şirvan'a ve güneye-Muğan ve Lenkeran'a geçerek on binlerce Azerbaycanlıyı kılıçtan geçirmişlerdir. Doğu Azerbaycan Cumhuriyeti baştan başa ateş içinde yanıyordu. Şamahı'da Emirov, Salyan, Muğan, Lenkeran ve Astara'da Lalayev ve onların çeteleri “ev ev dolaşarak akıl almaz hayasızlıklar ediyor, halkı kılıçtan geçiriyor, kadın ve kızlara işkenceler yapıyorlardı”.
“İstiklal”ın aynı sayısında “V. Nuh oğlu” imzasıyla sunulan “31 Mart” adlı diğer makale, Ermeniler tarafından işlenen Mart soykırımının mahiyetinin açılımında, o dönemde yaşananların idrakinde büyük öneme sahiptir: “1918 yılı 22 Mart'ta Bakü'nün ”İsmailiye“ binasının muhteşem salonunu milli müzik, dans, kahkaha, sevinç sesi titretiyordu... Millet Nevruz bayramını karşılamaktaydı. Bir hafta sonra, 31 Mart'ta ise, o tarihi bina, Azerbaycan'ın bütün siyasi, ilmi, edebi, bedii, iktisadi ve içtimai cemiyet ve teşkilatlarının, kütüphane, kıraathane, yetimler evinin yerleşmiş olduğu bu koca saray kuru bir vücut halinde matem içindeydi. Yakılmıştı. Yakılan bir tek “İsmailiye” değildi: Türklere ait bütün matbaalar, matbuat idareleri, milli tiyatro binaları, okullar, hastaneler, camiler, milli-kültürel müesseseler yerle bir edilmişti”.

Yazının etkileyiciliğini artırmak için yazar, o dönemde Bakü'de çalışan, bu faciaya şahitlik eden yabancıların hatıralarına müracaat eder. M. Kulka adlı yabancının yazdıklarını sakince okumak mümkün değil: “Ermeni askerler Müslüman mahallelerine girip halkı öldürüyor, kılıçla parçalıyor, süngülerle delik deşik ediyor, çocukları odunların içine atarak diri diri yakıyor, üç-dört günlük süt emen bebekleri ise süngülerine takıyorlardı”.
Ermeni vahşetini gözleriyle gören yabancı M. Kulka belirtir ki, Ermeniler öldürmedikleri Müslüman kadınların saçlarını bir-birine bağlayarak çıplak bir halde sokaklarda sürüyor, bedenlerine tüfeğin dipçiğiyle darbeler indiriyor, çocukları gaddarca öldürüyor, hiç kimseye aman vermeyerek dehşetli zorbalıklar işliyorlardı: “Melek kadar sevimli bir Azerbaycanlı bebek Bakü'nün duvarına mıhlanmıştır. Mıh bebeğin tam yüreğinin üstünden vurulmuştur; bir yığın kızlı-oğlanlı çocuk ölüleri, üzerlerinde kocaman çoban köpekleri, onlardan biri masum bir bebeği kemiriyor, çıplak bir kadın ölü vaziyette yere serilmiş, bu ölü vücudun kurumuş göğüslerini bir yavru emmektedir”.
Muhacir matbuatının saygın yazarlarından olan Mirza Bala Memmedzade'nin derginin 1958 yılı mayıs-haziran ayında yayımlanan 2-3. sayılarında çıkan “Kafkas Memleketleri İstiklal İlanının 40. Yıldönümü Münasebetiyle” adlı geniş hacimli makalesi, bu konuda yazılmış değerli bir araştırma eseri olarak değerlendirilebilir ve tarihi olayların gerçek yansıması açısından büyük tarihi öneme sahiptir.
31 Mart soykırımı konusunu muhacir matbuatında aydınlatan esas şahsiyetlerden biri de M.E. Resulzade olmuştur. Onun “Türklüğün Büyük Günlerinden (15 Eylül Münasebetiyle)” adlı makalesinde denilir ki: “1918 yılının 31 Mart'ı Bakü Müslümanlarına yeni bir Aşura ve kendi vatanları bir Kerbela olmuştu. Daşnaksütyun partisi Bolşeviklerle ittifaka girip şehrin Türk mahallelerini üç gün, üç gece katliama maruz bırakarak, on binden fazla silahsız halkı kurşun yağmurundan geçirmiştir. Azerbaycan milli hareketinin merkezi cezalandırıldıktan sonra katliam Şamahı, Kuba, Lenkeran, Salyan ve diğer bölgelerde devam ettirilmiştir”.
M.E. Resulzade'nin “Azeri” imzasıyla “31 Mart 1918” adı altında 1924 yılında yayımladığı makalesi, 1918 yılının mart-nisan aylarında Bakü Sovyeti'nin mandası altında faaliyet gösteren Daşnak-Bolşevik silahlı grupları tarafından özel bir gaddarlıkla işlenen kitlesel katliamlar hakkında daha geniş, daha ayrıntılı bilgi almak, halkımızın tarihine ve kaderine kanlı harflerle yazılmış olayın mahiyetini, işlenme sebeplerini, suçun boyutunu öğrenmek açısından önemlidir. Makalede yazar, 31 Mart'ı Azerbaycan Cumhuriyeti'nin teşekkülü tarihine yazılacak “en hüzünlü ve kanlı tarihlerden biri” olarak değerlendirir: “O günler şehrin Müslüman mahalleleri Ermeniler tarafından “ateşten geçirilmiş, Müslüman pazarı talan edilmiş, Teze Pir Camii'nin minareleri mermilerle delik deşik edilmiş, göğüsleri kesilmiş kadınların çıplak bedenleri, süt emen bebeklerin cansız bedenleri sokaklara atılmıştır”.
Büyük gazetecinin 1925 yılında yayımladığı aynı adlı makalesinde, Mart faciası arifesinde Sovyet Rusya'sının Kafkasya'da yürüttüğü çirkin siyaset, V.İ. Lenin'in talimatlarına uygun olarak S. Şaumyan'ın Bakü ile ilgili sinsi planlarının hayata geçirilmesi, o cümleden, cepheden dönen çok sayıda silahlı Rus ve Ermeni askerlerinin şehirde yerleştirilmesi ve saklanması yönündeki faaliyeti, Mart kırgınının coğrafyası, amansızlığı ve sonuçları hakkında ayrıntılı bilgi verilmiştir.
M.E. Resulzade'nin 31 Mart soykırımı konusunda yazdığı makalelerden biri de “Azeri” imzasıyla 15 Mayıs 1924 tarihinde “Yeni Kafkasya” dergisinde yayımladığı “Ermeni Meselesi”dir. Makale hem probleme yaklaşım tarzı, hem bu çirkin siyasetin ortaya çıkışı, tarihi kökleri ve Mart kırgınlıklarına götüren süreç hakkında yazarın ilginç mülahazaları, derin ve objektif tahlili, değerlendirmesi ile dikkati çeker. M.E. Resulzade matbuat sayfalarını işgal eden “Ermeni meselesi”nin tarihinin ve mahiyetinin herkese malum olmadığını, Türk dünyasına zarar verdiği gibi, Ermeniler için de felakete vesile olduğunu kaydeder: “Demek ki, tarih tekerrür ediyor. Vaktiyle Çarlığın yerleştirdiği Ermeni muhacirleri şimdi de Bolşevizm tarafından himaye ediliyorlar. Çarlık yalnız Don vilayetinde Ermeni kasabası vücuda getirmekle kalmamış, Kafkasya ötesindeki Ermeniliği de takviye etmişti. Türkiye'den hicret eden Ermenileri buralara yerleştirmişti. Çarlığın Kafkasya'da istinat ettiği millet Ermeniler idi. Rus kapitalizminin, Rus kolonizasyonunun yol başçısı Ermeni eşrafı ve Ermeni muhtekirleri idi”.
31 Mart Soykırım Günü'nü her yıl hatırlamaya ihtiyaç var mı? Sorusunun tek cevabı var: Tarih unutkanlığı sevmez ve ağır cezalandırır!
Esmira İsmayılova,
Filoloji Bilimler Doktoru, Doçent