"Tarihi ve kültür anıtlarının korunması Azerbaycan Cumhuriyeti'nde kanunla düzenlenmektedir. Bu kanun sadece anıtların korunmasını değil, aynı zamanda onların incelenmesi ve doğru kullanılmasıyla ilgili ilişkileri de belirlemektedir. Tarihi ve kültür anıtları denildiğinde arkeolojik ve mimari objeler, etnografik, nümizmatik, epigrafik materyaller, sanat eserleri, antropolojik buluntular, ayrıca tarihi olay ve şahsiyetlerle ilgili bina ve anıt yerleri kastedilmektedir. Bu miras halkın hafızası, kimliği ve manevi değerlerinin taşıyıcısıdır".
Bunu Modern.az'a yaptığı açıklamada Milli Meclis Kültür Komitesi üyesi Ülviyyə Həmzəyeva belirtti.
Milletvekili, anıtların korunması alanındaki mevzuatın Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasası, özel kanunlar ve Azerbaycan'ın taraf olduğu uluslararası anlaşmalar temelinde oluştuğunu vurguladı.
“Tarihi ve kültür anıtlarının kasten yok edilmesi veya zarar görmesi ise Azerbaycan Cumhuriyeti Ceza Kanunu'nun 246. maddesine göre sorumluluk doğurur ve bu, para cezası veya özgürlükten mahrum bırakma ile sonuçlanabilir. Son zamanlarda toplumda geniş tartışmalara neden olan konulardan biri de tarihi binalarda grafitinin uygulanmasıdır. Özellikle Nizami Sinema Merkezi binasında yapılan grafitiler bu konuyu yeniden güncel hale getirdi. Bu olay önemli bir soruyu gündeme getirdi. Grafiti bir kültür göstergesi midir, yoksa şehir ortamına zarar veren bir davranış biçimi mi?"?
Aslında grafiti modern sanatın bir dalıdır. Batı ülkelerinde bu sanat türü, bireysel ifade aracı, sosyal mesajların iletilmesi ve şehir estetiğinin bir parçası olarak kabul edilmektedir. Berlin, Londra, New York gibi şehirlerde grafiti için özel bölgeler ayrılmakta ve bu alanda çalışan sanatçılar uluslararası düzeyde tanınmaktadır. Böyle bir ortamda grafiti vandalizm değil, kontrollü ve değerli bir sanat formu olarak kabul edilir:
“Ancak konu tarihi anıtlara geldiğinde yaklaşım kökten değişir. Tarihi binalar sadece taş ve duvarlardan ibaret değildir – onlar halkın geçmişinin canlı şahitleridir. Bu açıdan İçerişehir veya Nizami Sinema Merkezi gibi mekanlara müdahale sadece estetik bir bozukluk değil, aynı zamanda kültüre saygısızlık olarak değerlendirilir. Bu gibi durumlarda grafiti artık sanat değil, açıkça vandalizme dönüşür”.
Ü.Həmzəyeva, grafitinin arkasında çoğu zaman gençlerin kendini ifade etme isteğinin yattığını kaydetti:
“Uygun bir platform olmadığında bu enerji yanlış yöne yönelir. Bazen ise konu genellikle yaratıcılıktan çok, düşünülmemiş davranış ve tesadüfi hareketlerle ilgili olur”.
Milletvekili, sorunun çözüm yollarından da bahsetti:
“Bu problemin çözümü yasaklarla değil, doğru yönlendirme ile mümkündür. Gençlerle bilinçlendirici çalışmalar yapmak, onların yaratıcılık potansiyelini geliştirmek ve en önemlisi, yasal sokak sanatı mekanları oluşturmak önemlidir. Modern bölgelerde, sanayi bölgelerinde ve boş duvarlarda grafiti için özel alanlar ayrılırsa, hem şehrin estetik görünümü korunur, hem de gençler kendilerini serbestçe ifade edebilirler.

Sonuç olarak, grafiti ne tamamen olumlu ne de tamamen olumsuz bir olaydır. Değeri bağlama bağlıdır. Doğru yönetildiğinde grafiti şehre renk ve dinamizm katar, kontrolsüz uygulandığında ise kültürel mirasa zarar verir. Asıl mesele grafitinin kendisi değil, nerede ve nasıl uygulandığıdır. Doğal olarak çekilen fotoğraflarda ben bir sanatçı olarak sanat eseri görmedim ve bu durumda grafiti artık sanat değil, açıkça vandalizm olarak kabul edilir. Gençlerle ciddi çalışmalar yapmak, onları bilgilendirmek ve ceza olarak bozdukları duvarı profesyonellerle birlikte yenileyerek işin ağırlığını idrak ettirmek gerekmektedir. Sokak sanatı projeleri desteklenmeli, estetik ve kültürel değerler hakkında bilinçlendirme yapılmalıdır”.