Modern.az

Din perdesi altında diktatörlük - İran rejimi sonuna mı yaklaşıyor? 

Din perdesi altında diktatörlük - İran rejimi sonuna mı yaklaşıyor? 

Analitik

3 Ocak 2026, 17:30

İran İslam Cumhuriyeti bugün kendi tarihinin en ağır ve belirleyici krizlerinden birini yaşamaktadır.

Ülkenin yerel para birimi olan riyalin dolar karşısında keskin ve önüne geçilemez bir şekilde değer kaybetmesi, artık sadece ekonomik bir gerileme değil, rejimin temellerini sarsan büyük bir siyasi patlamaya dönüşmüştür.

Sokaklara dökülen insanlar artık sadece ekmek ve iş için değil, on yıllardır süren molla diktatörlüğünün sona ermesi ve temel siyasi değişikliklerin yapılması talebiyle ortaya çıkmaktadırlar. Rejim ise her zaman olduğu gibi, halkın feryadına reformlarla değil, kan ve şiddetle cevap vermektedir. Alınan son bilgilere göre, protestoların başladığı kısa süre içinde en az 10 gösterici katledilmiş, yüzlerce insan ise ağır işkencelere maruz kalarak zindanlara atılmıştır. Özellikle Tahran, Tebriz, Meşhed, İsfahan ve diğer bölgelerde protestocuların üzerine ateşli silahlardan ateş açılmakta, "Besic" ve SEPAH'ın özel kuvvetleri aracılığıyla sivil halka karşı terör uygulanmaktadır. Bu acımasızlık İran rejimi için bir yönetim metodudur; hatırlatalım ki, 2022 yılında Mahsa Amini'nin başörtüsüz olduğu için ahlak polisi tarafından katledilmesinden sonra başlayan kitlesel protestolar sırasında 2 binden fazla insan rejim güçleri tarafından vahşice öldürülmüş, binlerce genç ise hapishanelerde fiziksel ve manevi baskılara maruz kalmıştı.

Bu olayların merkezinde duran ilginç noktalardan biri Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkian'ın konumudur. Pezeşkian'ın halkın protestolarına karşı daha anlayışlı yaklaşmaya çalışması, protestocuların talepleriyle belirli bir anlamda uzlaşması ve ekonomik durumu düzeltmek için elinden geleni yapmaya çalıştığı gözlemlenmektedir. Ancak İran'daki mevcut teokratik yönetim sistemi dahilinde cumhurbaşkanının yetkileri oldukça sınırlıdır. Asıl güç ve son karar verme yetkisi dini liderin ve onun kontrolündeki SEPAH'ın elinde toplanmıştır. Pezeşkian'ın halkla diyalog kurma çabaları, aslında ülkeyi yöneten "gölge devleti" ve radikal kanat tarafından engellenmektedir. Bu da göstermektedir ki, İran'da reform çabaları sistemin iç yapısı tarafından boğulmakta ve halkın öfkesi doğrudan bu aşılmaz duvarlara yönelmektedir.

İran toplumundaki öfkenin kökeninde aslında dayanılmaz sosyal adaletsizlik ve yolsuzluk yatmaktadır. Bir tarafta SEPAH ve iktidar elitine yakın zümreler ülkenin petrol, gaz ve diğer doğal kaynaklarını tekelleştirerek milyarlarca dolarlık servet içinde yüzerken, diğer tarafta ise sıradan vatandaşlar en temel gıda ürünlerini ve yakıtı almakta zorlanmaktadır. Düzenli olarak artan fiyatlar, hiperenflasyon ve işsizlik halkı sefalet sınırına getirmiştir. SEPAH sadece ekonomiyi yağmalamakla kalmıyor, aynı zamanda ülkenin ekolojik geleceğini de yok etmektedir. Bunun en bariz örneği Urmiye Gölü'nün kurutulmasıdır. SEPAH'ın kontrolündeki şirketlerin yürüttüğü plansız su politikası, inşa edilen çok sayıda baraj ve göl çevresindeki kaynakların yasa dışı sömürüsü, bu nadir doğa incisini yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bırakmıştır. Bu, bölgede yaşayan milyonlarca insanın, özellikle Azerbaycan Türklerinin hayatına ve sağlığına karşı yöneltilmiş bilinçli bir ekolojik terördür.

Aynı zamanda, İran halkı artık ülkenin milyarlarca dolarlık kaynağının Suriye, Lübnan, Yemen ve Irak gibi ülkelerde yıkıcı faaliyetlere, vekil grupların silahlandırılmasına harcanmasından bıkmıştır. Tahran'ın bölgesel hegemonya tutkusuyla yürüttüğü bu siyaset, içeride "Ne Gazze, ne Lübnan, canım İran'a kurban" sloganıyla keskin bir şekilde reddedilmektedir. Halk, parasının dış ülkelerdeki terör odaklarına ve füze programlarına değil, ülke içindeki hastanelere, okullara ve altyapının yenilenmesine harcanmasını talep etmektedir. İnsanlar, rejimin "dış düşman" imajı yaratma çabalarının, aslında iç başarısızlıkları örtbas etmek için bir manipülasyon olduğunu anlamaktadırlar.

Rejimin bu saldırgan ve müdahaleci siyaseti Azerbaycan'ı da teğet geçmemiştir. İran'ın resmi medya organları, özellikle "Seher" televizyon kanalı ve çeşitli sosyal ağ segmentleri aracılığıyla ülkemize karşı yürüttüğü çirkin ideolojik propaganda herkesçe bilinmektedir. Rejim, dini tarikat birliği adı altında Azerbaycan'daki belirli kitleleri manipüle etmeye, devletimizin laik yapısını hedef almaya ve ülke içinde karışıklık yaratmaya çalışıyordu. Ancak Azerbaycan devletinin kararlı siyasi iradesi, halkın devletçilik geleneklerine sadakati ve hukuk-güvenlik organlarının uyguladığı etkili tedbirler sayesinde bu "devrim ihracı" girişimleri ve hain şebekeler ifşa edilmişti. Azerbaycan'ın bağımsız dış politikası ve kalkınma yolu, İran'ın teokratik rejimi için bir tehdit olarak algılanmaktadır, çünkü bu, "İslam modeli"nin başarısızlığını daha belirgin bir şekilde ortaya koymaktadır.

Sonuç olarak, 1979 yılında "adalet" ve "özgürlük" vaatleriyle kurulan, İslam değerlerini siyasi bir araca dönüştüren bu sistem, bugün kendi halkının kanını döken, komşularıyla düşmanlık yürüten ve içeriden tamamen çürümüş sıradan bir otoriter rejime dönüşmüştür. Pezeşkian gibi figürlerin fedakar çabaları bile bu büyük yıkımın önüne geçememektedir, çünkü sistem artık kendini tüketmektedir. İç dayanakları tamamen sarsılan, gençlerin nefretini kazanan ve uluslararası alanda tecrit olan İran rejimi artık yolun sonuna yaklaşmaktadır. Tarih kanıtlamaktadır ki, halkın iradesine ve komşu devletlerin egemenliğine saygı duymayan hiçbir diktatörlük ebedi olamaz. İran'ın geleceği artık iktidar içindeki entrikalarda değil, sokaklarda özgürlüğü için canını feda eden insanların elindedir.

Instagram
Gündəmdən xəbəriniz olsun!
Keçid et
ABŞ qırıcıları hərəkətə keçdi - İrana hücum başlayır