Son yıllarda Türk Devletleri Teşkilatı etrafında gözlemlenen süreçler tesadüfi ve epizodik bir nitelik taşımamaktadır. Yaşananlar, ardışık bir siyasi hattın, uzun vadeli bir stratejinin değişen uluslararası ilişkiler sistemine uyumunun bir sonucudur. Tüm dünyaya açıktır ki, bu teşkilat klasik kültürel birlik platformu çerçevesini önemli ölçüde aşarak işlevsel ve etki imkanları olan bölgesel bir aktöre dönüşmektedir.
Mevcut gerçekler göstermektedir ki, Türk Devletleri Teşkilatı Avrasya coğrafyasında yeni bir jeopolitik güç merkezi oluşturmaktadır. Bu güç merkezinin dayanakları ise sadece ortak etnik-kültürel kimlikle sınırlı değildir. Burada güvenlik mimarisi, enerji diplomasisi, ulaştırma-iletişim hatları, ekonomik entegrasyon ve bilgi ortamı gibi temel bileşenler ön plana çıkmaktadır. İşte bu çok bileşenli yapı içerisinde Azerbaycan öncü bir konumda yer almaktadır.
Azerbaycan'ın Türk Devletleri Teşkilatı'ndaki konumu retorik beyanlara ve sembolik jestlere dayanmamaktadır. Bu konum, somut siyasi sonuçlar, fiili etki mekanizmaları ve gerçek güç göstergeleri ile ölçülmektedir. 44 günlük Vatan muharebesinden sonra bölgede oluşan yeni jeopolitik konfigürasyon bu gerçeği açıkça ortaya koymuştur. Azerbaycan, Güney Kafkasya'da uzun yıllar mevcut olan statükoyu değiştiren bir aktördür.
Bu statükonun değişmesi sadece milli çıkarlarla sınırlı kalmadı. Ortaya çıkan yeni bölgesel denge, Türk dünyasının genel stratejik çıkarlarıyla örtüştü. Bu gerçek, Azerbaycan'ın bölgesel süreçlerdeki katalizör rolünü daha da pekiştirdi. Sonuç olarak Azerbaycan artık olaylara tepki veren değil, süreçleri şekillendiren bir devlettir.
Modern uluslararası ilişkiler sisteminde “güç” kavramı klasik ekonomik göstergelerle sınırlı değildir. Askeri irade, siyasi meşruiyet, diplomatik çeviklik, bilgi üstünlüğü ve stratejik iletişim imkanları bu kavramın temel bileşenlerine dönüşmüştür. Bununla birlikte enerji güvenliği, lojistik rotaları ve ulaşım koridorları da modern güç mimarisinin ayrılmaz bir parçasıdır.
Azerbaycan, bu bileşenlerin hepsini paralel şekilde yönetebilen nadir devletler arasındadır. Enerji kaynaklarının yönetimi ve transit ülke statüsünün güçlendirilmesi günümüzde çok büyük bir başarıdır. Orta Koridor projesinin aktif faza geçirilmesi ve diplomatik denge politikası ülkenin sistemli güç modelini oluşturmaktadır. Bu gerçek, Azerbaycan'ın Türk Devletleri Teşkilatı'ndaki doğal lider konumunu objektif bir şekilde meşrulaştırmaktadır.
Türk Devletleri Teşkilatı'nda son yıllarda gündeme gelen birçok temel girişimin Bakü'den kaynaklanması tesadüfi sayılamaz. Enerji işbirliği mekanizmaları, ulaştırma-lojistik projeleri, güvenlik diyalogları ve siyasi koordinasyon formatları Azerbaycan'ın stratejik vizyonunun ürünüdür.
Özellikle Orta Koridor'un aktifleştirilmesi, Türk dünyasını Avrupa pazarlarıyla birleştiren gerçek ve alternatif bir güzergah olarak öne çıkmaktadır. Bu koridor sadece ekonomik mahiyetle kalmayıp jeopolitik önem de taşımaktadır. Azerbaycan bu süreçte hem coğrafi hem de siyasi açıdan temel bağlayıcı halka rolünü oynamaktadır.
Mevcut jeopolitik gerçekleri analiz ederken Karabağ faktörünü göz ardı etmek mümkün değildir. Karabağ artık klasik anlamda bir çatışma bölgesi değildir. Bu bölge yeni siyasi, ideolojik ve kültürel bir anlam taşımaktadır. Karabağ, Türk dünyasının entegrasyon ve dayanışma merkezine dönüşmektedir.
Şuşa şehrinin Türk Dünyası için Kültür Başkenti statüsü alması sıradan bir protokol kararı niteliği taşımamaktadır. Bu adım, Karabağ'ın sembolik statüsünün kurumsallaştırılması anlamına gelmektedir. Azerbaycan Karabağ'ı sadece fiziksel açıdan restore etmemektedir. Burada yeni bir bölgesel entegrasyon modeli kurulmaktadır.
Bu süreç Türk Devletleri Teşkilatı'nın ideolojik dayanaklarını güçlendirmektedir. Çünkü ortak tarih ve ortak hafıza artık somut bir coğrafyada, gerçek bir siyasi bağlamda yansımasını bulmaktadır.
2026 yılında Azerbaycan'da ortak askeri tatbikatların düzenlenmesi girişimi sıradan bir askeri tedbir olarak değerlendirilemez. Bu teklif açık ve çok katmanlı bir jeopolitik mesajdır. Mesaj hem bölgesel aktörlere hem de bölge dışındaki güç merkezlerine yöneliktir.
Ortak tatbikatlar, Türk devletlerinin ortak güvenlik anlayışını güçlendirmektedir. Bu model klasik askeri ittifak yapılarının bir kopyası değildir ve herhangi bir ülkeye karşı yönelmemiştir. Bu, Türk dünyasının spesifik güvenlik ihtiyaçlarına uygun olarak şekillendirilen yeni bir kavramsal yaklaşımdır.
Azerbaycan bu güvenlik modelinin merkezinde durmaktadır. Bunun sebebi, gerçek savaş tecrübesinin tam da Azerbaycan'da oluşmasıdır. Bu tecrübe teorik doktrinlerden değil, fiili askeri-siyasi süreçlerden kaynaklanmaktadır.
Karabağ'ın azat edilmesinden sonra Azerbaycan'ın dış politikasında niteliksel bir değişiklik meydana geldi. Öncelikler yeniden belirlendi. Bölgesel ittifaklar ve stratejik ortaklıklar ön plana çıkarıldı. Türk Devletleri Teşkilatı bu yeni dış politika konseptinin temel sütunlarından birine dönüştü.
Azerbaycan artık savunma konumundan çıkarak inisiyatif sahibi ve yönlendirici aktör statüsünü pekiştirmiştir. Bu da ülkenin uluslararası sistemdeki gerçek ağırlığını önemli ölçüde artırmaktadır. Türk dünyasında Azerbaycan'ın liderliği rasyonel kabul ve fiili etki mekanizmaları üzerine kurulmuştur. Bu da liderliğin en sürdürülebilir şeklidir.
Tüm bu süreçler göstermektedir ki, Türk Devletleri Teşkilatı oluşum aşamasını geride bırakmaktadır. Yeni aşama güçlenme, derinleşme ve kurumsal entegrasyon aşamasıdır. Bu aşamada liderlik kabiliyeti belirleyici bir faktör olarak öne çıkacaktır.
Azerbaycan bu kabiliyete sahip olduğunu pratik olarak kanıtlamıştır. Karabağ ise bu liderliğin merkezidir. Türk dünyasının gelecekteki siyasi haritasında Karabağ'ın özel ve stratejik bir yeri olacaktır.
Mevcut modern gerçekler açıkça göstermektedir ki, Türk Devletleri Teşkilatı'nın lokomotifi Azerbaycan'dır. Bu lokomotifin durmaya niyeti yoktur. Aksine, bu hareket hem bölgeyi hem de bir bütün olarak Türk dünyasını daha istikrarlı, daha güvenli ve daha entegre bir geleceğe doğru taşımaktadır.
Modern Analitik Tahlil ve Araştırma Grubu