Yakın Doğu'da yaşanan süreçler çoktan yerel çatışma çerçevesinden çıkarak küresel güvenlik mimarisine etki eden bir faktöre dönüşmüştür. Gazze Şeridi'nde devam eden askeri-siyasi gerilim, uluslararası ilişkiler sisteminde yeni riskler yaratmıştır. Bu süreçler fonunda çeşitli devletlerin pozisyonları yeniden değerlendirilmektedir.
Azerbaycan'ın Filistin meselesine yaklaşımı da bu bağlamda dikkat merkezine düşmektedir. Çünkü artık Azerbaycan galip, kendi toprak bütünlüğünü sağlayan bir devlettir. Bu nedenle, onun pozisyonu ciddi ilgi uyandırmaktadır. Görünen o ki, çoğu zaman Azerbaycan'a karşı olan güçler, özellikle Türkiye'de bu meseleden sorun çıkarmak istemektedirler. Hatta kardeş Türkiye ile Azerbaycan arasında kendi dünyalarında güya nifak yaratmaktadırlar.
Genel olarak, resmi Bakü uzun yıllardır prensipli ve tutarlı bir çizgi sergilemektedir. Bu çizgi, uluslararası hukukun temel ilkelerine dayanmaktadır.
Azerbaycan, bağımsız Filistin devletinin kurulmasını daima desteklemiştir. Bu pozisyon hem ikili hem de çok taraflı platformlarda açıkça ifade edilmiştir. İslam İşbirliği Teşkilatı çerçevesinde Bakü, Filistin ile ilgili kararların lehine oy vermiştir. Bağlantısızlar Hareketi'nde de Azerbaycan bu pozisyondan geri çekilmemiştir. Bu üslup hukuki-siyasi bir yaklaşımdır.
Resmi Bakü'nün Filistin ile ilgili pozisyonunun pratik göstergelerinden biri büyükelçilik meselesidir. Filistin Devleti'nin büyükelçiliği, Azerbaycan'ın mali desteğiyle faaliyet göstermektedir. Bu gerçek başlı başına her şeyi söylemektedir. Diplomatik temsilciliğin varlığı, siyasi meşruiyetin tanınması demektir. Ve üstelik temsilciliğin Azerbaycan'ın desteğiyle faaliyet göstermesi tam destek demektir. Bu, Azerbaycan'ın uluslararası hukuka bağlılığının bir örneğidir.
Olayların kronolojisi, Azerbaycan'ın Yakın Doğu diplomasisinde pasif bir aktör olmadığını söylemeye temel vermektedir. Şarm El-Şeyh'te düzenlenen Yakın Doğu Barış Zirvesi'ne katılım bunun bir göstergesidir. Zirve, bölgesel güvenlik gündeminin önemli platformlarından biri sayılıyordu.
Burada temel tartışma konusu İsrail-Filistin çatışmasının çözümlenmesiydi. Azerbaycan'ın katılımı, dengeli ve ölçülü diplomasinin bir parçasıydı. Ancak gerçeklik şudur ki, Filistin meselesinin çözümü sadece uluslararası kuruluşlara bağlı değildir. Asıl söz sahibi bölgenin önde gelen Arap devletleridir. Birleşik Arap Emirlikleri bu bağlamda özel bir rol oynamaktadır. Suudi Arabistan bölgesel liderlik iddiasını korumaktadır. Mısır, güvenlik açısından Gazze ile doğrudan bağlantılı bir devlettir. Ürdün ise Kudüs meselesinde tarihi ve dini sorumluluk taşımaktadır. Bu ülkelerin pozisyonu dikkate alınmadan gerçek bir barış mekanizması oluşamaz. Azerbaycan da bunu açıkça anlamaktadır.
Mevcut aşamada Azerbaycan'ın Gazze'de barış gücü misyonunda yer alması gündemde değildir. Bu karar, stratejik risklerin doğru değerlendirilmesinin bir sonucudur. Bölgede askeri denge son derece hassastır. Doğrudan askeri katılım jeopolitik riskleri artırabilir. Ancak bu, Azerbaycan'ın süreçlerin dışında kalması anlamına gelmez. İnsani yardım meselesi gündemdedir. Ayrıca teknik ekipman ve sivil altyapıya destek imkanları mevcuttur. Bu, yumuşak güç stratejisinin klasik bir örneğidir. Elbette ki, Azerbaycan bu noktalarda aktiflik sergileyebilir.
Burada önemli, ancak çoğu zaman göz ardı edilen tarihi bir nokta var. Filistin siyasi hareketlerinin Ermenistan ile ilişkileri hiç de nötr olmamıştır. Çeşitli dönemlerde Ermeni terör örgütlerine ideolojik ve siyasi destek sağlanmıştır. Bu gerçek arşiv materyallerinde ve medyada yer almıştır. Sembolik jestler de dikkatten kaçmamıştır. Yasir Arafat'ın Ermeni rahiplerle kucaklaştığı görüntüler uzun süre tartışılmıştır. Hiç şüphesiz ki, bu görüntüler tesadüfi bir protokol epizodu değildi. Bu, siyasi bir mesajdı.
Filistin'in dışişleri bakanlarından birinin etnik Ermeni olması da ayrıca bir tartışma konusudur. Bu gerçek, diplomatik elitlerin oluşumunda etki dengesini göstermektedir.
Daha dikkat çekici nokta ise sözde “Ermeni soykırımı” ile ilgili çıkarılan puldur. Bu adım, Azerbaycan'ın milli çıkarları ve uluslararası hukukla çelişmektedir. Bu, tarihi olmasının yanı sıra paralel olarak siyasi bir meseledir.
18 Ocak 2000 tarihinde yaşanan olay ayrıca belirtilmelidir. Ermenistan'ın o zamanki başkanı Robert Koçaryan İsrail'e gayri resmi bir ziyaret gerçekleştirmişti. Ziyaret çerçevesinde Beytüllahim'de bir görüşme yapılmıştı. Görüşmenin diğer tarafı Yasir Arafat idi. Orada Koçaryan Filistin halkına barış ve refah dilemişti. Arafat ise Ermenistan'ın bölgesel çelişkilerden faydalanmadığını belirtmişti.
Ve Arafat'ın Ermenilerle ilgili beyanatları tutarlı bir nitelik taşımıştır. 2000 yılında Camp David görüşmeleri sırasında dikkat çekici bir pozisyon ortaya konulmuştur. Görüşmelerde Kudüs'ün eski şehrindeki Ermeni mahallesi meselesi tartışılıyordu. İsrail'in kontrol teklifine Arafat açıkça karşı çıkmıştı. “Ermeni mahallesi bize aittir” ifadesi siyasi retoriğin doruk noktasıydı. “Biz ve Ermeniler bir halkız” beyanatı ise açık bir mesajdı. “Ermenilere ihanet etmeyeceğim” cümlesi ise tarihi hafızada kalmıştır.
Bunun ardından 2002 yılında “Al Hayat” gazetesine verdiği mülakat bu pozisyonu bir kez daha teyit etti. Arafat yeniden Ermenilere ihanet etmeyeceğini belirtti. Tabii ki, bu açıklamalar Azerbaycan kamuoyunda ciddi sorular yaratmıştır.
Tüm bunlara rağmen, Azerbaycan Filistin meselesinde prensipliliğini her zaman korumuştur. Azerbaycan'ın bu pozisyonu uluslararası hukuka dayanan bir devlet politikasıdır. Resmi Bakü tarihi epizotlara önem verse de, mevcut gerçekliklerle hareket etmektedir. Diplomasi'de milli çıkarlar esastır. Azerbaycan için esas olan hukuki emsallerin korunmasıdır. Aksi takdirde uluslararası sistemde çifte standartlar daha da derinleşir.
Ve sonuç itibarıyla, diyebiliriz ki, Filistin-Gazze meselesi basit bir insani kriz gibi sıradan bir çatışma statüsünü çoktan aşarak, bölgede güç dengesinin, ideolojik bloklaşmanın ve tarihi hafızanın çatışması gibi büyük bir felakettir. Azerbaycan ise bu karmaşık manzarada dengeli bir aktör olarak kalmaya çalışmaktadır. Resmi Bakü'nün diplomatik hamleleri duygusal popülizmden çok uzaktır. İşte bu yaklaşım Bakü'nün dış politika çizgisinin temel üstünlüğüdür.
Modern Analitik Tahlil ve Araştırma Grubu