Modern.az

Pezeshkian, Rıza Pehlevi, SEPAH üçlüsü - İran'da Yugoslavya varyantı

Pezeshkian, Rıza Pehlevi, SEPAH üçlüsü - İran'da Yugoslavya varyantı

Analitik

9 Ocak 2026, 13:50

İran'la ilgili tartışmalar genellikle yanlış bir sorudan başlar. Kim iktidara gelecek? Mesud Pezeşkian mı, yoksa Rıza Pehlevi mi? Bu açıdan Pezeşkian ve Rıza Pehlevi iki farklı siyasi yol değil, iki farklı yanlış beklentiyi temsil etmektedir. Batı'nın bu konuya bakışı nasıldır? Önce ona bir göz atalım.

Batı'ya göre Pezeşkian sistemin içindedir. O seçilebilir, konuşabilir, sosyal ve ekonomik sorunlardan bahsedebilir. Ancak bu, gerçek iktidar demek değildir. İran başkanlığı, yürütme kurumundan çok, siyasi bir amortisör işlevi görmektedir. Memnuniyetsizlik toplumdan başkana yönelir, ancak karar mekanizması ona verilmez. Dış politika, güvenlik, ordu ve stratejik ekonomi başkandan bağımsızdır. Bu nedenle Pezeşkian'ın gerçek şansı iktidara sahip olmak değildir. Onun rolü sistemi değiştirmek değil, sistemi yönetilebilir tutmaktır.
Batılı analistler bunun “yönetilen bir başkanlık” olduğunu düşünüyor. Yani o, karar veren değil, kararların sonucunu açıklayan bir figürdür.

Rıza Pehlevi ise tam tersi bir konumda duruyor. O sistemin içinde değil ve bu, onun zayıf tarafıdır.

İran'da gerçek bir siyasi teşkilatı, iç mekanizması ve güç dayanakları yoktur. Ancak aynı zamanda, bu onun göreceli üstünlüğüdür. Çünkü sistemin içindeki tüm güç merkezleri ciddi bir meşruiyet krizi yaşamaktadır.

Batılı analistlerin Rıza Pehlevi'ye bakışı pragmatiktir. Onu hemen iktidara gelecek bir lider olarak değil, bir geçiş dönemi figürü olarak değerlendiriyorlar. Eğer mevcut sistem içeriden çökerse, parçalanırsa veya kendini yönetemez hale gelirse, Rıza Pehlevi ulusal uzlaşının sembolü ve referandum sürecinin yüzü olabilir. Ancak bu senaryo yalnızca tek bir şartla mümkündür: güvenlik aygıtı onu kabul ederse. Bu noktada tüm analizler aynı merkezde birleşiyor: SEPAH.

SEPAH'ın gücü sadece silahtan kaynaklanmıyor. Onun temel gücü, devletin alt katmanında kurulmuş paralel bir iktidar sistemi olmasındadır. İran klasik bir devlet modeli değildir. Bu ülkede ordu, ekonomi ve güvenlik aynı merkezde toplanmıştır ve bu merkez ideolojik değil, yapısal gücüyle yaşamaktadır. SEPAH sadece askeri bir kurum değildir. O, aynı zamanda büyük bir ekonomik aktördür. Petrol sektörü, inşaat, lojistik, limanlar ve bankacılık mekanizmaları bu yapıyla bağlantılıdır. Binlerce ailenin maddi bağımlılığı bu sisteme dayanmaktadır. Bu da onu sökülemez kılmaktadır. Buna ek olarak, SEPAH dış tehdit anlatısı üzerinden iç meşruiyet üretmektedir. Bölgesel gerilim, Batı ile çatışma ve kuşatma psikolojisi, bu kurumun içeride kalmasının temel argümanıdır. Bu mekanizma olmadan İran rejimi toplum üzerindeki kontrolü sağlamakta zorlanacaktır. İşte bu nedenle Batı, İran'ı hala bütün bir sistem olarak görmeyi tercih etmektedir. Oysa bu sistem çökerse, İran tek bir devlet değil, ulusal mahalleler haritasına dönüşebilir. Türkler kuzeyde Azerbaycan ve Türkiye ile, son derece hazırlıklı olan Kürtler batıda bölgesel Kürt yapılarıyla, Araplar Huzistan'da Körfez ile, özellikle Suudi Arabistan ile, Beluçlar ise Pakistan sınırı boyunca kendi çıkarlarıyla harekete geçebilir. Beluçlar İran'ın en yoksul halkıdır. Pakistan da kendi topraklarında yaşayan Beluç ayrılıkçılarından çekinmektedir.


Bu senaryo Yugoslavya'dan daha karmaşık ve daha tehlikelidir. Batı bu ihtimali açıkça tartışmıyor, çünkü İran'ın parçalanması yönetilen bir zayıflık değil, yönetilemez bir kaos demektir. Ancak sistem çökerse, etnik mahalleler artık bir ihtimal değil, bir sonuç olacaktır.

İran'ın mahallelere bölünmesi, Batı'da mevcut olan ayrılıkçı hareketleri yeniden canlandıracaktır. Batı, İran halklarına açıkça “kendi kaderini tayin etme” mesajı verse, İspanya'da, Belçika'da, Fransa'da, Büyük Britanya'da... bu emsal Batı'nın kendisini vuracaktır.

Batı'nın kendi topraklarında kabul ettiği ayrılıkçı hareketlerin sayısı 100'e yakındır. Aslında ise 200'den fazladır...

Bu gerçeklik fonunda sonuç basittir. Pezeşkian SEPAH'ı değiştiremez. Rıza Pehlevi ise SEPAH'sız iktidara gelemez. Batı'nın bakış açısına göre, İran'da değişen isimler olacaktır. Değişmeyen yapı kalacaktır. Umutlar bireylere bağlanacak, ancak İran'ın kaderini bu mekanizma belirleyecektir.

İran'ın sorunu kimin iktidara gelmesi değil. Sorun şudur ki, SEPAH kimin iktidara gelmesine yeşil ışık yakacak. Yani yeni lideri halk değil, sistem belirleyecek. Sistem ise SEPAH'a bağlıdır. İran'da sorun kimin iktidara gelmesi değil, iktidarın nerede yoğunlaşmasıdır. Elbette, Batı'nın bakışı her şeyden önce Batı'nın çıkarlarına dayanarak şekillenmiştir. Bu açıktır. Şu da açıktır ki, devrimin açıklanamaz bir mantığı vardır. Yani dile getirilen hiçbir tahmin zanna, tahmine sığmaz. Yani devrim sadece molla rejimini değil, SEPAH'ı da sıfırlayabilir...

Azerbaycan olarak bizim için önemli olan, İran'da yaşanan olaylardan millet olarak galip çıkmaktır. Bunun için ise süreçlerin gidişatı sırasında rasyonel bir konumdan hareket etmek gerekmektedir...

İran uzun süredir yönetilen bir kaos durumundadır. Artık yönetilemez bir hadde ulaşmıştır. Bundan sonra ne olacağı ise kesin olarak belli değildir. Belli olan şudur ki, molla rejiminin ana çizgisi budur: Toplumu sakinleştirmek, sistemi değiştirmemek. Yani devrimci bir patlamanın önüne geçerek kriz durumunu dondurmak istiyorlar. Daha önce mollalar bunu başarmıştı. Bu sefer ise bu, imkansız görünüyor...

Elbeyi Hasanlı,
Zürih

Telegram
Hadisələri anında izləyin!
Keçid et
ABŞ qırıcıları hərəkətə keçdi - İrana hücum başlayır