Modern.az

İran krizi bölgeyi sarsabilir - Ankara ve Bakü hazırlıklı olmalıdır

İran krizi bölgeyi sarsabilir - Ankara ve Bakü hazırlıklı olmalıdır

Analitik

10 Ocak 2026, 17:28

İran şu anda son on yılların en derin yapısal krizlerinden birini yaşıyor. Kitlesel protestolar artık yerel sosyal hoşnutsuzluk aşamasını aşarak siyasi meşruiyet krizine dönüşmüştür. Bu süreç sadece İran'ın iç kaderini belirlemekle kalmıyor. Aynı zamanda Orta Doğu jeopolitiğinin geleceğini de belirleyecek temel faktörlerden birine dönüşüyor.

İran'da yaşanan protestoların temel itici gücü makroekonomik çöküştür. Milli para birimi riyalin değeri tarihi bir düşüş yaşadı, enflasyon yüzde 50'yi aştı, gıda, ilaç ve enerji fiyatları kontrolden çıktı. Orta sınıf yozlaştı, yoksulluk kitleselleşti.

Devlet ile toplum arasında mevcut olan meşruiyet dengesi bozulmuştur. İlk aşamada protestolar ekonomik taleplerle başladı. Maaşlar, sübvansiyon, işsizlik vb. gibi sloganlar dile getirildi. Ancak kısa sürede bu süreç sistem karşıtı siyasi bir mobilizasyona dönüştü. Şimdi temel talep rejimin değiştirilmesidir.

Doğal olarak, yaşananlara dışarıdan müdahale de kendini gösteriyor. ABD lideri Donald Trump defalarca protestocuların yanında olduğunu, onlara ateş açılması halinde İran'a saldıracağını söylemiştir. 

Modern.az'a yaptığı açıklamada, Türkiyeli güvenlik uzmanı Abdullah Ağar, ABD yaptırımları, izolasyon girişimleri ve Gazze savaşından sonra yaşananların İran'ı çok "kırılgan" bir hale getirdiğini belirtti:

"Buna ek olarak, şimdi de protesto gösterileri başladı. Gösterilerde kan da döküldü. ABD ve İsrail'in de meselelere karıştığı görülüyor. Özellikle de ABD, protestoculara ateş açılırsa İran'ı vurmakla tehdit ediyor.

Şimdi bu, bir ülke için içinden çıkılması zor bir durumdur. İran'ın benzer olaylarla karşılaştığını tarihe bakıldığında görmek mümkündür. Bundan önce yaşanan durumları yönetmeyi başarmıştır. Diğer mesele ise vatandaşlarla devletin karşı karşıya gelmesidir. Bu, devlet için zor bir durum olsa da, üstesinden gelmek mümkündür. İki gücün kutuplaşması, kavgası yoktur, toplumla devletin, yani silahlı gücün çatışması vardır. Büyük sorunlar olsa da, bu çatışmanın galibi önceden bellidir. İran durumun çözümüne çalışacaktır.

İran'daki etnik, dini "kırılganlık" ve dini anlamdaki parametreler yakın zamanda çok daha belirginleşmiştir. Durumun İran tarafından düzeltilmesi zor bir hale getirilmiştir. Doğal olarak, dışarıdan, özellikle de İsrail ve ABD'den müdahale yönünde sinyaller var. Bu açıdan bakıldığında, olaylar nedeniyle önümüzdeki günlerde çok daha ciddi olaylara tanık olabiliriz.

Buna bir ortam oluşursa, en çok Türkiye ve Azerbaycan hazırlıklı olmalıdır. İran'daki Kürtlerin demografik varlığı oradaki Türklerle kıyaslanamaz. PEJAK, PKK ve Irak'ın kuzeyindeki silahlı ve siyasallaşmış güçler bir şekilde Türk, Güney Azerbaycan bölgelerini tehdit etmeye kalkışırlarsa, çok büyük bir olay yaşanabilir. Buna karşı tepkiler hazırlanmalıdır".

Uzman, Azerbaycan ile Türkiye'nin ortak bir strateji ile hareket etmesi gerektiğini vurguladı:

"HAMAS ve İsrail arasında 7 Ekim tarihinde yaşananlar Orta Doğu için bir kırılma noktasıdır. Bunun ek küçük ve büyük sarsıntılarını sonraki dönemde, ne yazık ki, izlemeye devam edeceğiz.

Buna dair Türkiye ile Azerbaycan'ın "Bir millet, iki devlet" çerçevesinde ortak bir strateji kurması oldukça önemlidir. Oldukça tehlikeli olacaktır. Kapsamı açısından büyük bir olaydır. Pehlevi'nin oğlu üzerinden gösterilen "kartlar" da masaya konulduğunda, bazıları İran'ı parçalanmaya neden olabilecek şekilde etkisi altına alma eğilimindedir. Bu, tüm coğrafya için çok önemli bir paradigma demektir. Jeopolitik açıdan tedbir almayı gerekli kılan olaylardır".

Diğer Türkiyeli güvenlik uzmanı İmbat Muğlu ise, İran'da son yıllarda yaşanan süreçlerin ani ve tesadüfi bir kriz değil, uzun süre boyunca birikmiş yapısal sorunların zaman zaman ortaya çıkan patlamaları olduğunu belirtti:

"Bu sürecin temel nedenleri şunlardır:

- Ekonomik baskılar – uluslararası yaptırımlar, yüksek enflasyon ve işsizlik;

- Siyasi temsil ve meşruiyet krizi;

- Genç neslin sosyal beklentileri ile rejimin ideolojik modeli arasındaki derin uçurum;

- Etnik ve mezhepsel çeşitliliğin merkezi devlet yönetimi ile yarattığı gerilim;

- Suriye savaşının bölgeye etkisi, ayrıca ABD ve İsrail'in İran'a karşı adımlarının bu süreci hızlandırması.

Mevcut olayların kısa sürede rejim değişikliği ile sonuçlanması ihtimali oldukça düşüktür. Çünkü İran devleti güçlü bir güvenlik mekanizmasına, yıllar içinde oluşmuş ideolojik dayanaklara, krizleri yönetme tecrübesine ve toplumun geniş kesimini belirli bir yöne sevk etme kabiliyetine sahiptir. Bununla birlikte, bu durum rejimin güçlendiğini göstermez. Başka bir deyişle, İran'da bir devrim beklenmiyor, ancak kronik istikrarsızlık giderek derinleşerek devam edecektir".

İran'a dış müdahale tehdidinin olup olmadığı ile ilgili ise uzman şunları söyledi:

"Doğrudan askeri müdahale – 2003 Irak senaryosu gibi – mevcut aşamada az ihtimallidir. Bunun temel nedenleri İran'ın geniş coğrafyası, büyük demografik ve askeri potansiyeli, ayrıca bölgede mevcut olan etki ağlarıdır (Hizbullah, Şii milisler, Husiler vb.). Ancak dolaylı müdahale gerçek ve süreklidir. Ekonomik yaptırımlar, siber saldırılar, bilgi savaşı ve medya üzerinden baskılar İran üzerinde ciddi etki göstermektedir. Bu açıdan, İran yönetiminin "dış güçler" vurgusu tamamen asılsız değildir, ancak iç sorunları gölgede bırakmak amacıyla abartıldığı da inkar edilemez.

Diğer yandan, tam ölçekli bir dağılma senaryosu kısa ve orta vadede zayıf bir ihtimal olarak kalmaktadır. Bununla birlikte, belirli riskler göz ardı edilemez. Uzun vadeli ekonomik durgunluk, merkezi iktidarın meşruiyetinin aşınması, etnik bölgelerde – Kürtler, Beluçlar, Araplar ve Güney Azerbaycan Türkleri arasında – artan özerklik talepleri potansiyel bir tehlike kaynağıdır. İran, Yugoslavya gibi "bir gecede" dağılacak bir devlet değildir. Ancak Sovyetler Birliği sonrası Rusya örneğinde olduğu gibi, merkezle çevreler arasında gerilimin arttığı, devletin içeriden aşındığı bir süreç yaşanabilir. Devlet tamamen çökmezse de, onun kontrol ve yönetim kabiliyeti zayıflayabilir".

İmbat Muğlu, Türkiye'nin meselelere yaklaşımıyla ilgili de konuştu:

"Türkiye'nin İran'a münasebeti ideolojik değil, jeopolitik karakter taşır. Ankara için İran'ın ani çöküşü sınır güvenliği, göç dalgaları, terör riski ve mezhepsel çatışmalar demektir. Zayıflayan İran ise ABD ve İsrail etkisinin doğrudan Türkiye sınırlarına kadar ilerlemesi riskini yaratır. Bu sebeple Türkiye prensip itibarıyla İran'ın toprak bütünlüğünü ve devlet kurumlarının korunmasını destekler. Aynı zamanda İran'ın bölgesel yayılmacı politikasına karşı dengeli bir duruş sergiler. Olası dış tehdit durumunda Türkiye İran'la askeri ittifak kurmaz, ancak onun parçalanmasına veya işgaline de açık destek vermez. Ankara'nın temel çizgisi şudur: İran ne kadar güçlüyse, o kadar da stabildir - ancak Türkiye için tehlike yaratacak seviyede değil.

Halihazırda İran'da yaşayan Azerbaycan Türklerinin sayısı Azerbaycan Cumhuriyeti'nin nüfusundan fazladır ki, bu da oldukça stratejik öneme sahip bir göstergedir. Ancak bu demografik üstünlük otomatik siyasi sonuç doğurmaz. Ekonomik ve ticari merkezlerdeki aktiflik, kültürel süreklilik, İran devlet yapılarına tarihi entegrasyon, ayrıca bölgesel güçlerin – Rusya, Türkiye ve Batı'nın – ihtiyatlı yaklaşımı bu sürecin uzun vadeli ve düşük profilli olacağını göstermektedir. Bu, ani bir kırılma değil, tedrici bir aşınma aşamasıdır. İran'da bugün devrimden çok sistemin sarsılması gözlemlenmektedir. Dış müdahale ise doğrudan değil, dolaylı ve kontrol altında tutulan bir biçimde devam etmektedir".

Whatsapp
Bizə yazın!
Keçid et
ABŞ qırıcıları hərəkətə keçdi - İrana hücum başlayır