Bugün yaşanan protesto gösterileri, rejim değişikliği çağrıları sebebiyle tüm dünyanın dikkatleri İran'a yönelmiş durumda. Halihazırda yüzlerce insanın öldürüldüğü, binlerce kişinin ise hapse atıldığı bildirilmektedir. Yaşananları ise Azerbaycan daha yakından izlemektedir. Çünkü bu ülkenin nüfusunun yarısından fazlası Azerbaycanlılardır.
Bu nedenle, yaşananların nasıl sonuçlanacağı, soydaşlarımıza ve bölgenin güvenliğine etkisi dikkat çekici noktalardır.
Modern.az-a yaptığı açıklamada siyaset bilimci Zerdüşt Elizade İran'da ortaya çıkan ağır ekonomik durumun temel sebebinin Amerika Birleşik Devletleri'nin son kırk beş yıl boyunca bu ülkeye karşı uyguladığı yaptırımlar olduğunu belirtmiştir:
"Dünyanın en güçlü askeri, siyasi ve ekonomik yaptırımlarının sonucunda İran ekonomisi zayıflamış ve bu da kaçınılmaz olarak ciddi sosyo-ekonomik sorunlar yaratmıştır. İkinci önemli sebep ise İran yönetiminin ekonomik politikasında mevcut olan kusurlardır. Bu kusurlar açıkça dile getirilmekte, tartışılmakta, reform yolları teklif edilmektedir. Ancak muhafazakar güçler bu reformların hayata geçirilmesine engel olmaktadırlar.
ABD Başkanı Donald Trump halihazırda azil tehlikesiyle karşı karşıyadır. Amerika siyasetinde ise böyle durumlar daha önce de gözlemlenmiştir: başkan azil tehlikesiyle karşılaştığında yurt dışında geniş çaplı askeri operasyonlara başvurulur.
Örneğin, Bill Clinton Monica Lewinsky skandalı sırasında azilden kaçınmak için Yugoslavya'yı bombalamaya başladı ve savaşı genişletti. Sonuç olarak azilden kurtuldu. Bugün de Donald Trump azil arifesindedir. Canını kurtarmak için Maduro'ya iftira attı, onu kaçırttı".
O, İran'daki protestoları körükleyen sebepleri de açıklamıştır.
"Halihazırda İran'da ekonomik kriz derinleşiyor: riyal hızla değer kaybediyor, dolar pahalılaşıyor. Özellikle küçük işletme sahipleri ve esnaf protesto ediyorlar. Halbuki tam da küçük işletme sahipleri rejimin temel sosyal dayanaklarından biri olarak kabul edilir.
Bu durumda “İran nereye gidiyor?” sorusu ortaya çıkıyor. Büyük devletler çok uluslu, güçlü devletlerin varlığını istemezler. Çünkü böyle devletler finansal, ekonomik, bilimsel ve endüstriyel potansiyele sahip olurlar. ABD, İngiltere ve diğer güç merkezleri, kendilerine rakip olabilecek büyük devletlerin oluşmasını istemezler.
Onların amacı büyük devletlerin çok sayıda zayıf, küçük etnik oluşumlara parçalanmasıdır. Böyle bir durumda o toplumların bilimsel ve ekonomik gelişim potansiyeli olmaz. Bu açıdan 90 milyonluk, çok uluslu İran devletinin parçalanması ABD ve Avrupa için arzu edilen bir durum olurdu. Rakip bir rejim saf dışı kalmış olurdu. Bu nedenle sürekli etnik hareketleri desteklemeye, körüklemeye çalışırlar".

Siyaset bilimci, Azerbaycanlıların İran'daki durumunun iyi olduğunu, ülke yönetiminde temsil edildiklerini vurgulamıştır.
"Dini lider Azerbaycanlıdır, ülke başkanı Azerbaycanlıdır. Güç yapılarında - Savcılıkta, İçişleri Bakanlığında, İslam Devrim Muhafızları Kolordusu'nda, orduda Azerbaycanlılar önemli mevkiler tutmaktadır. Azerbaycanlıların büyük çoğunluğu İran'ı kendi milli devleti ve vatanı olarak kabul etmektedir. Aklı başında olan bir insan kendi devletinin vatanının parçalanmasını ister mi? Zor".
Zerdüşt Elizade, Azerbaycanlıların İran'da dil sorunu da olmadığını düşünmektedir.
"Dil meselesine gelince, Hamedan'da, Tebriz'de, Zincan'da, Urmiye'de insanlar günlük hayatta Azerbaycan dilinde konuşurlar. Azerbaycan dilinde televizyon yayınları, televizyon kanalları, kitaplar mevcuttur. Doğrudur, ana dilinde genel eğitim okulları yoktur. Ancak bu, kısmen de halkın girişimciliğinden bağlıdır. Özel okul açma girişimleri olmamıştır. Olsa, mümkündür. Buna rağmen, bazı güçler dil ve kültür meselelerini yapay bir şekilde abartarak çelişkileri körüklemeye, halkları birbirine karşı koymaya çalışırlar. Unuturlar ki, ABD'nin tarihi sadece 250 yıldır, İran'ın ise 2500 yıl. İran kadim ve köklü bir devlettir. Bu devletin parçalanmaya maruz kalması zordur”.
Güvenlik uzmanı İlham İsmail İran'da yaşanan olayların rejim değişikliği ile sonuçlanmasının daha çok olumlu değerlendirilebileceğini belirtmiştir:
“İran'da yaşanan olayların nasıl sonuçlanacağını önceden tahmin etmek oldukça zordur. Çünkü bu ülke ideolojik, teokratik bir yapıya sahiptir ve toplum yeknesak değildir. Artık 46 yıldır mevcut olan, İslam ideolojisine dayanan bir sistemden bahsedilmektedir. Bu sistemin içinde ciddi parçalanmalar vardır.
1999 yılından başlayarak İran'da toplumun protestoları aşamalı olarak güçlenmiştir. Şimdiki protestolar ise öncekilerden keskinliği ile ayrılmaktadır. Burada artık herhangi bir reformdan değil, rejimin kendisinin değişmesinden bahsedilmektedir.
Bu süreçlerde dış güçlerin - özellikle ABD ve İsrail'in etkisi de mevcuttur. Onlar çeşitli şekillerde - ideolojik, siyasi ve diğer araçlarla sürece destek göstermektedirler. İran'da rejimin değişmesi, yani normal dünyevi bir yapının oluşması, bütünüyle Güney Kafkasya için, ilk olarak ise Azerbaycan için olumlu bir olay olurdu. Çünkü İran İslam Devrimi'ni diğer İslam ülkelerine ihraç etmeye çalışmıştır.
Azerbaycan için de bu yönde defalarca girişimlerde bulunulmuştur: ajan ağları oluşturulmuş, “kerime devleti” kurmak amacıyla insanları ele geçirmeye çalışmışlar, hatta terör eylemlerine başvurulmuştur. Bu açıdan İran'da yaşanan olayların rejim değişikliği ile sonuçlanması daha çok olumlu değerlendirilebilir".

Uzman, rejim değişmese bile artık önceki gücünde olmayacağını vurgulamıştır:
"Zayıflayan İran rejimi Güney Kafkasya ve Azerbaycan için ciddi bir tehdit oluşturmayacaktır. Elbette, en arzu edilen seçenek rejimin değişmesi ve normal, dünyevi bir devlet yapısının oluşmasıdır. Bu, aynı zamanda Güney Azerbaycan'daki soydaşlarımız için de önemli bir anlam taşımaktadır. Artık oradaki Azerbaycanlılar sadece belirli adımların atılmasını değil, rejimin değişmesini, haklarının oluşturulmasını ve temin edilmesini istemektedirler. Bu, sıradan bir talep değil, temel hakların iadesi meselesidir”, - uzman belirtmiştir.