İran'ın geleceğiyle ilgili tartışmalar artık sadece Tahran içinde yürütülmüyor. "İran sonrası" senaryolar, özellikle de federalizm konusu, doğrudan Türk dünyasının jeopolitik dengesini ilgilendiriyor. Çünkü İran sadece Farslardan ibaret değil. Bu ülkede milyonlarca Azerbaycan, Türkmen, Kaşkay, Horasan Türkü yaşıyor ve onların statüsü değişmeden İran'ın istikrara kavuşması mümkün değil.
Geçen yazımda İran'da Yugoslavya varyantının perspektiflerine değinmiştim. Bu defa ise başka modellere odaklanacağız.
İran federalleşirse, bu süreç Türkiye ve Türk dünyası için ne anlama geliyor?
Bu soruya cevap vermeye çalışacağız. Federalizm parçalanma değil, yönetilen değişiklik demektir. Bu devlet modeli çoğu zaman yanlış bir şekilde "devletin zayıflaması" olarak sunulur. Halbuki dünya tecrübesi gösteriyor ki, çok uluslu ülkeler ya federalleşerek yaşar ya da merkeziyetçilik yüzünden dağılma riskiyle karşı karşıya kalır.
İran için federalizm, tek devlet çerçevesinde merkezle bölgeler arasında gerçek bir yetki paylaşımı, etnik kimliklerin güvenlik sorunu değil, hukuki bir gerçeklik olarak tanınması, şiddetin yerini anayasal mekanizmaların alması demektir. Bu modelin işlediği ülkeler var: Almanya, İsviçre, Kanada. Hiçbiri federalleştiği için parçalanmamıştır. Aksine, iç gerilimleri yönetilebilir hale getirmiştir.
İran içinde en büyük ve siyasi açıdan en hassas Türk toplumu Güney Azerbaycan Türkleridir. Onlar ne monarşiyi ne de teokrasiyi kabul etmişlerdir. Çünkü her iki model de Fars-merkezli olmuş ve Türk kimliğini sistematik bir şekilde inkar etmiştir.
Federal İran senaryosunda Güney Azerbaycan, ana dilde eğitim, bölgesel parlamento, yerel ekonomik kaynaklara kontrol gibi talepleri tek devlet içinde gündeme getirebilir. Bu, Türkiye için de kritiktir. Çünkü Güney Azerbaycan üzerinden Türkiye–Kafkasya–Hazar–Orta Asya hattında ilişkiler güvenlik riski değil, hukuki ve ekonomik işbirliği zeminine geçebilir.
Çoğu zaman gözden kaçan, ama stratejik açıdan önemli bir mesele de var: İran Türkmenleri. Onlar Hazar'ın doğusunda, Türkmenistan ile doğrudan bağlantı hattında yer alırlar. Federal model İran Türkmenlerine kültürel ve siyasi süje statüsü verebilir, Aşkabat–Tahran ilişkilerini ideolojik gerilimden çıkarıp bölgesel işbirliğine dönüştürebilir, Hazar havzasında istikrarı güçlendirebilir. Bu, Türkiye'nin Türkistan ile ilişkileri açısından da stratejik bir üstünlük demektir.
Federalleşmiş, ama Fars-merkezli bir İran'ı tasavvur ediyor musunuz? Ancak bir noktayı romantikleştirmemek gerekir. İran federalleşse bile, Fars-merkezli siyasi refleksler otomatik olarak yok olmayacaktır. Tahran, Türk dünyasının entegrasyonuna şüpheyle yaklaşmaya, Türkiye'nin bölgesel rolünü dengelemeye, Türk bölgelerini "dış etki kanalı" olarak görmeye devam edebilir. Yani federalleşme otomatik olarak "Türk dünyasına dost İran" yaratmaz. Ama daha önemli bir değişiklik getirir: İran'ı öngörülebilir ve hukuki çerçeveye oturtulmuş bir aktöre dönüştürür.
Peki konfederasyon ne zaman gündeme gelir? Eğer federalizm formal kalırsa, gerçek bir yetki paylaşımı gerçekleşmezse, güvensizlik devam ederse, o zaman konfederasyon tartışması kaçınılmaz olur. Bu model, tek devletin fiilen zayıfladığı, bölgelerin egemenliğe yakın statü kazandığı, merkezin yalnızca koordinasyon rolünde kaldığı bir yapıdır.
Tarih gösteriyor ki, konfederasyon genellikle ilk tercih değil, son sonuçtur. ABD bunu XVIII. yüzyılda yaşadı, Avrupa Birliği ise bugün konfederatif mantığa yakın bir yapıyla işliyor.
Türkiye ve Türk dünyası için temel soru İran'ın federalleşip federalleşmemesi değil. Temel soru şudur: İran Türk kimliğini gerçek bir siyasi süje olarak kabul edecek mi? Eğer cevap "evet" olursa, bölgesel istikrar güçlenir, Türkiye–Türk dünyası ilişkileri genişler, İran iç çatışma kaynağı olmaktan çıkar. Eğer cevap yine belirsiz kalırsa, federalizm sadece zaman kazanma aracına dönüşür ve daha sert senaryolar gündeme gelir.
Bu bakımdan İran'ın geleceği sadece Tahran'ın değil, Ankara'nın da dikkatle izlemesi gereken stratejik bir süreçtir. Çünkü bu sürecin sonucu İran Türkleri, özellikle Güney Azerbaycan üzerinden tüm Türk dünyasını etkileyecektir.
Elbeyi Hasanlı,
Zürih