Dünya siyaseti köklü değişikliklerin yaşandığı bir aşamaya girmiştir. Son yıllarda uluslararası kurumlara olan güvenin azalması, küresel güçler arasındaki rekabetin keskinleşmesi ve bölgesel çatışmaların artması, mevcut dünya düzeninin sarsıldığını açıkça göstermektedir. Bu bağlamda, ABD Başkanı Donald Trump'ın Birleşmiş Milletler Teşkilatı'nı ikame edebilecek alternatif bir mekanizma önermesi tesadüfi sayılmamaktadır.
Donald Trump'ın Gazze Şeridi için önerdiği “Uluslararası Barış Konseyi” fikri aslında uluslararası yönetim sistemine açık bir meydan okumadır. ABD başkanının görüşüne göre, bu yeni kurum BM'nin yerini alabilir ve daha etkili faaliyet gösterebilir. Trump, BM'nin misyonunu yerine getiremediğini ve küresel çatışmaların çözümünde başarısız olduğunu açıkça belirtmiştir.
Aslında Trump'ın BM ile ilgili iddiaları oldukça gerçektir. Çünkü bu kurum yıllardır ölü bir cana dönüşmüştür. İkili standartlarla faaliyet göstermektedir.
Trump'ın açıklamaları, uluslararası hukuk ve küresel güvenlik sisteminin temel dayanaklarından biri sayılan BM'nin meşruiyeti meselesini yeniden gündeme getirmiştir. Uzmanların görüşüne göre, bu beyanatlar popülist retorik olmanın yanı sıra, gerçek siyasi niyetlerin de göstergesidir. ABD, uzun yıllardır BM'yi bürokratik, verimsiz ve siyasi dengelere bağımlı bir kurum olarak eleştirmektedir.

BM 1945 yılında İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra kurulmuştur. Teşkilatın temel amacı uluslararası barış ve güvenliği korumak, çatışmaları önlemek ve devletler arasında işbirliğini güçlendirmek olmuştur. Halihazırda BM'nin 193 üye devleti bulunmakta ve dünyanın hemen hemen tüm ülkeleri bu kurumda temsil edilmektedir. BM'nin yıllık bütçesi, çeşitli fonlar ve programlar dahil olmak üzere on milyarlarca dolarla ölçülmektedir.
Ancak uzun yıllar boyunca BM'nin kabul ettiği kararların icra mekanizmalarının zayıflığı ciddi sorulara yol açmıştır. Özellikle Güvenlik Konseyi'nin veto mekanizması, teşkilatı fiilen büyük güçlerin siyasi bir aracına dönüştürmüştür. Bunun en bariz örneklerinden biri Azerbaycan meselesidir. BM Güvenlik Konseyi, zamanında Azerbaycan'ın işgal altındaki topraklarıyla ilgili dört karar kabul etse de, bu belgeler yıllarca kağıt üzerinde kalmıştır.
Sonuç olarak, Azerbaycan kendi gücüne, uluslararası hukuka ve BM kararlarının hükümlerine dayanarak toprak bütünlüğünü kendisi restore etmiştir. Bu gerçek, BM'nin gerçek etki gücünün ne kadar sınırlı olduğunu açıkça ortaya koymuştur. Birçok uzman, BM'nin artık yetkisiz, kararları icra edilmeyen sembolik bir kuruma dönüştüğünü düşünmektedir.
İşte bu bağlamda Trump'ın “Barış Konseyi” girişimi dikkat çekmektedir. ABD başkanının açıklamasına göre, yeni kurumun kurucu üyeleri arasında 60 ülke yer alacaktır. Bu ülkelerden daimi üyelik için en az 1 milyar dolar bağış talep edilmektedir. Bu yaklaşım, klasik uluslararası örgüt modelinden farklılaşmakta ve daha çok finansal temelli bir güç mekanizmasını anımsatmaktadır.
Barış Konseyi'nin temel önceliği Gazze Şeridi'nin yeniden inşası olacaktır. Bunun için bir icra komitesi ve icra konseyinin oluşturulması da planlanmaktadır. ABD, bu yapılar aracılığıyla hem finansal akışları hem de siyasi kararları kontrol etmeyi hedeflemektedir. Bu ise fiilen Washington'ın küresel liderlik iddiasını yeni bir formatta restore etme girişimi olarak değerlendirilmektedir.

Peki, Trump'ın gücü BM'yi tamamen devre dışı bırakmaya yeter mi? Hukuki açıdan ABD başkanının BM'yi feshetme yetkisi yoktur. Ancak ABD'nin finansal, siyasi ve askeri etki imkanları göz önüne alındığında, BM'yi fiilen zayıflatma ve alternatif platformlar oluşturma potansiyeli mevcuttur.
Bu süreçte Rusya ve Çin faktörleri özel bir önem taşımaktadır. Moskova, BM Güvenlik Konseyi'ni Batı'nın baskılarına karşı temel bir kalkan olarak görmekte ve bu kurumun zayıflamasında çıkarı bulunmamaktadır. Çin ise BM'yi çok kutuplu dünya modelinin temel bir unsuru olarak kabul etmekte ve ABD'nin dominant rolünü sınırlamak için bu platformu aktif olarak kullanmaktadır.
Avrupa Birliği ülkeleri ise daha karmaşık bir konumdadır. Bir yandan BM'nin reformlara ihtiyacı olduğunu kabul ederken, diğer yandan Trump'ın tek taraflı girişimlerine ihtiyatla yaklaşmaktadırlar. Yakın Doğu ülkeleri için ise “Barış Konseyi” finansal ve güvenlik açısından yeni imkanlar vaat edebilir.
Uzmanlar, Barış Konseyi'nin BM'yi tamamen ikame edemeyeceğini, ancak onu gölgede bırakabileceğini düşünmektedir. Özellikle bölgesel çatışmalarda daha esnek ve hızlı karar mekanizmaları bu kuruma belirli avantajlar sağlayabilir. Bununla birlikte, uluslararası hukuki meşruiyet ve evrensel temsilcilik açısından BM'nin yerini doldurmak zor görünmektedir.
Sonuç olarak, Trump'ın girişimi küresel sistemdeki ciddi çatlakların varlığını bir kez daha gözler önüne sermektedir. Dünya artık eski kurallarla yönetilmemektedir. Yeni güç merkezleri, alternatif kurumlar ve farklı siyasi ittifaklar oluşmaktadır. BM'nin kaderi ise bu değişen dünya düzeninde temel tartışma konularından biri olarak kalacaktır.
Bir soru ise açık kalmaktadır. Dünya daha etkili mi, yoksa daha kaotik bir uluslararası sisteme doğru mu gitmektedir? Bu sorunun cevabını yakın yıllar verecektir.
Elnur ƏMİROV