Suriye artık bütünleşmeye doğru gidiyor. Suriye ordusunun son başarılı operasyonları sayesinde ülkenin doğusunda geniş alanlar ele geçirmiş SDG/YPG güçleri teslim olarak yeni Suriye hükümetinin taleplerini kabul etti.
Son gelişmelerle ilgili Türkiye'den güvenlik uzmanı Yücel Karauz Modern.az'a yaptığı açıklamada, son haftalarda yaşanan çatışmaların bölgedeki durumu köklü bir şekilde değiştirdiğini belirtti:
"Özellikle Haseke hattı ve tutuklama kampları altyapısı gibi kritik noktalarda yaşanan çatışmalar, koordinasyon eksikliğini, karşılıklı güvensizliği ve komuta-kontrol geçişlerinin ne kadar kırılgan olduğunu ortaya çıkardı. Bu kırılganlık, DEAŞ üyeleri ve ailelerinin tutulduğu kamplardan kaçış ve yeniden örgütlenme riskiyle birleştiğinde, rejimin geri aldığı bölgelerde “kalıcı güvenlik” iddiası ciddi şekilde zayıflıyor".
Uzmanın görüşüne göre, Suriye'de kalıcı istikrarın temel şartları 2 yönde yoğunlaşmıştır:
Güvenlik mimarisi: Yerel silahlı kuvvetlerin entegrasyonu, tek bir komuta zincirinin kurulması ve etkili istihbarat bilgi alışverişi.
Siyasi uzlaşma: Kürt bölgelerinde yerel yönetim, dil ve kimlik hakları, gelirlerin paylaşımı gibi konularda gerçek bir “toplumsal sözleşme” oluşmazsa, düşük yoğunluklu çatışmalar devam edecektir.

Uzman, YPG/SDG'nin etki imkanlarının büyük ölçüde tükendiğinin tam değil, kısmen doğru olduğunu vurguladı:
"Çünkü ABD'nin desteğinin askeri düzeyde azalması veya geri çekilmesi, aynı zamanda Şam'ın kontrolünü genişletme baskısı YPG/SDG'nin manevra imkanlarını daraltıyor. Bu nedenle terör örgütünün askeri ağırlığı azalıyor. En kritik nokta ise DEAŞ kampları ve hapishanelerle ilgilidir. Bu alanda yaşanan herhangi bir boşluk “güvenliği kim sağlıyor?” sorusunu sürecin merkezine getiriyor".
Y. Karauz, YPG/SDG'nin bölgeden tamamen çıkarılmasının en zor senaryo olduğunu düşünüyor:
"Daha gerçekçi görünen üç varyant mevcuttur. Birinci senaryo entegrasyon veya yeniden etiketlemedir. Yani grubun bir kısmının “Suriye ordusu” veya “yerel güvenlik güçleri” adı altında sisteme dahil edilmesi (isim değişir, kadro kalır) mümkündür. İkinci varyant parçalanma ile ilgilidir. Bazı grupların Şam ile anlaşması, diğerlerinin ise çekilerek sabotaj, suikast ve kaçakçılık şebekelerine yönelmesi meydana gelebilir. Ve nihayet radikal grupların Irak'ın kuzeyine, özellikle Kandil–Sincar hattına yakın yapılara entegre olması gerçekçi varyantlar arasındadır".
Emekli general, terör gruplaşmalarının bölgeden çıkması durumunda nereye yöneleceklerini ve bunun bölge, aynı zamanda Türkiye'nin güvenliği açısından ne anlama geldiğini açıkladı:
"Suriye'deki YPG/SDG gibi terör gruplaşmaları Irak'ın kuzeyine, Suriye içinde gri bölgelere, Avrupa ve üçüncü ülkelere gidebilirler. Coğrafi devamlılık, lojistik hatları ve mevcut şebekeler nedeniyle en gerçekçi istikamet Irak'ın Kuzeyidir. Bu ise hem Bağdat–Erbil dengesini, hem de Türkiye'nin sınır güvenliğini zorlaştırabilir. Avrupa ve üçüncü ülkelerde ise siyasi ve mali hatlar oluşturabilirler. Böylece, doğrudan sahadan çok, propaganda, finansman ve diaspora üzerinden “uzaqdan təsir” stratejisi yürüteceklerdir".
Uzman, bölgesel güvenlik açısından temel riskler hakkında da konuştu:
"Temel tehditlerden biri DEAŞ'ın yeniden canlanmasıdır. Güvenlik boşlukları ve kamp/hapishane sisteminin kırılganlığı DEAŞ için yeni imkanlar yaratabilir. Diğer yandan kendini gösterecek temel riskler arasına sınır ötesi terör ve misilleme saldırıları döneminin başlaması, Türkiye–Suriye–Irak hattında çatışma dinamiklerinin canlanması ihtimalidir. Kaçakçılık, insan ve mal dolaşımı, yerel gelir kaynakları üzerindeki mücadele de daha da keskinleşebilir".