Modern.az

Avrupa'yı kim öldürdü... 

Avrupa'yı kim öldürdü... 

Analitik

22 Ocak 2026, 07:00

Uzun yıllar dünya siyasetinin temel merkezlerinden biri kabul edilen Avrupa, bugün derin bir jeopolitik kriz yaşamaktadır. Bir zamanlar uluslararası ilişkilerin kurallarını belirleyen, normatif bir güç olarak hareket eden Avrupa Birliği, artık süreçleri yöneten değil, olayların peşinden sürüklenen bir aktöre dönüşmüştür. Özellikle Ukrayna savaşı, Avrupa'nın gerçek güç potansiyelini ve stratejik bağımsızlık seviyesini açıkça ortaya koymuştur.

Avrupa, Rusya ile birlikte Ukrayna bataklığında çabalarken, ABD ve Çin süreçleri dışarıdan izlemeyi tercih etti.

Ukrayna krizi gösterdi ki, Avrupa güvenlik mimarisi açısından ABD'den tamamen bağımlı durumdadır. Avrupa ülkeleri yıllarca NATO'nun verdiği güvenlik garantilerine güvenerek kendi savunma harcamalarını minimuma indirmiştir. Sonuç olarak askeri-sanayi kompleksi zayıflamış, stratejik planlama ikinci plana geçmiştir. Savaş başladığında ise Avrupa, ABD'nin siyasi, askeri ve istihbarat desteği olmadan hiçbir gerçek karar veremedi.

Bu durum, Avrupa'nın “stratejik özerklik” anlayışının fiilen bir mit olduğunu kanıtladı. Avrupa liderleri yıllardır bu terimi siyasi retorikte kullansalar da, gerçek mekanizmalar oluşturulmadı. ABD silah vermeseydi, Avrupa Ukrayna'yı destekleyemezdi. ABD finansman sağlamasaydı, Avrupa'nın yaptırım politikası da etkili olmazdı.

İran meselesinde de benzer bir manzara gözlemlenmektedir. Nükleer anlaşma döneminde Avrupa diplomatik girişimlerde bulunsa da, ABD anlaşmadan çıktıktan sonra Avrupa fiilen sürecin dışında kaldı. Avrupa şirketleri ABD yaptırımlarından korkarak İran pazarını terk etti. Bu ise Avrupa'nın ekonomik egemenliğinin ne kadar sınırlı olduğunu gösterdi.

Gazze krizi, Avrupa içinde ciddi bir parçalanmayı ortaya çıkardı. Bir yandan insan hakları ve uluslararası hukuktan bahseden Avrupa, diğer yandan İsrail'e yönelik tek bir tutum oluşturamadı. ABD ile Avrupa arasındaki yaklaşımların farklılaşması, Avrupa'nın jeopolitik ağırlığını daha da azalttı. Bu kriz, Avrupa'nın normatif güç statüsüne ciddi bir darbe vurdu.

Afrika politikası ise Avrupa'nın başarısızlığının bir başka örneğidir. Son yıllarda Fransa ve diğer Avrupa ülkeleri Sahel bölgesinde nüfuzlarını hızla yitirmektedir. Rusya, Çin ve hatta bölgesel aktörler Avrupa'yı sıkıştırmaktadır. Avrupa'nın Afrika'da ne güvenlik, ne ekonomik, ne de ideolojik üstünlüğü kalmıştır.

Türkiye de artık bu oyunun mahiyetini açıkça görmektedir. Ankara, Avrupa'nın zayıfladığını, karar verme kabiliyetini yitirdiğini anlamaktadır. İşte bu yüzden Türkiye dış politikasında daha bağımsız ve çok yönlü bir çizgi izlemektedir. Avrupa ile ilişkilerde önceki bağımlılık modeli artık güncelliğini yitirmiştir.

ABD'nin son adımları ise Avrupa'nın geleceğiyle ilgili soruları daha da artırmaktadır. Donald Trump'ın NATO'yu gereksiz bir kurum olarak sunması, ittifak üyelerine mali yük getirmesi Avrupa'nın güvenlik sistemini sarsmaktadır. ABD'nin Grönland ile ilgili iddiaları, Kanada'ya yönelik siyasi mesajları Washington'ın yeni bir jeopolitik tasarım arayışında olduğunu göstermektedir.

Bu bağlamda, ABD'nin NATO ülkelerini kendi etki alanında daha sert bir şekilde birleştirmek isteği dikkat çekmektedir. Avrupa ise bu süreçte özne değil, nesne rolünde hareket etmektedir. Avrupa artık dünya siyasetini yöneten bir aktör değil, büyük güçlerin çıkar çatışmalarının yaşandığı bir alana dönüşmüştür.

Peki Avrupa neden bu duruma geldi? Birinci sebep uzun vadeli stratejik düşüncenin olmamasıdır. Avrupa Birliği ekonomik entegrasyonu siyasi ve askeri entegrasyondan üstün tuttu. İkinci sebep ABD'ye aşırı güvenmek oldu. Üçüncü sebep ise iç parçalanmalar, popülizm ve liderlik krizidir.

Avrupa aynı zamanda demografik, enerji ve teknolojik zorluklara zamanında yanıt veremedi. Dijital ekonomide ABD ve Çin ile rekabet kaybedildi. Enerji güvenliğinde Rusya'ya bağımlılık stratejik bir hata oldu. Göç krizi ise Avrupa'nın sosyal-siyasi dengesini bozdu.

Sonuç itibarıyla görünen o ki, Avrupa klasik anlamda “ölmüştür”. Bu ölüm fiziksel değil, jeopolitik bir ölümdür. Avrupa'yı öldüren somut bir devlet değildir. Onu öldüren yanlış stratejiler, bağımlılıklar ve zamanında verilmeyen kararlardır. Avrupa'nın ölümü yavaş ama sistemli bir süreç olmuştur.

Bir soru ise açık kalıyor: Avrupa'nın yerine hangi bölge geçiyor? Görünen o ki, dünya siyasetinde Asya merkezli yeni bir düzen oluşmaktadır. Çin, Hindistan, Orta Doğu ve kısmen Türkiye bu boşluğu doldurmaya çalışmaktadır. Küresel güç merkezi Atlantik'ten Pasifik Okyanusu'na doğru kaymaktadır.

Demek ki cevap bellidir: Avrupa'yı kimse öldürmedi, Avrupa kendi kendini öldürdü. Dünya boşluk sevmez. Çünkü boşlukları doldurmak isteyen güçler çoktur.

 

Sevinc MƏHƏRRƏMOVA

Whatsapp
Bizə yazın!
Keçid et
ABŞ qırıcıları hərəkətə keçdi - İrana hücum başlayır