Modern.az

İran'dan ne istiyorlar? - ANALİZ

İran'dan ne istiyorlar? - ANALİZ

Analitik

24 Ocak 2026, 14:01

28 Aralık 2025'te İran'da başlayan kitlesel protestolar birkaç hafta içinde ülkenin ana şehirlerini kapsasa da, şu anda sürecin aktif fazının azaldığı gözlemlenmektedir. Resmi Tahran, olaylar sırasında yaklaşık 3 bin kişinin öldüğünü açıkladı. Gayriresmi kaynaklar ise kayıpların 12–20 bin aralığında olduğunu iddia ediyor. Olaylar uluslararası kamuoyunun dikkat merkezinde kalmaya devam ediyor.

Uluslararası tepki ve ABD'nin tutumu

Protestoların fonunda ABD Başkanı Donald Trump, İran'a yönelik sert açıklamalar yapmıştı. O, protestoculara karşı silah uygulanması halinde Washington'ın güç kullanmaktan çekinmeyeceğini belirtmiş, daha sonra 800'den fazla protestocu hakkında verilen idam hükümlerinin durdurulduğunu hatırlatarak retoriğini nispeten yumuşatmıştı.

Bununla paralel olarak ABD, İran istikametinde askeri varlığını artırıyor. Bölgeye ek askeri havacılık, savaş gemileri ve uçak gemisi gruplarının gönderilmesi, Washington'ın siyasi beyanatlarının gerçek güç gösterisiyle eşlik ettiğini gösteriyor.

Dünyanın İran'dan temel beklentisi

Batı ülkelerinin, özellikle ABD'nin İran'a dair temel talebi nükleer programdan tam vazgeçmedir. Washington, İran'ın nükleer potansiyelinin bölgesel ve küresel güvenlik için temel risk kaynağı olduğunu düşünmektedir. ABD aynı zamanda İran'da kendisine daha yakın, Batı ile işbirliğine açık bir yönetim modelinin oluşmasını arzu etmektedir. Bu yaklaşım, İran şah rejimi devrilene kadar mevcut olmuş siyasi düzenle karşılaştırılmaktadır.

İsrail için ise mesele daha varoluşsal bir nitelik taşımaktadır. Resmi Tel Aviv, İran'ı devlet olarak tanımayan ve onun yok edilmesini ideolojik amaç ilan eden mevcut rejimin değişmesinde çıkar sahibidir. İsrail de İran'da dost veya en azından düşman olmayan bir yönetimin oluşmasını bölgesel güvenlik için önemli saymaktadır.

Avrupa'nın tutumu: Baskı ve diplomasi arasında

İran etrafında oluşan gerginlikte Avrupa ülkeleri ABD kadar sert bir retorik sergilemese de, Tahran'a karşı talepler açısından Washington ile aynı konumda durmaktadırlar. Fransa, Büyük Britanya ve Almanya, İran'ın nükleer programını Avrupa güvenliği için doğrudan bir risk olarak görmekte ve bu konuda geri adım atmanın kabul edilemez olduğunu açıkça belirtmektedirler.

Fransa resmi olarak İran'ın nükleer silah elde etmesinin “herhangi bir yolla” engellenmesi gerektiğini beyan etmektedir. Paris, İran'ın balistik füze programı ve bölgedeki silahlı gruplara verdiği desteğin Orta Doğu'da istikrarsızlığı daha da derinleştirdiğini düşünmektedir.

Büyük Britanya ise daha çok güvenlik prizmasından hareket etmektedir. Londra, İran'ın hem nükleer hem de füze programlarının Avrupa'ya kadar uzanan bir tehdit oluşturduğunu belirtmektedir. Britanya yetkilileri, İran'ın bölgede “statükoyu zorla değiştirmeye çalıştığını” vurgulamakta ve İsrail'in güvenliğini Avrupa için öncelikli meselelerden biri olarak sunmaktadır.

Almanya geleneksel olarak daha ihtiyatlı ve diplomatik bir çizgi izlemektedir. Berlin, nükleer anlaşmanın yeniden canlandırılmasını mümkün bir yol olarak görmekte, ancak aynı zamanda İran'ın son yıllarda yükümlülüklerini fiilen yerine getirmediğini kabul etmektedir. Almanya, insan hakları ihlallerini, idam hükümlerini ve protestoculara karşı sert müdahaleyi de açıkça eleştirmekte ve bunu Tahran ile ilişkilerin normalleşmesine temel bir engel olarak saymaktadır.

Genel olarak Avrupa Birliği'nin tutumu şöyledir: İran nükleer programından tam vazgeçmeli, balistik füze yeteneklerini sınırlamalı ve bölgedeki askeri etkisini azaltmalıdır. Aksi takdirde, Avrupa da ABD ile koordineli bir şekilde yeni yaptırımlar ve siyasi tecrit politikasını güçlendirmeye hazırdır.

Bununla birlikte, Avrupa ülkeleri İran'da ani ve kontrolsüz bir yönetim değişikliğinin bölgede kaos yaratabileceğinden çekinmektedir. Bu nedenle Brüksel, Paris ve Berlin için temel öncelik, yönetilebilir bir geçiş veya mevcut yönetimin davranış değişikliğidir.

Komşu ülkelerin tutumu: Türkiye örneği

Olaylara Türkiye esasen nötr ve pragmatik yaklaşmaktadır. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın molla rejimine açık bir sempatisi olmasa da, Ankara ile Tahran arasında sıkı ekonomik ilişkiler ve Kürt faktörüne karşı ortak çıkarlar mevcuttur.

İşte bu bağlamda, Türkiye istihbaratının İran'ın batı bölgelerinde faaliyet gösteren PKK'nın kolu PJAK ile ilgili bilgileri resmi Tahran'a ilettiği belirtilmektedir. Sonuç olarak İran güvenlik yapıları bu tehditleri etkisiz hale getirebilmiştir. Ankara aynı zamanda İran'da olası bir yönetim değişikliğinin Yakın ve Orta Doğu'nun siyasi haritasında yaratabileceği riskleri dikkatle gözden geçirmektedir.

Genel olarak, İran'ın etrafındaki ülkeler mevcut gerginlik fonunda rasyonel ilişkileri korumayı tercih etmektedirler.

Pakistan ile gergin ilişkiler

İran–Pakistan ilişkileri de şu anda stabil değildir. Karşılıklı hava saldırıları, Pakistan'da İran'a muhalif güçlerin varlığı ilişkileri daha da gerginleştirmektedir. Buna ek olarak, Pakistan'ın esasen Sünni, İran'ın ise Şii bir devlet olması mezhep faktörünü de gerginlik amili olarak öne çıkarmaktadır. Tek yakınlaşma noktası Beluç ayrılıkçılığına karşı mücadele meselesinde gözlemlenir.

İran'ın bölgesel dayanakları zayıflıyor

Son yıllarda İran'ın oluşturduğu ve “direniş kuşağı” olarak adlandırılan bölgesel etki mekanizması ciddi darbeler almıştır. Suriye'de meydana gelen yönetim değişikliği, İran güçlerinin bu ülkeden çekilmesine neden olmuştur. Bu ise Lübnan'daki radikal “Hizbullah” örgütü ile ilişkilerin zayıflamasına yol açmıştır. İsrail'in ardışık saldırıları sonucunda sarsılan “Hizbullah”ın savaş potansiyelinin önceki seviyede olmadığı belirtilmektedir.

Diğer yandan, Irak'ta İran'ın etkisi hala güçlü kalmaktadır. IŞİD'in mağlubiyetinden sonra Şii silahlı gruplar silahsızlandırılmamış ve ülkenin siyasi yönetimine ciddi etki imkanlarını korumaktadırlar. Bu bakımdan, İran'ın bölgedeki temel dayanak noktası işte Irak olarak kalmaktadır. ABD ve müttefiklerinin de bu dayanakları zayıflatmakta çıkar sahibi olduğu açıkça sezilmektedir.

Temel talepler ve olası senaryo

İran'dan temel talep, İsrail ile 12 günlük savaş sırasında belirli bir etkinliğini göstermiş balistik füze teknolojilerinden vazgeçmesi, bölgesel askeri tehdit statüsünü kaybetmesi ve nükleer programını tamamen durdurmasıdır. Nükleer programı son savaş sırasında belirli darbeler alsa da, İran'ın bu potansiyeli restore etmeye çalıştığı belirtilmektedir.

ABD ve Batı bu aşamada Tahran'dan kesin bir seçim bekliyor: ya nükleer programdan tam vazgeçme, ya da askeri tırmanma riski. Analitik çevrelerde İran'da yakın yıllarda yönetim değişikliğinin mümkünlüğü giderek daha açık tartışılmaktadır. Mevcut iç hoşnutsuzluklar ve dış baskılar bu senaryoyu gerçek bir ihtimal olarak gündemde tutmaktadır.

 

Modern Analiz ve Araştırma Grubu

Facebook
Dəqiq xəbəri bizdən alın!
Keçid et
ABŞ qırıcıları hərəkətə keçdi - İrana hücum başlayır