Bu sorunun cevabı ne “Kürt açılımı” gibi yumuşak terimlerde, ne de günlük siyasi polemiktedir. Cevap devletin güvenlik rasyonelinde ve zamanlamanın doğru seçilmesindedir. Son günlerde Türkiye'de yaşananlar gösterdi ki, Ankara artık bu konuda taktik manevra aşamasında değil, stratejik kapanış aşamasındadır. İşte bu noktada CHP yine süreci doğru değerlendiremedi.
Türkiye'de güvenlik meseleleri gündeme geldiğinde tekrarlanan bir manzara var. Devlet harekete geçiyor, sahada sonuç oluşuyor, bölgesel denge değişiyor, muhalefet ise süreç sona ermeye yakın etik ve ideolojik itiraz aşamasına geçiyor. Bu, sadece taktik bir hata değil. Bu, CHP'nin güvenlik refleksinin yapısal olarak neden işlemediğini gösteren bir problemdir.
Problemin mahiyeti basittir: devlet aklı ile muhalefet psikolojisi arasındaki derin fark.
Devlet aklı güvenliği zaman, mekan ve güç dengesi üzerinden değerlendirir. Muhalefet psikolojisi ise onu niyet okumaları, etik kategoriler ve geçmiş travmalar prizmasından değerlendirir. Bu iki bakış çarpıştığında muhalefet neredeyse her zaman gecikir.
Son PKK süreci bu farkı açıkça gösterdi. Türkiye bu defa PKK meselesine “konuşalım, bakalım ne olur” mantığıyla değil, “kapatalım ve bitsin” rasyoneliyle yaklaştı. Önce bölgede mesele kapatıldı, sonra iç siyasi dil değişti. Suriye'de PKK'nın askeri-siyasi dayanakları fiilen ortadan kaldırılmadan ne İmralı konusu, ne de iç deeskalasyon gündeme gelebilirdi. Bu ardışıklık klasik devlet aklının işleme mekanizmasıdır.
Bu hat yıllardır Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıkça ifade ediliyordu: “Terörle müzakere değil, mücadele edilir.” Bu cümle çoğu zaman slogan gibi sunulsa da, aslında uzun vadeli stratejinin özetiydi. Türkiye önce sahada mücadeleyi yürüttü, sonra siyasi aşamaya geçti. Müzakere zayıflığın değil, üstünlüğün bir sonucu olarak ortaya çıktı.

Aynı devlet rasyoneli Devlet Bahçeli hattında da açıkça görülüyor. Bahçeli yıllarca PKK ile ilgili en sert pozisyonu ifade etmişti. Onun son aşamada daha ölçülü siyasi dile geçmesi bir taviz değildir. Bu, tehlikenin sahada bittiğine verilen siyasi bir onamadır. Devlet aklı için tabu, tehlike devam ederken korunur, tehlike ortadan kalktığında değişir.
CHP ise bu aşamayı yine doğru değerlendiremedi. CHP yönetiminin “masa”, “üniter yapının tehlikesi”, “ihanet” retoriği gerçekliği değil, eski korkuları ifade ediyor. Halbuki ortada masa yoktur. Masa kurulmadan önce saha kapatılmıştır. CHP hala müzakereyi otomatik olarak zayıflık gibi okuyor. Devlet ise müzakereyi ancak tehlike ortadan kalktıktan sonra mümkün olan teknik bir aşama olarak görüyor.
Muhalefetin problemi daha derindir. CHP güvenliği hala ya ordunun işi, ya da 1990'lı yılların travması gibi değerlendiriyor. Halbuki modern devlette güvenlik diplomasi, bölgesel denge, göç, enerji hatları ve psikolojik ortamın aynı anda yönetilmesidir. Devlet bu çok katmanlı sistemi iyi biliyor. Muhalefet ise sadece gürültüyü görüyor.
Bu sebeple CHP güvenlik meselelerinde her zaman reaktif bir pozisyonda kalır. Süreç başladığında itiraz eder, süreç bittiğinde “biz demiştik” der. Ama güvenlik alanında haklı olmak yeterli değildir. Zamanında haklı olmak gerekir.
DEM Partisi ve İmralı ile ilgili temaslar da bu bağlamda yanlış yorumlanıyor. Burada amaç PKK'yı meşrulaştırmak değil. Aksine, onun ideolojik dayanaklarını boşaltmaktır. Silahlı gücü sahada kalmayan bir örgüt için ideolojik merkezin etkisi de tedricen anlamsızlaşır. Ankara işte bu aşamayı yönetiyor.
Böylelikle, Türkiye PKK'yı şimdi kapatıyor, çünkü ilk defa aynı anda üç şart yerine getirildi: bölgesel askeri dayanaklar dağıtıldı, iç güvenlik dengesi kuruldu ve siyasi riskler yönetilebilir seviyeye indi. Bu, bir açılım değil. Bu, bir kapanış aşamasıdır.
Türkiye siyasetinde paradoksal bir gerçeklik var. Muhalefet demokrasi, hukuk, ekonomi ve sosyal adalet konularında konuşabiliyor, ama güvenlik meselesine gelince dili tutuluyor. Ya susuyor, ya gecikiyor, ya da gerçeklikle alakası olmayan ithamlar seslendiriyor. Bunun sebebi sadece iktidarın gücü değil. Asıl sebep muhalefetin güvenlik anlayışını hala yanlış yerde aramasıdır.
Netice itibarıyla, bu süreç ne romantik bir barış arayışıdır, ne de geçmişin tekrarı. Bu, devletin problemi kapatma girişimidir. CHP bu gerçekliği idrak edemediği için yine dışarıda kalıyor. Erdoğan ve Bahçeli ise farklı siyasi kökenlerden gelseler de, aynı devlet aklında kesişiyorlar. Ve işte bu yüzden süreç ilerliyor, ithamlar ise havada kalıyor.
Elbeyi Hasanlı,
Zürih