ABD yönetimi Umman'da İran temsilcileriyle müzakereler yapmayı kabul etti ve istişarelerin 6 Şubat'ta yapılması bekleniyor. Bu konuda ABD'nin "Axios" internet portalının gazetecisi Barak Ravid "X" sosyal ağında yazdı. Gazetecinin Arap devletlerinden birindeki kaynağına göre, ABD ve İran arasında nükleer programla ilgili müzakerelerin Cuma günü Umman'da yapılması bekleniyor.
Böylece, ABD Başkanı Donald Trump'ın yönetimi, İran tarafının müzakerelerin Türkiye'de yapılmaması yönündeki talebini kabul etti. Gazetecinin eklediği gibi, Arap ve Müslüman devletlerinin Umman'daki müzakerelere katılıp katılmayacağına dair istişareler hala devam ediyor.
İran'ın görüşmelerin Türkiye'de yapılmasını istememesi belirli soruları beraberinde getiriyor. Bu ülkenin neden özellikle Umman'ı seçmesi dikkat çekici bir noktadır.
Türkiye'den güvenlik uzmanı Yücel Karauz Modern.az'a yaptığı açıklamada, İran'ın Türkiye'yi seçmemesinin 4 temel nedeninden bahsetti:
İran'ın Türkiye'yi değil, özellikle Umman'ı seçmesinin en birinci sebebi, Umman'ın "klasik arka kapı diplomasisi" için bir ülke olmasıdır. Umman, uzun yıllardır ABD-İran arasındaki gizli ve açık temasların en güvenilir kanalı olarak kullanılmaktadır. 2013 yılında nükleer müzakerelerin ilk gizli turları da Umman'da yapılmıştır. Maskat yönetimi ne Washington'ın ne de Tahran'ın iç siyasetinde "taraf" olarak kabul edilmemektedir. Bu nokta ise İran için son derece kritiktir.
Diğer yandan Türkiye artık "nötr bir platform" değil, bölgesel bir aktördür. Bugün Türkiye hem NATO üyesidir, hem de Suriye–Irak–Kafkasya hattında aktiftir. Aynı zamanda İsrail, Rusya, ABD, Azerbaycan ve Körfez ülkeleriyle eş zamanlı olarak çok sayıda siyasi çalışma yürütmektedir. Aynı zamanda Türkiye, savunma ve enerji alanlarında oyun kurucu bir role sahiptir. Bütün bunlar ise Türkiye'yi "ev sahibi arabulucu"ya değil, müzakere masasının doğrudan aktörüne dönüştürmektedir. İran'ın bakış açısından Türkiye'de yapılacak görüşme, Türkiye'nin siyasi ağırlığı altında yürütülen müzakereler anlamına gelmektedir. Resmi Tahran ise bunu istememektedir.
Üçüncü mesele ise şundan ibarettir ki, İran bununla Washington'a açık bir mesaj vermektedir. İran'ın buradaki mesajı şöyledir: "Bu müzakereler iki taraf arasında olacak. Bölgesel güçleri masaya taşımayalım." Burada söz konusu olan Türkiye, Suudi Arabistanı, Katar ve BAE'dir. İran bu ülkelerin rol üstlenmesini istememektedir.
Nihayet dördüncü nüans güvenlik ve istihbarat faktörüyle ilgilidir. Ankara, yüksek yoğunluklu diplomatik ve istihbarat faaliyetlerinin merkezidir.
İran, özellikle İsrail ile ilgili olası sızıntılar, Batı istihbarat servislerinin aktifliği, medya baskısı nedeniyle Umman'ın "sakin ve kontrollü ortamına" üstünlük vermektedir. Bu açıdan Maskat daha güvenli kabul edilmektedir."
Uzman, Arap veya Müslüman ülkelerin sürece dahil olma ihtimalini ise şöyle yorumladı:
Mevcut manzara şöyledir ki, Umman ev sahibidir, Suudi Arabistan şimdilik sürecin dışındadır, Katar ve BAE ise gözlemci konumundadırlar. Türkiye ise resmi taraf değildir. Müzakereler ABD-İran-Umman formatında, yani dar çerçevede tutulmak istenmektedir. Başka ülkelerin buraya katılması süreci "mini-konferansa" çevirir ki, İran bundan özellikle kaçınmaktadır. Mevcut aşamada Türkiye'nin sürece dahil olma ihtimali düşüktür. Ancak önemli bir nüans var. Şöyle ki, Türkiye masada olmasa da, sürecin dışında değildir. Halihazırda Ankara, İran ile doğrudan diplomatik kanallar aracılığıyla, ABD ile NATO hattı üzerinden, Körfez ülkeleriyle enerji ve güvenlik konularında paralel temaslar yürütme imkanına sahip tek bölgesel güçtür."
Y. Karauz, Türkiye'nin sürecin sonraki aşamalarında arabulucu olma ihtimalinin yüksek olduğunu vurguladı:
“ Yani Umman'daki görüşme buzları eritirse, teknik meseleler, yani yaptırımların yumuşatılması, bölgesel gerginlikler müzakere edildikten sonra süreç ilerlerse, ikinci aşamada Türkiye sürece dahil edilebilir. Özellikle de, Suriye, Irak, enerji koridorları, Doğu Akdeniz çevresindeki konularda Türkiye'siz ilerlemek mümkün değildir."