Otuz yıl boyunca dört başkan değişti, iki parti iktidarda oldu, ama sistem değişmedi. Epstein dokunulmaz kaldı. Ta ki, dokunulmazlık kendisi tehlikeye dönüşene kadar.
Jeffrey Epstein davası, Batı demokrasisinin kendisi hakkında yarattığı hikayeyi yerle bir eden nadir olaylardandır. Bu, sadece bir suç dosyası değil. Bu, sistemin kendini açıkça ifşa ettiği bir aynadır. En rahatsız edici nokta ise şudur: söz konusu olan ani bir ihlal değil, yaklaşık otuz yıl süren, herkesin bildiği ama herkesin sustuğu bir suç mekanizmasıdır.
Bilinen gerçek şudur ki, Epstein bu faaliyete en geç 1990'lı yılların başından itibaren başlamıştır. Yani Soğuk Savaş sonrası dönemde, ABD'nin kendini “liberal dünya düzeninin lideri” ilan ettiği bir aşamada. Ve bu sistem 2000'li yılları, 11 Eylül sonrası güvenlik histerisini, Patriot Act dönemini, FBI'ın yetkilerinin genişletildiği aşamayı, kitlesel elektronik izlemeyi, banka işlemlerinin tam kontrol altına alınmasını sorunsuz bir şekilde geçmiştir. Otuz yıl. Binlerce insanın katılımı. Onlarca kurban. Ama sıfıra yakın gerçek müdahale.
30 yıl kesintisiz devam eden bu suç süresince ABD'de kaç başkan değişti? Yukarıda vurguladım. Onların arasında demokrat da oldu, cumhuriyetçi de. Bill Clinton (1993–2001) – Demokrat, George W. Bush (2001–2009) – Cumhuriyetçi, Barack Obama (2009–2017) – Demokrat, Donald Trump (2017–2021) – Cumhuriyetçi. Ama onlardan hiçbiri bu adama dokunmadı. Hepsi bildi. Hepsi sustu.
Bu, nasıl olabilir?
Amerika'nın göbeğinde, New York'ta, Florida'da, Karayip Adaları'nda, binlerce kişinin katıldığı ağ yıllarca 13–16 yaşındaki kızları istismar ediyor, ama ne polis, ne savcılık, ne FBI, ne de istihbarat ciddi adım atmıyor. Bu artık ihmalkarlık değil. Bu sistemli dokunulmazlıktır.
Bu dokunulmazlığın hukuki bir yüzü de var. 2008 yılında Epstein'ı fiilen beraat ettiren savcının adı Alexander Acosta idi. O, Florida eyaletinde federal savcı olarak Epstein ile “gizli bir anlaşma” imzaladı ve onu gerçek hapisten kurtardı. Bu anlaşma sonucunda Epstein sadece birkaç ay “rahat rejimli” bir hapishanede kaldı ve dava kapatıldı. En skandal nokta ise şudur: mağdurlar bu anlaşmadan haberdar bile edilmedi.
Daha sonra ne oldu?
Alexander Acosta, Donald Trump döneminde ABD'nin Çalışma Bakanı oldu. Yani Epstein davasında esas sorumluluğu taşıyan kişi sistem tarafından cezalandırılmadı, aksine yükseltildi. Yalnızca 2019 yılında Epstein davası yeniden açıldıktan ve kamuoyu baskısı arttıktan sonra Acosta istifa etmek zorunda kaldı. Ama artık çok geçti. Sistem kendi adamını korumuştu.
Bu gerçekler bir şeyi açıkça gösteriyor: Epstein davası hukuki bir boşluk değil, siyasi ve kurumsal bir seçimdi. Batı demokrasisinin “çifte standartları” işte burada ortaya çıkıyor. Başkalarına ders veren sistem, kendi içindekini örtbas etti.
Daha ağır soru ise şudur: peki Amerika'nın özgür basını neredeydi? Kendini dünyanın vicdanı sayan medya neden bu davayı ya görmedi ya da görüp sustu? Çocuk ve kadın hakları uğruna her gün kampanya yürüten STK'lar neden bu dosyanın kapısını açmadı? Cevap basittir. Sorun bilginin olmaması değildi. Sorun şundan ibaretti ki, bu dava elitanın içine kadar uzanıyordu.
Epstein'ın yeniden tutuklanması hangi başkanın döneminde oldu?
Objektif olmak için şunu da söylemek gerekir: Epstein'ın gerçek federal tutuklanması Trump döneminde gerçekleşti. Ama Epstein'ın ölümü de yine aynı dönemde oldu. Yani sistem onu yaşatmadı.
Bu da gösteriyor ki, mesele sadece başkanın iradesiyle çözülen bir sorun değil. Bu, derin devlet + elit ağ + itibar koruma içgüdüsüdür.
Epstein davası gösterdi ki, Batı demokrasisinde hukuk herkes için aynı işlemiyor. Küçük ülkelere “demokrasi”, “şeffaflık”, “hesap verebilirlik” dersi veren sistem, kendi elit tabakasına gelince susmayı seçiyor. Medya susuyor, insan hakları savunucuları susuyor, kurumlar susuyor. Çünkü konuşmak risklidir. Çünkü konuşmak sistemin kendisini ifşa eder.
Bu nedenle Epstein davası sadece bir suç davası değil. Bu, Batı demokrasisinin aynasıdır. O aynada ise idealizm değil, çifte standartlar görünüyor. Ve o aynada görünen manzara birçok kişinin hoşuna gitmiyor...
Elbeyi Hasanlı,
Zürih