Modern.az

Pehlevilerden mollalara: Farslaştırmanın değişmeyen hattı

Pehlevilerden mollalara: Farslaştırmanın değişmeyen hattı

Analitik

9 phrase_var_language.ay2 2026, 11:02

İran tarihinde Farslaştırma siyasetinin nereden başladığını anlamak için ideolojik iddialara değil, belgelere bakmak yeterlidir. Tarihi mitler duyguya dayanır, arşivler ise konuşur. Arşivlerin söylediği ise tek anlamlıdır: Kaçar devleti döneminde sistemli bir Farslaştırma siyaseti olmamıştır. Bu, romantik hoşgörüden değil, devletin gerçek etnik, siyasi ve dil yapısından ileri geliyordu. Özellikle Feth Ali Şah Kaçar'ın hükümdarlık dönemi bu gerçeği tüm çıplaklığıyla ortaya koymaktadır.

Feth Ali Şah 1797–1834 yılları arasında Kaçar devletinin hükümdarıydı ve onun dönemi İran tarihinde Türk siyasi varlığının hala doğal ve dominant olduğu aşamayı temsil eder. Kaçar hanedanı Türk kökenliydi. Saray dili, ordu dili, yüksek idari çevrelerin dili ve günlük iletişim dili esasen Türkçeydi. Bu gerçek ne milli romantizmin ne de modern siyasi çıkarların ürünüdür. Bu, dönemin resmi belgelerinde açıkça görülen tarihi bir gerçekliktir.

Feth Ali Şah Kaçar tarihte iki ana çizgi üzerinden hatırlanır. Birincisi, Kaçar devletinin konsolidasyonu ve klasik Doğu monarkı imajının oluşturulmasıdır. İkincisi ise saray ve idarecilik seviyesinde Türkçenin fiili üstün konumudur. Bu iki çizgi birbirini tamamlıyordu ve Kaçar devletinin imparatorluk karakterini belirliyordu.

Tarihi bağlamda Feth Ali Şah Kaçar'ın rolü birkaç temel noktayla karakterize edilir. O, 1797–1834 yılları arasında iktidarda olmuş, Kaçar devletini gerçek imparatorluk ölçeğine çıkaran ana figür sayılır. Osmanlı, Rusya ve Britanya ile ilişkiler tam da onun döneminde sistemli bir karakter almıştır. Kaçar saray kültürü — resimler, törenler, unvan estetiği — onun zamanında zirveye ulaşmıştır. Rusya'ya karşı savaşlarda (Gülistan ve Türkmençay anlaşmaları) ağır toprak kayıpları yaşansa da, devletin iç yapısını ve siyasi varlığını koruyup sürdürmek mümkün olmuştur. Bu noktadan sonra ana konuya geçilebilir.

1811 yılına ait Osmanlı arşiv belgesi bu açıdan anahtar bir kaynaktır. Söz konusu belgede Kaçar devletinde Osmanlı elçiliğinin tercümanlara ihtiyaç duymadığı açıkça belirtilmektedir. Sebep basit ve somut olarak gösterilir: halkın büyük çoğunluğu Türk dilini biliyordu, bölgede faaliyet gösteren İngiliz diplomatlar ise hem Farsça hem de Türkçe konuşmaya alışmışlardı. Bu, modern bir yorum veya ideolojik bir iddia değildir. Bu, resmi diplomatik yazışmanın doğrudan metnidir.

Söz konusu belgeler “Osmanlı–İran İlişkileri: Arşiv Belgelerinde” adlı yayında toplanmıştır. Kitap Ankara'da Türkiye Başbakanlık Devlet Arşivleri tarafından 2010 yılında basılmıştır. Yayında Osmanlı arşiv belgeleri orijinal fotokopiler, transkripsiyonlar ve Türkçe açıklamalarla birlikte sunulmaktadır. Belgeler hem Osmanlı Türkçesi hem de Farsça olarak verilmiştir. Bu gerçekler bir hakikati kesin bir şekilde ispat eder: eğer Kaçar devleti sistemli bir Farslaştırma siyaseti yürütseydi, Türkçenin bu kadar geniş yayılması, işlevsel olması ve diplomatik ortamda normal bir iletişim dili olarak kabul edilmesi mümkün olmazdı.

Kaçar devleti ideolojik değil, pratik bir imparatorluktu. Dil siyaseti “millet yaratmak” amacına değil, mevcut güç dengesine dayanıyordu. Kim hakim konumdaysa, onun dili işlevseldi. Bu kadar basit.

Feth Ali Şah Kaçar'ın kendisi de bu gerçekliğin sembolüydü. O, Fars milliyetçiliğinin ideologu değildi. Onun döneminde ne Türkçe yasaklanmış ne de Farsça dışındaki diller tehlike olarak sunulmuştu. Aksine, çok dilli gerçeklik devletin doğal durumu idi. Kaçar İranı bu anlamda merkeziyetçi milli bir devlet değil, klasik çok etnikli imparatorluk modeliydi. Kırılma noktası tam da burada başlıyor.

1921 yılında Rıza Han askeri darbeyle iktidara getirildi. O, şah olmadı, şah yapıldı. Bu darbe Britanya'nın açık siyasi ve askeri desteğiyle gerçekleştirildi. Kaçar devletçiliği lağvedildi ve İran tarihinde ilk kez merkeziyetçi, etnik temelli Fars milliyetçiliği devlet ideolojisine dönüştü. Rıza Pehlevi meşruiyetini ne tarihi hanedandan ne de toplumsal uzlaşmadan alıyordu. Bu sebeple yeni bir meşruiyet kaynağı icat etmeliydi. Bu kaynak “tek Fars milleti” ideolojisi oldu. Bu aşamadan itibaren dil artık bir iletişim aracı değil, siyasi bir araca dönüştü. Fars dili “tek millet”in esası ilan edildi, diğer diller ise parçalanma riski olarak damgalandı.

Pehleviler döneminde Türkçe ve diğer Farsça dışındaki diller sistemli bir şekilde bastırıldı. Eğitim yalnızca Farsça yapıldı, devlet kurumlarında başka diller dışlandı, Türkçe konuşmak gerilik ve itaatsizlik belirtisi olarak sunuldu. Bu, doğal bir modernleşme değildi. Bu, zoraki ideolojik mühendislikti. Rıza Pehlevi'nin amacı açıktı: Kaçar döneminin çok dilli, çok merkezli siyasi gerçekliğini yıkmak ve yerine monolit, merkezden yönetilen bir Fars kimliği inşa etmek. Tarih yeniden yazıldı, Türk hanedanlarının rolü gölgede bırakıldı, İran'ın çok etnikli geçmişi sistemli bir şekilde inkar edildi. Farslaştırma artık kültürel bir seçim değil, devlet güvenliği meselesi olarak sunuluyordu.

1979 yılı İslam devrimi de bu çizgiyi kırmadı. Sadece şekil değişti. Monarşinin yerini molla teokrasisi aldı, ancak Farslaştırma siyaseti olduğu gibi korundu. Yeni rejim Fars dilini bu kez “İslam merkeziyetçiliği” adı altında meşrulaştırdı. Türkçe, Kürtçe, Arapça ve diğer diller yine dışarıda kaldı. Ana dilde eğitim yine mümkün olmadı. Milli sorun çözülmedi, sadece dini bir perdenin arkasına geçirildi.

Böylece, Pehlevilerle başlayan Farslaştırma çizgisi mollalar döneminde de değişmedi. Metot farklıdır, mahiyet aynıdır. Dün milliyetçilik adı altında yapılan bu siyaset bugün din adı altında devam ettirilmektedir. Devlet yine merkezden yönetiliyor, yine bir dil ve bir kimlik üstün tutuluyor, yine Farsça dışındaki kimlikler tehlike olarak sunuluyor. Bu sebeple “Kaçarlar Farslaştırma yapıyordu” iddiası sadece tarihi bir yanlışlık değil, tarihi bir manipülasyondur. Arşivler bunu yalanlıyor. Osmanlı belgeleri bunu yalanlıyor. Avrupa diplomatlarının kayıtları bunu yalanlıyor.

Gerçekler açıkça konuşuyor: Farslaştırma Kaçar döneminin değil, Pehlevi darbesinin ürünüdür ve mollalar tarafından devam ettirilmiştir. Tarih burada tarafsızdır. Kim isterse bunu kabul eder, kim istemezse mitlerle yaşar. Ama gerçek değişmez. Feth Ali Şah Kaçar dönemi İran'da Türklüğün, çok dilliliğin ve imparatorluk gerçekliğinin hala normal kabul edildiği son aşamaydı. Ondan sonra başlayan süreç ise bu gerçekliğin sistemli bir şekilde yıkılması oldu. Bu, değişmeyen bir çizgidir. Ve bu çizgi kırılmadıkça, İran'ın iç sorunu ne Batı ile ilişkilerle ne de bölgesel manevralarla çözülecektir. Çünkü sorun dışarıda değil, tarihi inkar üzerine kurulmuş devlet felsefesindedir.

Elbeyi Hasanlı,
Zürih

Facebook
Dəqiq xəbəri bizdən alın!
Keçid et
SON DƏQİQƏ! Çörək bahalaşdı, pensiyalar bu qədər artır - Xəbəriniz Var?