Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Münih Güvenlik Konferansı'ndaki başarılı katılımıyla Azerbaycan'ın bölgesel ve küresel gündemdeki artan rolünü bir kez daha gösterdi. Devlet başkanı hem ikili görüşmelerde hem de panel tartışmalarında ülkemizin çıkarlarını açık ve prensipli bir şekilde savundu, bölgede barış ve güvenlikle ilgili net mesajlar verdi.
Ziyaret kapsamında Cumhurbaşkanı'nın France 24 televizyon kanalına verdiği röportaj ise özel dikkat çekti. Röportaj sırasında gazeteci, Bakü'de yargılanan Ermeni ayrılıkçılarla ilgili sorular yöneltti ve onların affedilme ihtimalini gündeme getirdi. Bu, Batı medyasının temsilcilerinin aynı konuda taraflı ve tek taraflı bir yaklaşım sergilemesi ilk kez olmuyor. Sorular, sanki Azerbaycan devletinin egemen haklarını ve savaş suçlarının mahiyetini görmezden gelen bir çerçevede kuruluyor, kaçıncı kezdir.
Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ise her zamanki gibi somut ve sert bir duruş sergiledi. Açıkça belirtti ki, konu Azerbaycan topraklarında yasa dışı ayrılıkçı bir rejime liderlik etmiş, uzun yıllar Azerbaycanlılara karşı ağır suçlar işlemiş kişilerden ibarettir. Onların mahkeme süreci şeffaf bir şekilde yürütülmüş, avukatlarla temsil edilmişler ve suçlamalar tanık ifadeleriyle kanıtlanmıştır. Devlet başkanının “bu insanlar insanlığa karşı ağır suçlar işlemişlerdir” şeklindeki ifadesi, meseleye hukuki ve ahlaki bir çerçeveden yaklaşımın göstergesiydi.
Özellikle dikkat çeken nokta, gazetecinin “yeni bir sayfa açmak” ve “jest yapmak” hakkındaki sorusu oldu. Sanki savaşta hayatını kaybeden binlerce Azerbaycanlının kaderi, işgal döneminde yıkılan şehir ve köyler, zorunlu göçmen hayatı yaşamış yüz binlerce insan unutulmalıydı. Bu tür bir yaklaşım, sorunun ne kadar anormal ve adaletsiz olduğunu göstermektedir. Savaş suçları işlemiş kişilerin affedilmesini talep etmek, aslında, bu suçların kurbanlarına karşı saygısızlıktır.
Cumhurbaşkanı'nın Nürnberg mahkemelerine atıfta bulunması da tesadüfi değildi. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Nazi liderleri affedilmedi. Fransa kendi vatandaşlarına karşı işlenen suçları unutmadı. Örneğin, Fransa'nın Oradour-sur-Glane köyü Naziler tarafından yerle bir edilmiş ve bugüne kadar harabe şeklinde korunmaktadır – tarihi hafıza ve adaletin sembolü olarak. Fransa kendi trajedisini unutmuyor ve suçluları savunmuyor. Ama aynı yaklaşım Azerbaycan söz konusu olduğunda neden değişmeli? Azerbaycan'ın da yüzlerce yıkılmış köyü, viran edilmiş şehirleri var. Onların acısı neden görmezden gelinmeli?
Bu bağlamda, Batı medyasının taraflı tutumu ile kendini “bağımsız gazeteci” olarak tanıtan Emin Hüseynov gibi kişilerin retoriği arasında paralellikler kurmak zor değildir. Yurtdışında Azerbaycan aleyhine kampanyalara katılan, ülke yönetimine karşı provokatif sorular ve suçlamalar yönelten bu kişilerin tutumu fiilen milli çıkarlara aykırı bir çizgi oluşturmaktadır. Savaş suçlularının savunmasına yönelik retorik, düşman konumundan daha tehlikeli bir etki yaratabilir, çünkü o, bilgi düzleminde kamuoyunu etkilemeye yöneliktir.
Hiçbir ülkede cumhurbaşkanına ve birinci hanıma karşı bu tür açık provokatif soruların norm haline geldiğini görmüyoruz. Ancak Azerbaycan yönetimi, her defasında olduğu gibi, bu defa da sakin, argümanlı ve prensipli bir duruşla cevap verdi. Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in ve birinci hanım Mehriban Aliyeva'nın net ve kararlı tutumu, Azerbaycan'ın egemenliğine ve adalet ilkesine yönelik hiçbir baskıyı kabul etmediğini, aynı zamanda provokatörlere kısa ve sarsıcı bir şekilde cevap vermeye hazır olduğunu bir kez daha gösterdi.
Münih konferansında yaşananlar hem Batı medyasının taraflı yaklaşımını hem de bilgi savaşının yeni aşamasını açıkça ortaya koydu. Ancak aynı zamanda, Azerbaycan'ın devlet tutumunun değişmez ve prensipli olduğunu da bir kez daha teyit etti.
Elnur AMİROV