XXI. yüzyılın üçüncü on yılı, dünya çapında yeni jeopolitik çatışmalar dönemi olarak tarihe geçmektedir. Modern uluslararası ilişkiler sistemi, istikrardan uzaklaşarak yeni güç dengelerinin oluştuğu bir aşamaya girmiştir. Bu sürecin en önemli halkalarından biri, Rusya ile Ukrayna arasında başlayan geniş çaplı savaştır. Tüm dünyaya malumdur ki, bu savaş iki devlet arasındaki askeri çatışma statüsünü çoktan aşmıştır. Aslında bu, küresel güçlerin stratejik çıkarlarının çatıştığı büyük bir jeopolitik mücadele alanıdır.
Rusya ile Ukrayna arasında geniş çaplı savaş 24 Şubat 2022'de başladı. O gün Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin televizyondan halka seslenerek “özel askeri operasyon” ilan etti. Bundan hemen sonra Rus ordusu Ukrayna topraklarına geniş çaplı bir saldırı operasyonu başlattı. Saldırı aynı anda birkaç yönden gerçekleştirildi. Kuzeyden Belarus toprakları üzerinden Kiev'e doğru ilerleyiş başladı. Doğudan Donbas bölgesinde çatışmalar genişletildi. Güneyden ise Kırım yarımadası istikametinden saldırı düzenlendi. Yaşananlar, operasyonun önceden hazırlanmış geniş bir askeri planın sonucu olduğunu gösteriyordu.
Savaşın ilk darbesini vuran taraf Rusya oldu. Moskova bu operasyonun kısa sürede sona ereceğini düşünüyordu. Rusya yönetimi Ukrayna'nın kısa sürede teslim olacağını iddia ediyordu. Çeşitli analitik bilgilere göre, Kremlin Kiev'in birkaç gün içinde ele geçirileceğini hesaplıyordu. Hatta bazı planlarda Ukrayna yönetiminin bir hafta içinde devrileceği tahmin ediliyordu. Ancak olayların gidişatı bu hesaplamaların tamamen yanlış olduğunu gösterdi.

Ukrayna beklenenden çok daha fazla direniş gösterdi. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski ülkeyi terk etmedi ve başkent Kiev'de kalarak direnişe liderlik etti. Bu karar Ukrayna toplumunda büyük bir motivasyon yarattı. Ukrayna ordusu ve halkı hızla seferber edildi. Batı ülkeleri de derhal Ukrayna'ya siyasi ve askeri destek vermeye başladılar. ABD Ukrayna'ya milyarlarca dolar değerinde askeri yardım ayırdı. Avrupa Birliği Rusya'ya karşı geniş ekonomik yaptırımlar uyguladı. NATO ülkeleri Ukrayna ordusuna çeşitli silah sistemleri göndermeye başladı.
Böylece, Ukrayna cephesinde fiilen iki büyük jeopolitik blok karşı karşıya geldi. Bir tarafta Rusya duruyordu. Diğer tarafta ise Ukrayna ile birlikte ABD ve Avrupa ülkeleri yer alıyordu. NATO resmi olarak savaşa doğrudan katılmasa da, sürece ciddi etki gösterdi. Savaş, büyük güçlerin stratejik mücadelesinin bir parçasına dönüştü.
Çatışma uzadıkça her iki taraf da büyük kayıplar verdi. Ukrayna'nın birçok şehri yıkıldı. Enerji altyapısı zarar gördü. Milyonlarca insan evini terk etmek zorunda kaldı. Yüz binlerce Ukraynalı ve Rus askeri hayatını kaybetti. Aslında bu savaşın en büyük zarar göreni Ukrayna halkıdır. Çünkü yıkılan şehirler Ukrayna topraklarında yer alıyor. Yıkılan ekonomi Ukrayna'nın ekonomisidir. Ölen insanların büyük bir kısmı Ukrayna vatandaşlarıdır. Diğer yandan Rus askerleri de bu savaşın kurbanına dönüşüyor.
Bu savaşta tam anlamıyla galip taraf yoktur. Rusya planladığı hızlı zaferi elde edemedi. Ukrayna ise ağır yıkımlar ve kayıplarla karşılaştı. Birçok analist Rusya'nın Ukrayna bataklığına düştüğünü belirtiyor. Moskova bu bataklıktan çıkamıyor. Rusya ekonomik yaptırımlar altındadır. Ukrayna ise Batı yardımlarına ciddi şekilde bağımlı hale gelmiştir.
Bu savaşın sonucu küresel jeopolitik denge için büyük önem taşımaktadır. Eğer Ukrayna kaybederse, bu ABD ve Avrupa için ciddi bir siyasi yenilgi sayılacaktır. Çünkü Batı Ukrayna'ya büyük siyasi ve askeri kaynak yatırmıştır.

Diğer yandan, Rusya kaybederse, bu sadece Moskova'nın yenilgisi olmayacak. Rusya'nın jeopolitik ortakları için de ciddi bir darbe olacaktır. Bu ortaklar arasında Çin de var. İran da aynı jeopolitik bloğun önemli bir üyesidir. Kuzey Kore de Rusya'ya destek veren ülkelerdendir. Hindistan ise dengeli bir siyaset izlese de, Rusya'nın zayıflamasının Asya siyasetini etkileyebileceğinin farkındadır.
Ukrayna savaşı bitmeden dünya yeni ve daha tehlikeli bir çatışmayla karşılaştı. Yakın Doğu yeniden küresel siyasetin ana merkezlerinden birine dönüştü. ABD, İsrail ve İran arasında gerilim hızla artmaya başladı.
Bu çatışmanın kökleri on yıllar öncesine dayanmaktadır. 1979 yılında İran'da İslam devrimi gerçekleşti. Bu devrimden sonra İran İsrail'i düşman devlet olarak kabul etti. İsrail ise İran'ın nükleer programını kendi güvenliği için ciddi bir risk olarak değerlendirdi. Bu çatışma uzun yıllar dolaylı savaşlar şeklinde devam etti.
Son olaylar ise durumu daha da gerginleştirdi. ABD ve İsrail ile İran arasında açık askeri çatışma başladı. Bu savaş artık sekizinci gününü yaşıyor. Gerçek şu ki, bölge açık askeri çatışma aşamasına girmiştir.
İran ciddi direniş gösteriyor. Bu direniş birçok analist tarafından Ukrayna'nın direnişiyle karşılaştırılıyor. İran da tek başına mücadele etmiyor. İran'ın arkasında duran büyük jeopolitik güçler mevcuttur. Bu güçlerin başında Çin ve Rusya yer alıyor.
Çin için İran enerji ve ticaret açısından hayati öneme sahip bir ortaktır. İran aynı zamanda Çin'in “Bir Kuşak, Bir Yol” projesinin önemli bir parçasıdır. Bu nedenle İran'ın zayıflaması Pekin için ciddi stratejik bir sorun yaratacaktır. Rusya da İran ile askeri ve ekonomik işbirliği yapmaktadır. Bu sebeple İran'ın tam mağlubiyeti bu blok için arzu edilen bir durum değildir.
Diğer yandan, ABD ve İsrail İran'ın bölgesel etkisini zayıflatmaya çalışıyor. Bu savaşın temel amaçlarından biri de İran'ın jeopolitik imkanlarını sınırlamaktır. Böylece, bölge büyük güçlerin çatışma alanına dönüşüyor.

Bu savaşın da en büyük zarar göreni sıradan insanlar olacaktır. İran halkı savaşın ağır sonuçlarını yaşayacaktır. Molla rejimi ise kendi siyasi çizgisini sürdürüyor.
İlk manzara ilginç bir jeopolitik paralellik yaratıyor. Ukrayna'da Rusya bataklıkta çabalıyor. İran'da ise ABD ve İsrail benzer bir riskle karşılaşabilir. Sanki jeopolitik sahnede roller değişiyor. Bu manzarada İran belirli bir anlamda Ukrayna rolüne benziyor. ABD ve İsrail ise Rusya gibi uzun süreli bir savaş kaderi yaşamak zorunda kalacak.
Eğer Ukrayna'da Rusya galip gelirse, Batı için ciddi bir stratejik darbe olacaktır. Eğer İran'da ABD ve İsrail galip gelirse, Çin ve Rusya için ciddi bir jeopolitik yenilgi olacaktır. Bu nedenle tarafların geri çekilmesi kolay görünmüyor. Karşı karşıya gelen kuvvetler kaybetmemek için tüm imkanlarını seferber ediyor.
Çünkü bu savaşlarda mağlubiyet çok ciddi bir kayıp demektir. Büyük güçler için böyle bir mağlubiyet kabul edilemez olarak görülür. Bu ise tırmanma riskini artırır. Uzmanlar, böyle bir durumun nükleer tehdidi de artırdığını düşünüyor. Çünkü stratejik mağlubiyet büyük devletleri radikal adımlar atmaya sevk eder.

Bu manzara dünyanın yeni ve tehlikeli jeopolitik görünümüdür. İnsan kaderi, kan ve yas büyük güçler için önem taşımıyor. ABD için bu süreç küresel liderlik mücadelesi demektir. İsrail için bu savaş bölgesel güvenlik meselesidir. Çin için bu çatışma enerji ve ticaret rotalarının ana halkasıdır. Rusya için ise bu olaylar Batı ile devam eden jeopolitik mücadelenin bir parçasıdır.
Tüm bu hesaplamaların fonunda bir gerçek değişmez kalır. Herhangi bir savaş insanlığın düşmanıdır ve arzu edilen değildir.
Tarih defalarca göstermiştir ki, en kötü barış savaştan daha iyidir. Bugün dünya tam da bu gerçeği yeniden hatırlamak zorundadır. Çünkü savaşların uzaması insanlık için daha büyük tehlikeler vaat ediyor.
İster Ukrayna savaşı, isterse de Yakın Doğu'da yaşanan çatışmalar gösteriyor ki, dünya yeni ve belirsiz bir jeopolitik aşamaya girmiştir. Bu aşamada galip kavramı göreceli bir nitelik kazanır. Savaşların sonunda kaybeden tüm insanlık, kazanan ise çok az bir kesim olur.
Elnur ƏMİROV