Son yıllarda Türkiye bilgi alanında garip ve aynı zamanda düşündürücü bir eğilim oluşmuştur. Bazı çevreler, dünyada yaşanan jeopolitik gerilimlerin, bölgesel savaşların ve hatta küresel çatışmaların sorumluluğunu çeşitli şekillerde Azerbaycan'ın üzerine atmaya çalışmaktadırlar. Bu iddiaların absürtlüğü bazen o dereceye varır ki, insan ister istemez şu soruyu sorar: Acaba bir sonraki aşamada dünyanın hangi krizi de Azerbaycan'ın adına yazılacak?
Neredeyse belirli propaganda platformlarında, İsrail-Filistin savaşının kökeninde de Azerbaycan'ın durduğu gibi fikirler oluşturulmaktadır. Böyle giderse, ABD, İsrail - İran çatışmasını da Bakü'nün politikasına bağlayacaklar. Kim garanti verebilir ki, bundan sonra Çin'deki Uygur Türklerinin karşılaştığı sorunları Azerbaycan'ın üzerine yıkmayacaklar.
Bu iddialar ilk bakışta gülünç görünebilir. Ancak meseleye jeopolitik ve bilgi savaşı prizmasından bakıldığında farklı bir tablo ortaya çıkmaktadır. Çünkü bu tür manipülatif tezler tesadüfi sayılamaz ve kesinlikle belirli ideolojik merkezler tarafından sistematik bir şekilde dolaşıma sokulmaktadır.
Aslında her şey Azerbaycan'ın kendi toprak bütünlüğünü restore etmesinden sonra başladı.
Uzun yıllar boyunca Azerbaycan, uluslararası alanda işgale maruz kalan, toprakları Ermenistan tarafından işgal edilmiş ve bölgesel güç dengesinde ciddi etki imkanlarına sahip olmayan bir devlet olarak sunuluyordu. 1990'lı yılların başlarında yaşanan jeopolitik kataklizmler, SSCB'nin dağılması ve Karabağ savaşı, Azerbaycan'ın uzun süre savunma pozisyonunda kalmasına neden olmuştu.
O dönemde Azerbaycan hakkında oluşturulan stereotipler oldukça basitti: zayıf devlet, işgal edilmiş topraklar, bölgesel çatışmanın kurbanı.
2020 yılında yaşanan Vatan Savaşı ise bu stereotipleri kökünden değiştirdi.

44 günlük savaş sonucunda Azerbaycan, uluslararası hukuka dayanarak kendi toprak bütünlüğünü restore etti ve Güney Kafkasya'nın jeopolitik haritasını fiilen yeniden tasarladı. Bu olay, bilgi alanında da Azerbaycan'ın statüsünü değiştirdi.
Azerbaycan pasif aktör rolünden çıkarak, bölgesel bir güç merkezi olarak kabul edilmeye başlandı.
Bu noktadan sonra, çeşitli ideolojik ve siyasi çevrelerin Azerbaycan'a karşı bilgi saldırılarının yoğunlaşması da tesadüfi sayılamaz.
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Karabağ'ın kurtarılmasından sonra, bundan sonra ülkemize karşı çeşitli yönlerden saldırıların başlayacağı konusunda uyarıda bulunmuştu.
Cumhurbaşkanının tahminleri kendini doğruladı. Bu saldırıların ilk dalgası beklenmedik bir yönden, Türkiye'nin bazı radikal dini çevrelerinden geldi.
Bu çevreler uzun süredir bölgesel siyasette garip bir duruş sergilemektedirler. Kendilerini İslamcı veya dini motifli siyasi gruplar olarak tanıtsalar da, aslında ideolojik çizgileri Ermeni Taşnak ideolojisiyle örtüşmektedir.
Bu güçlerin temel argümanı ise şöyledir: Azerbaycan neden İsrail ile dostluk ediyor? Onların mantığına göre, İsrail ile işbirliği ihanet demektir. Bu tez, siyasi ve tarihi açıdan ciddi argümanlara dayanmamaktadır.
Azerbaycan, uluslararası ilişkiler sisteminde dengeli ve çok vektörlü bir dış politika yürütmektedir. Bu politika çerçevesinde Bakü, hem İsrail ile hem de Müslüman ülkelerle normal ilişkiler sürdürmektedir.
İlginçtir ki, Türkiye'nin tanınmış gazetecilerinden Mehmet Ali Dim, bu konuda açık bir duruş sergileyerek, Azerbaycan aleyhine konuşan bu güçlerin ne Türkçülüğe ne de Türkiye'ye ait olduğunu yazmıştı.
Evet, bu tür unsurlar Türkiye-Azerbaycan ilişkilerine darbe vurmaya çalışan marjinal gruplardır. Aslında Türkiye'nin büyük gazeteci camiasının duruşu da bu yöndedir.

Çünkü Türkiye, Azerbaycan ile kardeşliğin stratejik ve tarihi mahiyetini iyi anlamaktadır. Ancak Türkiye'ye karşı olan bazı ideolojik gruplar, Azerbaycan'ı İsrail ile dostlukta suçlayarak kendi dünyalarında Azerbaycan-Türkiye kardeşliğine darbe vurmaktadırlar. Onlar bu meseleyi dini ve duygusal bir düzleme taşımaya çalışmaktadırlar. Lakin gerçekler tamamen farklı bir tablo göstermektedir.
Azerbaycan resmi olarak Filistin devletinin toprak bütünlüğünü tanımaktadır. Azerbaycan insani krizlere karşı çıkmakta ve insanların hayatını kaybetmesini kesin bir şekilde kınamaktadır. Azerbaycan savaşı hiçbir zaman siyasi bir araç olarak kabul etmemektedir.
Ancak Azerbaycan, İsrail-Filistin çatışmasını durdurabilecek güçte bir küresel aktör değildir. Bu çatışma, on yıllardır devam eden karmaşık bir jeopolitik karşıtlıktır ve kökleri XX. yüzyılın başlarına kadar uzanmaktadır. Böyle bir çatışmanın sorumluluğunu neredeyse Azerbaycan'ın üzerine yüklemek sadece bir manipülasyondur. Bu manipülasyonun arkasında duran güçler ise açıkça görülmektedir.
Onlar kendilerini radikal İslamcı olarak tanıtsalar da, aslında İslam dünyasına düşmandırlar. Onların ideolojik çizgisi daha çok bölgede istikrarı bozmak ve Türkiye-Azerbaycan stratejik ittifakına darbe vurmak amacını taşımaktadır.
Burada başka bir soru da ortaya çıkıyor. 30 yıl boyunca Azerbaycan toprakları işgal altında kalırken bu güçler neredeydi? Şuşa'da, Ağdam'da, Zengilan'da ve diğer işgal altındaki Azerbaycan bölgelerinde camiler tahkir edildiğinde, ibadet yerlerinde domuz beslendiğinde onlar neden susuyorlardı? O zaman onların dini hassasiyeti neden görünmüyordu?
Bu soruların cevabı çok basittir. O dönemde Azerbaycan zayıf görünüyordu. Zayıf bir ülkeye saldırmaya gerek yoktu. Bugün ise durum değişti. Azerbaycan bölgede güçlü bir devlete dönüştü.
Bu güç sadece askeri alanla birlikte ekonomik, enerji ve diplomatik platformlarda da kendini göstermektedir. Azerbaycan, Avrupa'nın enerji güvenliğinde önemli bir rol oynamaktadır.
Güney Gaz Koridoru projesi, Avrupa enerji pazarında yeni bir stratejik denge oluşturmuştur.
Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattı ve Bakü-Tiflis-Kars demiryolu gibi projeler, gelecekteki Zengezur koridoru ile birlikte bölgenin jeoekonomik haritasını değiştirmiştir.
Bütün bunlar Azerbaycan'ın jeopolitik ağırlığını artırmıştır. İşte bu yüzden çeşitli güçler ülkemizi bilgi savaşının hedefi haline getirmeye çalışmaktadırlar.

Bugün ABD, İsrail ve İran arasında gerginlik mevcuttur. Bazı çevreler bu gerginliği de Azerbaycan ile ilişkilendirmeye çalışmaktadırlar. Halbuki Azerbaycan bu savaşı dünyada en çok istemeyen ülkelerden biridir.
Bunun birkaç sebebi vardır. Birincisi, İran'da milyonlarca Azerbaycanlı yaşamaktadır. Onların güvenliği Azerbaycan için hayati bir meseledir.
İkincisi, bölgede herhangi bir savaş ilk olarak komşu devletleri etkiler. Bu ise Azerbaycan için ciddi tehlikeler yaratabilir.
Azerbaycan savaşın ne olduğunu herkesten iyi bilir. Çünkü ülke mecburen uzun yıllar savaşın acısını yaşamıştır. Bu sebeple Bakü, bölgede istikrarın korunmasına çalışmaktadır.
İran'ın yüce dini lideri öldürüldükten (bu olayın kendisi inanılır değildir) sonra, büyükelçilikte üst düzeyde resmi başsağlığı veren Azerbaycan oldu. Bu gerçek, Azerbaycan'ın diplomatik denge politikasını açıkça göstermektedir.
Bütün bunlara rağmen, yine Azerbaycan hedef alınmaktadır. Meğer Azerbaycan, ABD ve İsrail ile savaşmalıymış.
Bu iddiaların arkasında yatan sebep ise çok basittir. Azerbaycan güçleniyor. Bu güç bazı çevreleri rahatsız ediyor. Çünkü güçlü Azerbaycan hem bölgede hem de Türk dünyasında yeni bir jeopolitik gerçeklik yaratıyor.
Aslında bu güçler sadece Azerbaycan'a karşı düşmanlık etmiyorlar, asıl hedefleri Türkiye'dir. Tarih gösteriyor ki, Osmanlı İmparatorluğu'nun zayıflatılması ve parçalanması sürecinde de işte böyle ideolojik manipülasyonlar kullanılıyordu. Bugün de benzer yöntemler kullanılmaktadır. Türkiye ve Azerbaycan kardeşliği ise bu planların karşısında ciddi bir engeldir.
Bu kardeşlik bugünkü siyasi konjonktürün ürünü değildir. Bu ilişkiler yüzyıllara dayanan ortak tarih, dil ve kültür üzerine kurulmuştur. Bu ilişkilerin modern siyasi sembolü ise Şuşa Beyannamesi'dir. Cumhurbaşkanı İlham Aliyev bu ilişkileri en yüksek seviyeye taşımıştır.
2021 yılında imzalanan bu belge, Türkiye-Azerbaycan ilişkilerini stratejik müttefiklik seviyesine yükseltti. Bu belge fiilen Türk dünyasının jeopolitik entegrasyonunun yeni bir aşamasını başlattı. Bu süreçte Azerbaycan lideri İlham Aliyev'in rolü özellikle belirtilmelidir. Onun politikası duygulardan uzak, rasyonel ve stratejik düşünceye dayanmaktadır. İlham Aliyev popülist beyanatlarda bulunmayı seven bir siyasetçi değildir. O, daha çok gerçek sonuçlara yönelik kararlar almaktadır. Onun bakış açısına göre Türk dünyası tek bir ailedir ve bu ailenin bütünlüğü, büyüklüğü bizim önceliğimizdir. Bu bakış açısı pratik bir siyasi stratejidir. İşte bu yüzden Azerbaycan ve Türkiye arasındaki ilişkiler tarihte görülmemiş bir seviyeye yükselmiştir. Elbette ki bu birlik bazı güçleri ciddi şekilde rahatsız etmektedir. Onlar dini manipülasyon, bilgi sabotajı ve ideolojik propaganda aracılığıyla bu ilişkileri zayıflatmaya çalışmaktadırlar. Onların temel araçlarından biri de kitlelerin duygularını yönetmektir. Din, bu manipülasyonda en çok kullanılan araçlardan biridir. Halbuki gerçek İslam değerleri nefret ve sabotaj üzerine kurulmaz. Gerçek İslam barış ve adalet ilkelerine dayanır. Bu nedenle din adı altında yürütülen bu manipülasyonlar aslında İslam'ın kendisine karşı yönelmiş faaliyetlerdir.

Sonuç olarak ise bir gerçeği açıkça söylemek gerekir.
İsrail-Filistin savaşını Azerbaycan çıkarmadı. ABD, İsrail-İran savaşını (böyle savaşlar tarihsel olarak İran'da siyasi sistemler zayıfladığında ortaya çıkmış ve halkı sistem etrafında birleştirmiştir-E.Ə) Azerbaycan yaratmadı. Bu iddialar sadece bilgi savaşının elementleridir.
Azerbaycan, milli çıkarlarına aykırı olan ideolojik tortulara izin vermez. Çünkü bu tür unsurlar devletlerin geleceğini zayıflatan tehlikeli faktörlerdir. Aynı yaklaşım Türkiye için de geçerli olmalıdır. Türkiye ve Azerbaycan bu tür manipülatif güçlere karşı birlikte durmalıdır.
İki kardeş devletin gücü sadece askeri ve ekonomik kaynaklarda değildir. Onların gücü ortak tarihte, ortak hafızada ve ortak gelecek vizyonundadır.
Mehmet Ali Dim'in dediği gibi, bu dostluğa göz dikenler kitlelerin düşüncesini manipüle etmeye çalışıyorlar. Onlar duyguları kullanıyor, dini hisleri istismar ediyor ve toplumda bölünme yaratmak istiyorlar. Lakin tarih gösteriyor ki, gerçek uzun süre gizli kalamaz.
Azerbaycan ve Türkiye ise bu gerçeğin en güçlü kanıtlarından biridir.
Elnur AMİROV