2026 Mart ayı için küresel nükleer denge kritik bir noktaya ulaştı. Dünyanın başlıca nükleer güçleri hala binlerce savaş başlığına sahip, silah kontrol anlaşmalarının süresi ise sona erdi.
Bu bağlamda İran'da ABD ve İsrail'in ortaklaşa başlattığı askeri kampanya ülkenin uranyumu zenginleştirmesi ve nükleer silaha sahip olmaya çalışması suçlaması üzerinden yürütülüyor.
Modern.az hatırlatıyor ki, İran'ın nükleer programıyla ilgili gelişen askeri-siyasi kriz zemininde Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, bölgede herhangi bir ülke nükleer silah elde ederse, Ankara'nın da nükleer silahlanma yarışına katılacağını belirtti. Paralel olarak, Polonya Devlet Başkanı Karol Navrotski de ülkesinin nükleer potansiyeli üzerinde askeri gücünü artırması hakkında açıklama yaptı. Rusya'nın Ukrayna'ya saldırısından sonra bir süre Volodimir Zelenski de ülkesinin Sovyetler Birliği'nin dağılması sebebiyle gönüllü olarak vazgeçtiği nükleer potansiyelini restore etmek hakkında açıklamalar yapmıştı.
Böylece, uzun yıllar nükleer ülke olma perspektifinden vazgeçen ülkeler dünyanın değişen ve istikrarsız jeopolitik durumuna uyum sağlamak için bu adımı düşünmeye başlıyor.

Şu anda nükleer devlet olmasa da, fiilen kendi topraklarında başka bir ülkenin nükleer başlığının konuşlandırıldığı ülkeler var. Bu listeye yeni katılan Belarus'ta Rusya kendi nükleer başlıklarını konuşlandırdı. ABD'nin nükleer silahları ise bir dizi NATO ülkesinde konuşlandırılıyor. Örneğin, Türkiye'nin kendisinde - İncirlik hava üssünde, ayrıca Britanya, İtalya, Almanya, Hollanda ve Belçika'da bu silahlar saklanıyor. Toplamda 6 ülkede yaklaşık 150 nükleer bomba bulunuyor. Şunu da belirtmek gerekir ki, 2016 yılında Türkiye'den bir dizi nükleer bomba Romanya'ya taşındı ve bunların taşıyıcıları - B-52 ve B-1B Lancer stratejik bombardıman uçakları zaman zaman konuşlandırılıyor.
Bu listedeki Avrupa ülkeleri ve Türkiye daha önce ABD ile nükleer silahların paylaşılmasına dair anlaşma imzaladılar. Bu, Amerikan cephaneliğinin onların topraklarında saklanabileceği, ancak söz konusu nükleer silahın yalnızca Washington'ın izniyle kullanılabileceği anlamına geliyor.
Şu anda Rusya, ABD, Çin, Fransa, Büyük Britanya, Hindistan, Pakistan, Kuzey Kore ve İsrail'in nükleer silaha sahip olduğu biliniyor. Bunlardan İsrail ve Kuzey Kore, uluslararası anlaşmadan kaçınarak fiilen nükleer ülke haline geldiler.
Belirtilmelidir ki, nükleer kulübün genişlemesi şu anda hem büyük devletlerin baskısı, hem de bu konuda geçmiş dönemden kalan az sayıdaki anlaşmalardan biri olan Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması ile sınırlıdır.

Ancak mevcut listeyi gözden geçirecek olursak, bazı ülkelerin nükleer silahları oldukça hızlı bir şekilde elde edebileceği açıktır. Bu, ilk olarak gelişmiş nükleer enerjisi, kendi nükleer araştırmaları, gelişmiş sanayisi ve füze bilimleri olan devletler için geçerlidir. Örneğin, bazı hesaplamalara göre, Japonya ve Güney Kore birkaç yıl içinde nükleer silahlar geliştirebilme yeteneğine sahiptirler. Brezilya, 2025 sonbaharında "nükleer teknolojinin kullanımı planlarını, savunma amaçları da dahil olmak üzere gözden geçirmek" ve araştırma ve geliştirme için finansmanı artırmak niyetinde olduğunu açıkladı. Yazının girişinde bahsettiğimiz İran'ın da artık gelişmiş füze ve nükleer sanayisi, ayrıca önemli miktarda zenginleştirilmiş uranyumu var.
Suudi Arabistan'ın kendi nükleer elektrik santralleri ve gelişmiş füze programı olmadığı için Türkiye ve Suudi Arabistan bu açıdan daha zorlu bir dönemle karşılaşacaklar. Bu arada, Ankara'nın balistik füze programı şu anda küresel liderlerden geri kalsa da, ülkenin askeri sanayisinin hızlı gelişimi bu perspektifi yakınlaştırıyor. Nükleer silaha sahip Pakistan'ın da askeri müttefiki olarak Türkiye ve Suudi Arabistan ile nükleer teknolojileri paylaşma imkanı var.
Aynı mesele Almanya için de geçerlidir. Şu anda Almanya kolaylıkla nükleer silah elde etme potansiyeline sahiptir.

Rusya şu anda başlıca nükleer güç olarak kalmaya devam ediyor ve cephaneliğinde 6200 ila 6300 arasında nükleer başlık olduğunu tahmin ediyor.
ABD'nin ise bu alanda biraz daha az - 5500 civarında nükleer başlığının olduğu belirtiliyor.
Çin ayrıca en hızlı büyüyen nükleer güce dönüşüyor. Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) verilerine göre, Pekin'in nükleer cephaneliği 2026 yılının başına kadar yaklaşık 600 savaş başlığına ulaşacak ki, bu da sadece on yıl önceki birkaç yüzden çok daha fazladır.
Önde gelen güçler dışında, bir dizi ülke daha küçük, ancak stratejik açıdan önemli nükleer kuvvetlere sahiptir. Fransa'nın yaklaşık 290, Büyük Britanya'nın ise yaklaşık 225 savaş başlığı bulunuyor. Pakistan (yaklaşık 180 savaş başlığı) ve Hindistan (yaklaşık 170) devam eden bölgesel gerilimler zemininde cephaneliklerini tedricen artırmaya devam ediyorlar.
Resmi olarak nükleer silaha sahip olduğunu itiraf etmeyen İsrail'in yaklaşık 90 savaş başlığı bulunuyor. Kuzey Kore'nin ise yaklaşık 50 savaş başlığı olduğu düşünülüyor ve ülke füzeler ve nükleer başlıklar geliştirmeye devam ediyor.
Dünyayı saran istikrarsızlık, en üst düzeylerde bile itiraf edilen "uluslararası hukukun işlememesi" fikri ve kontrolden çıkan çatışmalar dünyanın yeni ve daha yıkıcı bir nükleer savaşla karşılaşacağı ihtimalini artırıyor. Bu seferki çatışma ne 1945 yılında Japonya'nın Hiroşima ve Nagazaki şehirlerine atılan nükleer bombalar, ne de 1962 yılında dünyayı nükleer savaşın bir adım eşiğine getiren "Karayip Krizi" ile kıyaslanamayacak. Bu sefer yaşananlar daha keskin, daha ciddi, daha yıkıcı olacak.
Kerim RUTULLU