Son yıllarda uluslararası ilişkiler sisteminde büyük güçler arasındaki rekabet daha açık ve sert bir karakter almıştır. Özellikle ABD ile Rusya arasındaki jeopolitik çatışma, çeşitli bölgelerde paralel bir şekilde kendini göstermektedir. Bu çatışma sadece askeri ve diplomatik alanda değil, aynı zamanda çeşitli ülkelerin iç siyasi süreçlerinde bir etki mücadelesi şeklinde ortaya çıkmaktadır. Latin Amerika'daki Venezuela krizi, Orta Doğu'da İran etrafında artan gerilim ve post-Sovyet coğrafyasında yaşanan siyasi süreçler bu rekabetin farklı cephelerini oluşturmaktadır.
Rusya'nın Latin Amerika'daki yakın müttefiki olan Venezuela lideri Maduro'nun, eşiyle birlikte ABD tarafından bu yılın ilk ayının başında tutuklanması ciddi bir yankı uyandırdı. Tam da ABD'nin bu adımıyla Rusya'nın buradaki etki gücü sıfıra indirildi. Rusya, dünyanın en büyük gaz rezervine sahip ülkeyi ABD'ye karşı bir kaldıraç olarak kullanma imkanından mahrum kaldı. Şimdi ABD, Latin Amerika'da Rusya'nın diğer bir etki alanı olan Küba'yı da kendi etki alanına almak istiyor. Trump, bu konuda birkaç kez basına açıklamalar yapmıştır. Eğer bu da gerçekleşirse, Rusya Amerika kıtasında artık hiçbir nüfuz alanına sahip olmayacaktır.
Bu yönde ilerleyen süreçlerde ABD'nin üstünlüğü açıkça kendini göstermektedir. ABD aynı zamanda Orta Doğu'daki siyasetini güçlendirmiştir. Şöyle ki, henüz 2024 yılının Ekim ayında Beşar Esad'ın devrilmesi, Rusya'nın bölgedeki en güçlü "kalelerinden" biri olan Suriye'deki egemenliğine son verdi. Böylece, Rusya'nın eli burada da boşa çıktı. Ve nihayet İran savaşına bir göz atalım. Burada savaş, Rusya'nın en büyük müttefiklerinden olan İran'ı askeri, siyasi ve ekonomik yönlerden zayıflatma amacı taşımaktadır.
Tam da İran'daki süreçlerin ABD'nin isteğiyle cereyan etmesi, Rusya'nın fiilen elinin boş kalması anlamına gelmektedir. Bu ise Rusya'ya hem siyasi, hem askeri, hem de ekonomik açıdan kayıplar getirmektedir. Doğrudur, İran hala direniyor. Ancak bu direniş her an kırılabilir ki, şu anda Rusya'nın en çok korktuğu da tam olarak budur. Çünkü İran, Rusya'nın aynı zamanda Orta Doğu'ya çıkışı için oldukça önemli bir transit geçiştir. Böylece, İran'ın "düşmesi" Rusya'nın da artık Orta Doğu'da olmaması demektir. Şu anda bu süreçlerde de ABD önde görünmektedir. Tam da bu sebeple Rusya, İran'a aktif bir şekilde destek vermektedir. ABD kaynaklarına göre, Orta Doğu'daki Amerikan savaş gemilerinin ve üslerinin vurulmasında Rusya, İran'a koordinatlar vermektedir. Bu açıdan Trump'ın birkaç gün önce Putin ile yaptığı telefon görüşmesini hatırlamak gerekir. Adı açıklanmayan kaynaklar, bu görüşmelerle ilgili olarak ABD'nin Rusya'ya yönelik yaptırımları yumuşatabileceğini belirtmişlerdi. Bu ise Rusya'nın İran'a savaşta verdiği desteği durdurması halinde mümkün olacaktır. Rusya'nın buna gideceği şüphe altındadır. Çünkü tam da bu durum onu İran'da da geriye düşürecektir. Genel duruma bakıldığında ise açıkça görülmektedir ki, Rusya artık hem Latin Amerika'da, hem de Orta Doğu'da kaybediyor.

Tam da bu mağlubiyeti Rusya, Güney Kafkasya'da telafi etmeye çalışmaktadır. Bu açıdan Ermenistan'da yapılacak parlamento seçimleri, bölgenin jeopolitik geleceği açısından önemli bir olay olarak değerlendirilmektedir. Bu seçimler sadece iktidar uğruna bir iç siyasi mücadele değil, aynı zamanda ülkenin hangi jeopolitik yönü seçeceğine dair ciddi bir siyasi karar olarak da değer görmektedir.
Ermenistan'ın jeopolitik seçim ikilemi
2018 yılında yaşanan siyasi değişikliklerden sonra Ermenistan'da iktidara gelen Nikol Paşinyan, ülkenin dış politikasında belirli bir denge oluşturmaya çalışsa da, son yıllarda hükümetinin Batı yapılarına yakınlaşması daha açık bir şekilde gözlemlenmektedir. Avrupa Birliği ile siyasi diyaloğun genişletilmesi, Batı kurumlarıyla işbirliğinin güçlendirilmesi ve bölgeye Avrupa gözlem misyonunun yerleştirilmesi bu yönelimin temel göstergeleri olarak kabul edilmektedir.
Batı ülkeleri için Ermenistan'ın siyasi rotasının değişmesi, post-Sovyet coğrafyasında Rusya'nın etki alanının zayıflatılması açısından önemli kabul edilmektedir. Bu nedenle Avrupa Birliği ve ABD, Paşinyan hükümetinin iktidarda kalmasına daha olumlu yaklaşmakta ve siyasi açıdan bu rotayı desteklemektedir. Diğer yandan, Rusya için Ermenistan, Güney Kafkasya'da geleneksel stratejik ortaklardan biridir. Ermenistan'ın ekonomik, enerji ve güvenlik sistemlerinde Rusya'nın etkisi hala oldukça güçlüdür. Ülkede bulunan Rus askeri üssü ve ekonomik ilişkiler, Moskova'nın bu ülkedeki konumlarını korumasına olanak sağlamaktadır.

Bu bağlamda, Rusya'ya yakın siyasi ve iş çevrelerinin desteklediği figürlerin siyasi süreçlerde aktifleşmesi dikkat çekmektedir. Ermenistan kökenli Rus iş adamı Samvel Karapetyan ve ona yakın olduğu düşünülen siyasi gruplar, Moskova'nın bölgedeki çıkarlarının korunmasını öncelik olarak gören siyasi çizgiyi temsil eden güçler olarak sunulmaktadır.
İç siyasi ortam ve seçim dinamikleri
Ermenistan'da seçim sonuçlarını sadece jeopolitik faktörlerle açıklamak mümkün değildir. Ülke içindeki sosyo-politik durum da bu süreçte belirleyici bir rol oynamaktadır.
44 günlük savaştan sonra Ermenistan toplumunda siyasi parçalanma ve güvensizlik ortamı uzun süre devam etmiştir. Muhalif güçler Paşinyan hükümetini güvenlik politikasında ciddi hatalar yapmakla suçlasalar da, iktidar yanlıları onu yeni gerçeklikleri kabul eden ve ülkeyi uluslararası tecritten çıkarmaya çalışan bir lider olarak sunmaktadır.
Diğer önemli faktör ise ekonomik durum ve sosyal sorunlardır. Ermenistan ekonomisi büyük ölçüde dış pazarlardan ve diaspora sermayesinden bağımlıdır. Rusya ile ekonomik ilişkilerin zayıflaması ihtimali, bir dizi iş grubu için ciddi riskler yaratmaktadır. Aynı zamanda Batı finans kurumlarının ve yatırım programlarının artması ise başka bir siyasi yönelimi teşvik etmektedir. Bu nedenle Ermenistan seçimleri sadece ideolojik ve siyasi değil, aynı zamanda ekonomik çıkarların çatışması olarak da değerlendirilebilir.

Büyük güçlerin etki mekanizmaları
ABD ve Avrupa Birliği, Ermenistan'daki siyasi süreçlere esasen diplomatik ve mali araçlarla etki etmektedir. Demokrasi, kurumsal reformlar ve ekonomik destek programları aracılığıyla Batı ülkeleri, Erivan'ın dış politika rotasını değiştirmeye çalışmaktadır.
Rusya ise daha çok enerji, ekonomik ve güvenlik mekanizmalarından faydalanmaktadır. Ermenistan'ın enerji sektörünün önemli bir kısmı Rus şirketlerinin kontrolündedir. Buna ek olarak, ülkenin güvenlik mimarisi uzun yıllar Moskova ile sıkı ilişkiler üzerine kurulmuştur.
Bu nedenle Ermenistan'ın siyasi rotasının tamamen değişmesi kısa vadede mümkün görünmemektedir. Daha gerçekçi senaryo, denge politikasının sürdürülmesi olarak kabul edilmektedir.
Seçimlerin olası sonuçları
Mevcut siyasi manzara, Paşinyan liderliğindeki siyasi ekibin devlet aygıtına kontrol ve örgütsel kaynaklar açısından belirli bir üstünlüğe sahip olduğunu göstermektedir. Batı ülkelerinin siyasi desteği ve diplomatik ilişkileri de onun konumlarını güçlendiren faktörlerden biri olarak kabul edilmektedir.
Bununla birlikte, Rusya yanlısı siyasi güçlerin de toplumda belirli bir sosyal tabanı mevcuttur. Özellikle ekonomik açıdan Rusya'ya bağlı olan iş yapıları ve göçmenlerin büyük bir kısmı, Moskova ile ilişkilerin korunmasından yanadır.

Bu nedenle seçim sonuçları sadece bir siyasi gücün zaferi olarak değil, daha çok Ermenistan'ın dış politika rotasında dengenin hangi yöne eğileceğini belirleyen bir süreç olarak değerlendirilebilir.
Ancak burada belirtmek gerekir ki, Ermenistan hükümetinin attığı adımlar oldukça etkilidir. Yani Paşinyan hükümeti, ABD ve Avrupa Birliği'ne yönelik siyaseti yönetebilmektedir. Şöyle ki, Ermenistan'ın 2020'deki 44 günlük savaştan sonra KGAÖ'deki temsilciliği zayıflamış, buna ek olarak, demiryolu meselesinde farklı senaryolar üzerinde çalışılmaktadır. Nitekim Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, Erivan ve Moskova'nın Ermenistan demiryolunun Rus imtiyazı meselesini çalışma düzeyinde tartıştığını vurgulamıştır. Başka bir konuşmasında ise Paşinyan, demiryollarının yönetiminin başka bir ülkeye verilmesini teklif etmiştir.
“Demiryollarına kontrol sadece Ermenistan'la ve Rusya ile iyi ilişkileri olan bir ülkeye verilebilir. Biz Rusyalı ortaklarımızla konuşmak istiyoruz, uzlaşmaya varmak gerekiyor, iletişim kurmalıyız. Anlaşmayı bozmak her zaman kötüdür ve bizim devletlerarası, aynı zamanda kişisel ilişkilerimiz bize bu yolu gitmeye izin vermiyor, aksine onlar sakin ve dostane bir ortamda tartışma yapmaya yardımcı oluyor”,-Ermenistan Başbakanı kaydetti.
Demiryolları meselesinde Zengezur koridorunu (TRIPP) da belirtmek gerekir. Şöyle ki, bu koridor artık 100 yıl ABD'nin kontrolünde olacaktır.
Bugün belirli sebeplerden dolayı, Ermenistan'da Rusya yanlısı Samvel Karapetyan'ın maddi imkanları ve nispeten Rusya desteği sayesinde sanki geniş bir desteğe sahip olduğu hissedilmektedir. Bunu son zamanlarda Paşinyan'ın paylaşımlarından da görmek mümkündür. Şöyle ki, Paşinyan bölgelerde yaya geziyor, insanlarla tavla oynuyor, peraşki, sucuk yiyerek kendisinin sade olduğu imajını yaratıyor. Görünüşe göre Başbakan'ın reytinglerinde belirli bir gerileme var. Ancak bu gerileme, onun kaybedeceği anlamına gelmiyor. Sadece seçim sonucunda koalisyon kurma tehlikesi ortaya çıkabilir ki, Paşinyan bunu istemiyor. Ancak son yapılan anketler de gösteriyor ki, Ermenistan'da seçimlerde Rusya yanlısı bir adayın kazanması mümkün görünmüyor. Çünkü Ermenistan'da insanların büyük bir kısmı son yapılan anketlerde düşman ülke olarak Rusya'yı göstermişlerdir. Şöyle ki, garip bir şekilde Ermenistan'a düşman ülkeler listesinde Rusya üçüncü sırayı almaktadır. Görünüşe göre Rusya, Ukrayna'da, Orta Doğu'da, İran'da olduğu gibi Güney Kafkasya'da da ABD'ye kaybedecektir. Tabii ki, devam eden jeopolitik süreçler oldukça karmaşık olduğundan durumun her an değişmesi de mümkündür.