Son günlerde Bakü'de ve Abşeron yarımadasında, ayrıca birçok bölgemizde yoğun karakterli yağışlar gözlemlenmektedir. Gözlemlenen şiddetli yağışlar bir kez daha göstermektedir ki, büyük şehirlerde hava koşulları bazen günlük hayatın ritmini değiştirebilmektedir. Bu durum ise yalnızca bir şehre özgü bir hal olarak değerlendirilmemektedir. Kısa sürede normu aşan yağış, dünyanın birçok gelişmiş başkentinde de benzer bir manzara yaratmaktadır.
Örnek olarak, dünya tecrübesine bakacak olursak, Londra'ya ilişkin uzun vadeli istatistiklere göre, şehirde yıllık yağış yaklaşık 600 mm civarındadır. Bu, Bakü ile karşılaştırıldığında oldukça yüksek bir göstergedir. Buna rağmen, 2021 yılının Temmuz ayında Londra'da sadece birkaç saat içinde aylık norma yakın yağış düştü. Sonuç olarak onlarca ev su altında kaldı, metro istasyonları kapatıldı, bazı hastanelerde hizmet kısıtlandı. Bu olay gösterdi ki, yüksek yağış tecrübesi olan bir şehir bile kısa sürede düşen aşırı yağış karşısında zorluk yaşayabilmektedir.

Benzer durum Paris için de karakteristiktir. Paris'te yıllık yağış ortalama 600-650 mm arasında değişmektedir. Buna rağmen, son yıllarda şiddetli yağışlar sırasında Sen Nehri'nin seviyesi yükselmekte, kıyı bölgeleri su altında kalmakta, ulaşım kısıtlanmaktadır. Ayrıca, 2025 yılında meydana gelen şiddetli fırtına sırasında şehrin bazı bölgelerinde su baskınları da kaydedildi ki, bu da başkent ve yaşam seviyesine etkisiz kalmadı.

Diğer bir örnek ise Dubai ile ilgilidir. Basra Körfezi kıyılarında yer alan bu şehirde yıllık ortalama yağış yaklaşık 100 mm'den bile azdır. Ancak 2024 yılının Nisan ayında 24 saat içinde 140 mm'den fazla yağış düştü. Daha doğrusu, Dubai bir gün içinde yıllık normasından fazla su aldı. Sonuç olarak havaalanı faaliyetini kısmen durdurdu, ana yollar su altında kaldı, şehir altyapısında ciddi sorunlar yaşandı.

Dünya pratiğine dayanan gerçekler bir noktayı açıkça göstermektedir ki, mesele şehrin genel olarak ne kadar yağış alması değil, yağışın yoğunluğudur. Yani birkaç saat içinde normdan kat kat fazla su düştüğünde, herhangi bir şehrin - ister Londra gibi “yağışlı”, ister Dubai gibi “kurak” bir şehrin altyapısı yüklenir.
Uzmanlar bunu “ani sel” veya “aşırı yağış epizodu” olarak değerlendirmektedir. Bu gibi durumlarda drenaj sistemleri (yağmur, kar suları ve fazla suyun bölgeden uzaklaştırılması için kurulan altyapı sistemi) kısa sürede bu kadar suyu iletmekte zorluk çeker, sonuç olarak caddelerde su birikmesi kaçınılmaz olur.
Ermenistan'daki durum da bölge için yeni değil: benzer manzara Tiflis'te de yaşanmıştı...
Ermenistan'da son günlerde gözlemlenen sağanak yağışlar ve seller ilk bakışta olağanüstü bir olay gibi görünse de, aslında bölge için yeni değildir. Son yıllarda Güney Kafkasya'da da benzer manzara birkaç kez tekrarlanmıştır.
2024 yılının Mayıs ayında Ermenistan ve Gürcistan'da meydana gelen olaylar bunu açıkça göstermişti. Şiddetli yağışlar sonucunda nehirler yataklarından taşmış, birkaç kişi hayatını kaybetmiş, yüzlerce insan evlerini terk etmek zorunda kalmıştı. Bazı yerleşim yerleri ise tamamen bağlantısız, tecrit durumunda kalmıştı. Aynı zamanda, Gürcistan'ın Marneuli ve Bolnisi bölgelerinde caddelerin su altında kalması, ulaşımın durması durumun boyutunu ortaya koyuyordu.

Bu bağlamda en çok dikkat çeken örnek ise Tiflis'te yaşananlardır. 2023 yılının Ağustos ayında şehre yağan şiddetli yağış birkaç saat içinde durumu değiştirmiş - caddeler ve yeraltı geçitleri suyla dolmuş, ağaçlar devrilmiş, elektrik hatları zarar görmüştü. Olaylar sırasında kurtarma ekipleri esas olarak suyun tahliyesi ve pompalama işleriyle meşgul oldular. Şehir hizmetleri ise Avrupa örneğinde de olduğu gibi problemi sadece yağışla değil, drenaj hatlarının tıkanmasıyla da ilişkilendiriyordu.

Tiflis ile ilgili daha bir ilginç nokta ise 2023 yılında kaydedilen yağışın boyutudur. O dönemde yağan yağışın hacmi, 2015 yılında meydana gelmiş ve ağır sonuçlara yol açmış sel ile karşılaştırıldığında daha yüksek olmuştu. Tam da o dönemlerde, 2015 yılında meydana gelen sel sonucunda 19 kişi hayatını kaybetmiş, şehrin bir kısmı ciddi zarar görmüştü.

Bununla birlikte, yoğun yağışın yarattığı manzarayı belirli bir şehrin problemi olarak sunmak doğru değildir. Güney Kafkasya örneğine paralel olarak, Londra, Paris ve Dubai gibi farklı iklim ve imkanlara sahip şehirlerin aynı olayla karşılaşması, bunun artık küresel ölçekte tüm ve özellikle büyük şehirlerin karşılaştığı bariz bir gerçeklik olduğunu göstermektedir.