Modern.az

Kiev artık ABD için öncelik değil - Ukraynalı uzmandan İTİRAF

Kiev artık ABD için öncelik değil - Ukraynalı uzmandan İTİRAF

Analitik

8 Nisan 2026, 16:25

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile İran arasında varılan 2 haftalık ateşkes anlaşmasından sonra taraflar barış anlaşmasını sonuçlandırmaya çalışacak. Bu, yetkililer tarafından verilen tepkilerden elde edilen bir sonuçtur.
Taraflar, ateşkese aracılık eden Pakistan'ın başkenti İslamabad'da bir araya gelecekler. İran, yaptırımların kaldırılmasını ve ABD kuvvetlerinin bölgeden çekilmesini istiyor.

10 Nisan'da ABD-İran arasında Pakistan'ın başkenti İslamabad'da yapılacak görüşmelerde Amerika heyetine ise başkan yardımcısı J.D. Vens başkanlık edecek.  İSNA'nın verdiği bilgiye göre, İran heyetine İran İslam Şurası Meclisi (Parlamento) başkanı Məhəmməd Bağır Qalibaf başkanlık edecek.

İran medyası, "İran'ın teklif ettiği 10 maddelik plan çerçevesinde sadece nükleer program ve bölgesel güvenlik değil, aynı zamanda son 45 yılda İran'a uygulanan birincil ve ikincil yaptırımlar müzakere edilecek" şeklinde haber veriyor.

ABD-İran savaşında herhangi bir ilerleme Ukrayna için de önemli kabul ediliyor. Çünkü zaten 4 yıldır Rusya ile savaşan Ukrayna için ABD-İran savaşının olumsuz etkileri hakkında belirli  analizler yapılıyor. Şöyle ki, bazı analistler ABD'nin Ukrayna'ya desteğinin azaldığını, çatışmanın artık arka plana geçtiğini iddia ediyorlar.

Modern.az'a yaptığı açıklamada Ukraynalı gazeteci, siyaset bilimci Stanislav Jelixovski Donald Trump tarafından ilan edilen iki haftalık ateşkesin kalıcı barışa giden bir yol olarak değil, daha çok taktiksel bir gerilimi azaltma mekanizması olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtti:

“Durum aynı zamanda hem Washington'ın hem de Tahran'ın açıkça “zafer” ilan etmesiyle karmaşıklaşıyor. Bu da beklentileri artırıyor ve uzlaşma imkanlarını daraltıyor. Hürmüz Boğazı çevresinde devam eden gerilim ve İran'ın tazminat ve yaptırımların kaldırılmasına ilişkin talepleri zemininde iki haftalık süre, yapısal sorunların çözümü için oldukça kısa görünüyor.

Aslında bu, uyumluluğun kontrol edilmesi için bir tür “soğuma penceresi” işlevi görüyor. Özellikle ABD'de yaklaşan ara seçimler bağlamında bu kısa süre, siyasi aciliyeti de yansıtıyor. Trump yönetimi hızlı bir şekilde görünür sonuçlar elde etmeye çalışıyor ki bu da ateşkası siyasi açıdan faydalı, ancak stratejik açıdan kırılgan kılıyor.

Görüşmelerin esas olarak deniz güvenliği, gerilimin sınırlandırılması ve yaptırımların aşamalı olarak hafifletilmesi etrafında cereyan etmesi bekleniyor.

Ancak her iki taraf da görüşmelere geniş tekliflerle giriyor. İran'ın 10 maddelik planı ve ABD'nin çok maddeli çerçevesi mevcut olup, bu da karmaşık bir anlaşma sürecine işaret ediyor. İran tazminat, yaptırımların kaldırılması ve Hürmüz Boğazı'nda resmi bir rejimin oluşturulmasını talep ederken, ABD ise öncelikle gerilimin azaltılması ve güvenli seyrüsefere öncelik veriyor.

Asıl engel ise sıralama meselesi olacak: ilk adımı kim atacak ve taahhütlerin yerine getirilmesi nasıl denetlenecek? Washington'daki siyasi baskı süreci hızlandırabilir, ancak bu, yüzeysel anlaşmalar riskini de artırıyor.

ABD, sert ön koşullar olmadan ateşkese rıza göstermekle ve kısmen İran'ın tekliflerini yansıtan müzakereler çerçevesinde yer almakla belirli tavizler verdiğini gösterdi.

Trump'ın İran Dışişleri Bakanı Abbas Araqçi'nin daha ılımlı açıklamalarını açıkça vurgulaması ve daha sert retoriği bir kenara bırakması, daha yumuşak kanallar aracılığıyla çalışmaya yönelik bilinçli bir stratejiyi gösteriyor.

Ancak bu tavizler taktiksel niteliktedir. ABD, anlaşmanın bozulması durumunda olası saldırılar veya gerilimin tırmanmasıyla ilgili stratejik belirsizliği koruyor. Bu “ikili yaklaşım”, yani kamusal sertlik ve prosedürel esneklik, aynı zamanda ara seçimler arifesinde iç siyasi motivasyonlarla da koşullanıyor.

Mevcut dinamikayı göz önünde bulundurarak, İran'ın görüşmelere katılmaya hazır olması, genel çerçeveyi kabul etmesi ve Hürmüz Boğazı aracılığıyla güvenli geçişi müzakere etmesi belirli tavizler verildiğini gösteriyor. Ancak bu adımlar daha çok taktiksel bir düzeltme olarak değerlendirilmelidir.

Tahran, yaptırımların kaldırılması, tazminat ve bölgesel etki gibi temel stratejik taleplerinden geri adım atmıyor. Dışişleri Bakanlığı'nın daha ılımlı tonu ile güvenlik kurumlarının maksimalist retoriği arasındaki fark ise gerçek bir uzlaşmadan ziyade iç sinyal niteliği taşıyor. İran, temel etki kaldıraçlarını koruyarak zaman kazanmaya çalışıyor”.

Siyaset bilimcinin görüşüne göre, uzun vadeli anlaşma perspektifleri sınırlı kalıyor:

“Karşılıklı “zafer” retoriği, maksimalist teklifler ve ABD içindeki siyasi baskılar, bu sürecin daha çok geçici anlaşmalarla sonuçlanacağını gösteriyor.

Daha gerçekçi senaryo “yönetilen istikrarsızlık” modelidir. Burada gerilim kontrol altında tutulur, ancak tam olarak çözülmez. Kalıcı bir anlaşma ise daha geniş bölgesel güvenceler ve kurumsal mekanizmalar gerektirir ki bunlar şu anda mevcut değildir.

Yeri gelmişken bölgesel aktörler belirleyici rol oynayacak. İsrail, anlaşmayı İran'ı yeterince kısıtlamayan bir anlaşma olarak görürse, kısıtlayıcı bir faktör olarak ortaya çıkabilir. Türkiye arabulucu olarak konumlanarak jeopolitik etkisini artırmaya çalışıyor. Rusya ise Batı'nın dikkatini Ukrayna'dan uzaklaştıran uzun vadeli istikrarsızlıktan faydalanıyor.

Bu dinamik, ABD ve İran belirli bir ilerleme sağlasa bile, dış aktörlerin sonucu ciddi şekilde şekillendirebileceğini veya bozabileceğini gösteriyor”.

Siyaset bilimci, ABD-İran savaşının Ukrayna savaşını küresel gündemden dışladığına dair algıların arttığını ve bunun kısmen doğru olduğunu belirtti:

“Volodimir Zelenski'nin kendisinin de itiraf ettiği gibi, özellikle askeri, siyasi ve ekonomik kaynakların Orta Doğu'ya yönlendirildiği bir zamanda Ukrayna artık kısa vadede Washington için temel bir öncelik değil. En dikkat çekici etki pratik niteliktedir. Ukrayna, “Patriot” hava savunma sistemleri gibi kritik araçları daha az hacimde alma riskiyle karşı karşıya kalırken, aynı zamanda Orta Doğu'daki çatışma nedeniyle küresel tedarik zincirleri geriliyor. Bununla birlikte, Hürmüz Boğazı çevresindeki istikrarsızlıktan kaynaklanan petrol fiyatlarındaki artış Rusya'ya ekonomik açıdan fayda sağlıyor ve savaşını sürdürme imkanlarını güçlendiriyor.

Bununla birlikte, Ukrayna bu değişikliklerin pasif bir kurbanı değil. Kiev, yeni jeopolitik gerçeklikte kendi konumunu aktif bir şekilde yeniden şekillendirmeye çalışıyor. Özellikle İran yapımı insansız hava araçlarına karşı mücadele alanında elde ettiği savaş tecrübesini hem ABD'ye hem de Körfez ülkelerine teklif ediyor ve böylece savaş tecrübesini stratejik bir sermayeye dönüştürüyor. Bu, küresel dikkat başka bir yöne kaysa bile, kendi güncelliğini ve önemini korumaya yönelik bir çabadır.

ABD ile İran arasında varılan iki haftalık ateşkes, Orta Doğu'da gerilimin tırmanma risklerini geçici olarak azaltmakla ve Hürmüz Boğazı gibi kritik rotaların kısmen yeniden açılmasına olanak tanımakla diplomatik açıdan kısa süreli bir pencere yaratıyor.

Bu, Ukrayna için de önemlidir, çünkü Orta Doğu'daki son gerilim, ABD liderliğindeki arabuluculuk çabalarını fiilen dondurmuştu. Şimdi ise gerilimin geçici olarak azalması, Washington'a Rusya–Ukrayna yönünde yeniden aktifleşmek için daha geniş siyasi ve diplomatik imkanlar yaratıyor. Bu, ABD'nin ana müzakerecileri – Stiv Uitkoff, Cared Kuşner ve Lindsey Grahamın Kiev'e olası ziyaretiyle ilgili planlarda da yansıma buluyor ve amaç, çıkmaza girmiş barış görüşmelerini yeniden canlandırmaktır”.

S. Jelixovski, derin gerçekliğin daha karmaşık olduğunu vurguladı:

“Ateşkes, bu iki çatışma arasındaki yapısal bağlantıyı ortadan kaldırmıyor. Aksine, Rusya'nın bu bağlantıdan faydalanmaya çalıştığına dair işaretler mevcut. Örneğin, Ukrayna ile ilgili tavizler karşılığında İran'a desteğin azaltılması tekliflerinin ileri sürüldüğü belirtiliyor. Bu ise Orta Doğu ve Ukrayna'nın giderek birbiriyle ilişkili müzakere alanlarına dönüştüğünü gösteriyor.

Buna ek olarak, görüşmeler yeniden başlasa bile, temel engeller değişmeden kalıyor: toprak anlaşmazlıkları, güvenlik garantileri ve Kiev ile Moskova'nın temelden uzlaşmayan savaş hedefleri. Cenevre'de yapılan önceki görüşme turları, bu konularda ilerlemenin ne kadar zor olduğunu zaten göstermişti.

Böylece, ateşkes diplomasiyi prosedürel açıdan “donmuş durumdan çıkarabilir”, ancak esasen bunu sağlamaz. Asıl risk ise, görüşmelerin yeniden başlamasının gerçek bir ilerleme olmadan sadece görüntü niteliği taşıyabilmesidir. Özellikle de bu süreç Washington'daki siyasi takvimden kaynaklanırsa ve tarafların pozisyonlarının gerçek bir yakınlaşmasına dayanmazsa”.

 

Whatsapp
Bizə yazın!
Keçid et
İranda ard-arda partlayışlar - Atəşkəs pozuldu - Gündəm Masada