ABD ve İsrail'in İran'a karşı uzun yıllardır devam eden baskı politikasına rağmen, ülke içinde beklenen parçalanmanın gerçekleşmemesi tartışma yaratan çok katmanlı konulardan biridir. Bu meseleye hem siyasi, hem sosyal, hem de ideolojik açılardan yaklaşmak mümkündür.
İran uzun yıllar boyunca çok katmanlı ve etkili bir güvenlik sistemi kurmuştur. Devrim Muhafızları Kolordusu (SEPAH), istihbarat organları ve polis yapıları ("Besic" vb.) iç tehditlere karşı çok sert ve operatif tepki vermektedir. Bu ise potansiyel ayaklanmaların genişlemesini erken aşamada engellemektedir.
İran çok uluslu bir devlettir (Farslar, Azerbaycanlılar, Kürtler, Araplar, Beluçlar vb.). Buna rağmen, devlet hem idari hem de güvenlik araçlarıyla bu çeşitliliği kontrol altında tutmakta ve ayrılıkçı eğilimlerin yayılmasına izin vermemektedir.
1979 İslam Devrimi'nden sonra kurulan siyasi sistem sadece bir devlet mekanizması değil, aynı zamanda ideolojik bir platformdur. İktidar, meşruiyetini dini ve milli değerler üzerine kurmaktadır. Bu, özellikle dış baskı dönemlerinde toplumun bir kesimini iktidar etrafında birleştirmektedir.

Son olaylar bunu bir kez daha doğruladı. ABD ve İsrail tarafından yapılan baskılar – yaptırımlar, siber saldırılar, bilgi kampanyaları ve nihayet askeri operasyonlar – paradoksal olarak İran içinde parçalanmayı değil, milli dayanışmayı güçlendirdi.
Gözlemler gösterdi ki, İran'da dış düşman imajı iç parçalanmayı zayıflatan psikolojik bir faktör olarak işlev görmektedir.
Ancak şunu da belirtmek gerekir ki, İran içinde ve diasporasında mevcut olan muhalif güçler ideolojik ve teşkilati açıdan birleşik değildir. Liberal, monarşist, solcu ve etnik temelli gruplar arasında ciddi fikir ayrılıkları bulunmaktadır. Bu da koordineli ve etkili bir iç hareketin oluşmasına engel olmaktadır.
Genel olarak, İran içinde parçalanmanın gerçekleşmemesi tek bir sebeple açıklanamaz. Bu, güçlü güvenlik aygıtı, ideolojik dayanaklar, dış baskının yarattığı milli birlik hissi ve muhalefetin zayıf koordinasyonunun ortak etkisidir.
Konuya ilişkin açıklama yapan Azerbaycan Milli Meclisi milletvekili Ceyhun Memmedov Modern.az'a yaptığı açıklamada, İran'da iç parçalanmanın gerçekleşmemesini ideolojiyle ilişkilendirdi:
“Devletlerin güçlü ve sürdürülebilir olmasında ideolojinin rolü yadsınamazdır. İdeoloji sadece teorik bir çerçeve değil, aynı zamanda toplumu birleştiren, zor dönemlerde seferber eden ve devletin uzun vadeli konumunu koruyan temel dayanaklardan biridir.
Bugün İran örneğine baktığımızda, uzun yıllardır çeşitli siyasi, ekonomik ve askeri gerilimler fonunda faaliyet gösteren bir devlet olduğunu görüyoruz. Birçok durumda doğrudan veya dolaylı çatışmaların içinde olsa da, iç parçalanma yaşamadan belirli bir istikrarı koruyabilmektedir. Bu ise tesadüfi değildir.
Soru ortaya çıkıyor: bu sürdürülebilirliğin temel sebebi nedir? Cevaplardan biri tam da ideolojidir. İran'da oluşmuş ideolojik sistem, toplum içinde birleşik bir bakış açısı ve yaklaşım oluşturur, farklı tabakaları ortak amaçlar etrafında birleştirir ve özellikle gerilim dönemlerinde devletin arkasında durmayı sağlar”.

C. Memmedov, ideolojinin burada sadece siyasi bir araç değil, aynı zamanda bir seferberlik mekanizması olduğunu belirtiyor.
“Bu mekanizma sayesinde toplum, belirli çağrılar karşısında daha örgütlü ve dayanıklı bir şekilde tepki vermektedir. Devlet ise bu birliğe dayanarak kendi konumunu korumaya çalışmaktadır.
Aynı zamanda ideoloji, devletin güvenlik yaklaşımına ve dış politika rotasına da etki etmektedir. Bu, belirli durumlarda daha sert ve prensipli pozisyonların ortaya konulmasına zemin hazırlamakta ve uzun vadeli stratejik hattın korunmasına hizmet etmektedir.
Şu da yadsınamaz bir gerçektir ki, sadece ideoloji yeterli değildir. Devletin gerçek gücü ekonomi, teknoloji, yönetim ve sosyal refah gibi faktörlerle birlikte oluşur. İdeoloji ise bu sistemin birleştirici ve yönlendirici bir unsuru olarak işlev görmektedir.
Düşünüyorum ki, İran örneği bir kez daha gösteriyor: ideoloji doğru kurulduğunda ve toplum tarafından kabul edildiğinde, özellikle zor ve gergin dönemlerde devletin sürdürülebilirliğini ve iç birliğini koruyan temel faktörlerden birine dönüşebilir”.
Siyasi analistler, İran'daki istikrarın mutlak ve değişmez olmadığını belirtiyorlar. Ekonomik sorunlar, sosyal hoşnutsuzluklar ve nesil değişiklikleri gelecekte iç dinamikleri değiştirebilir. Yani süreç devam ediyor ve İran toplumunun gelecekteki yönü hem iç hem de uluslararası faktörlerin karşılıklı etkileşimine bağlı olacaktır. Bu, kaçınılmazdır...
A. Korkmaz