Modern.az

Nadir Şah'tan bugüne: İran-Türkiye-Suudi Arabistan üçgeni

Nadir Şah'tan bugüne: İran-Türkiye-Suudi Arabistan üçgeni

Dünya

12 Ocak 2026, 09:12

Yakın Doğu'da güç dengesi değişiyor, ittifaklar dağılıyor, yenileri kuruluyor. Ancak bir şey değişmiyor: mezhep siyaseti hâlâ jeopolitiğin temel silahıdır. İran, Türkiye ve Suudi Arabistan bu silahı farklı şekillerde kullansalar da, aynı tarihi düğümün içindedirler. Bu düğümü ise üç yüz yıl önce bir Türk hükümdarı – Nadir Şah Afşar çözmeye çalışmıştı.

Nadir Şah sorunu herkesten daha net görüyordu: İran–Osmanlı çatışmasının kökeninde din yoktu. Kökeninde mezhebin devlet ideolojisine dönüşmesi yatıyordu. Bu yüzden o, savaşı kılıçla değil, yapıyla bitirmek istedi. Bu yaklaşımın tesadüfi olmadığını Nadir Şah'ın Osmanlı sultanı I. Mahmud'a hitaben yazdığı mektup açıkça gösterir. 1730'lu yılların ortalarında yazılmış o mektupta Nadir Şah Osmanlı'ya açık mesaj veriyordu: İran–Osmanlı çatışmasının kökeninde din değil, mezhebin siyasete dönüşmesi yatar. Nadir Şah Caferi mezhebinin Sünni İslam'ın beşinci hukuki mezhebi olarak tanınmasını teklif ediyor ve yazıyordu ki, bu adım atılırsa, “Müslüman kanı artık mezhep adı altında akıtılmayacak”. Bu, sadece dini bir çağrı değildi. Bu, İran coğrafyasını daimi savaş mekanından çıkarmak için hazırlanmış jeopolitik bir projeydi. Osmanlı bu teklifi kabul etmedi. Çünkü bu tanınma sadece dini bir uzlaşma değil, İslam dünyasında siyasi nüfuzun paylaşılması demekti. Böylelikle, Nadir Şah'ın projesi kağıt üzerinde kaldı, mezhep ise Yakın Doğu'nun temel silahlarından biri olarak kalmaya devam etti.

İran: Mezhebi Güce Çevirmek

Bugünkü İran işte bu yarım kalan çizginin devamıdır. Teokratik sistem mezhebi sadece inanç değil, bölgesel yayılma aracı olarak kullanır. Lübnan, Irak, Suriye, Yemen — her yerde aynı mekanizma işler: mezhep üzerinden meşruiyet, meşruiyet üzerinden etki. Bu model Nadir Şah'ın korktuğu senaryodur: mezhep siyasete dönüştüğünde devlet güçlenmez, içeriden sertleşir, dışarıda ise düşman yaratır.

Suudi Arabistan: Mezhebi Korku Mekanizması

Suudi Arabistan da mezhebi devlet dayanağı olarak kullanır, ancak farklı bir biçimde. Burada mezhep yayılma değil, statükonun korunması içindir. İran korkusu Suudi siyasetinin merkezinde yer alır. Bu korku bir yandan Tahran'la çatışma yaratır, diğer yandan ise Washington ve bölgesel ortaklarla ittifakları güçlendirir. Son yıllarda İran'la ilişkilerin yumuşatılması ise prensipsel bir dönüş değil, taktiksel bir moladır.
Mezhep hâlâ oyundadır.

Türkiye: Nadir Şah'ın Çizgisine En Yakın Model

Bu üçlüde Türkiye farklı bir yerde durur. Osmanlı döneminde Sünni kimlik vardı, ancak mezhep hiçbir zaman total bir ideolojiye dönüşmedi. Cumhuriyet döneminde ise devlet mezhebi açıkça kurumsal bir çerçeveye oturttu. Bu sebeple Türkiye: – İran'la konuşabilir, – Suudi Arabistan'la işbirliği yapabilir, – mezhebi bölgesel yayılmanın temel aracına dönüştürmez. Bu, doğrudan Nadir Şah'ın arzuladığı çizgiye — mezhebin nötralize edilmesi fikrine daha yakındır.

Sonuç

Nadir Şah kaybetti. Ancak tarih gösteriyor ki, haklıydı. İran mezhebi silaha dönüştürdü ve bölgeyi gerilime sürükledi. Suudi Arabistan mezheple kendini korumaya çalıştı. Türkiye ise tüm çelişkilerine rağmen, mezhebi devletin tek dayanağına dönüştürmedi.

Üç yüz yıl sonra Yakın Doğu hâlâ Nadir Şah'ın sorduğu sorunun içindedir: Devlet mezhebi mi yönetmeli, yoksa mezhep devleti mi? Bu soru cevapsız kaldıkça, bölge ne barış bulacak, ne de istikrar.

Elbeyi Hasanlı,
İsviçre, Zürih

Youtube
Kanalımıza abunə olmağı unutmayın!
Keçid et
ABŞ qırıcıları hərəkətə keçdi - İrana hücum başlayır