Yakın Doğu'da gerilim yeni ve daha tehlikeli bir aşamaya giriyor. ABD, İsrail ve İran arasında 12 gündür yaşanan çatışma, son olaylardan sonra tamamen farklı bir seviyeye yükseldi. Bölgede yaşanan süreçler artık sadece askeri çatışmayla sınırlı değil. Şimdi yaşananlar küresel ekonomik bir tehdit olarak değerlendiriliyor.
Son günlerde İran'a modern teknolojik silahlarla darbeler indiriliyor. Tahran için ölüm kalım zamanı başladı. Bu nedenle, bu ülke daha sert adımlar atıyor. İran yönetimi, misilleme adımı olarak klasik askeri silahlardan daha etkili kabul edilen başka bir “silahı” devreye soktu. Bu silah, nükleer başlıktan bile daha tehlikeli olan stratejik coğrafi konumdur.
Söz konusu olan, dünyanın en önemli enerji arterlerinden biri olan Hürmüz Boğazı'dır. Bu boğaz, fiilen küresel enerji güvenliğinin merkezi noktalarından biridir. Dünya petrol tedarikinin büyük bir kısmı tam da bu dar su yolu vasıtasıyla taşınır.
İran, uzun yıllardır Hürmüz Boğazı'nı jeopolitik bir baskı aracı olarak kullanabileceğini açıkça beyan etmektedir. Tahran, kendisine karşı askeri veya siyasi baskı artarsa, boğazın kapatılması seçeneğini değerlendireceğini belirtmişti. Şimdi bu meseleyi gerçeğe dönüştürüyor. Bu ise fiilen dünya ekonomisine vurulan bir “nükleer silah” darbesi demektir.
Uzmanlar bu durumu “enerji nükleer silahı” olarak nitelendiriyorlar. Çünkü Hürmüz Boğazı'nın kapatılması, nükleer bir darbe kadar yıkıcı olmasa da, küresel ekonomik sistemi ciddi şekilde tahrip edecektir. İran'ın elindeki bu araç, nükleer silahtan bile daha tehlikeli kabul edilmektedir.
Piyasalar ilk tepkileri gözlemlemeye başladı bile. Son verilere göre, dünya pazarında bir varil petrolün fiyatı 92 doları aştı. Bu ise gerilimin enerji piyasasına doğrudan etkisinin ilk sinyallerinden sayılıyor. Dünya, İran'ın Hürmüz politikasından şokta.

İranlı yetkililer ise daha sert uyarılar dile getiriyor. Onlar, eğer bölgede savaş daha da genişlerse, petrol fiyatının 200 dolara kadar çıkabileceğini belirtiyorlar. Böyle bir senaryo küresel ekonomiyi yakabilir.
Enerji fiyatlarındaki keskin artış, dünya ülkelerinin ekonomik istikrarını doğrudan etkiliyor. Burada enflasyon dalgası kaçınılmaz olacaktır. Özellikle enerji ithalatına bağımlı ülkeler için durum daha büyük bir felaket vadediyor.
Avrupa ülkeleri bu ihtimali şimdiden ciddi şekilde tartışıyor. Çünkü Ukrayna savaşından sonra enerji piyasasında oluşan kriz henüz tam olarak ortadan kalkmadı. Şimdi ise Yakın Doğu'da yeni riskler ortaya çıkıyor.
ABD de durumu dikkatle izliyor. Washington için Hürmüz Boğazı'nın güvenliği stratejik bir mesele olarak kabul ediliyor. ABD donanması, yıllardır bu bölgede tam da enerji rotalarını korumak amacıyla bulunmaktadır.
İsrail ise İran'ın artan etkisinden ciddi şekilde endişe duyuyor. Tel Aviv, İran'ın bölgesel gücünün sadece askeri potansiyelle ölçülmediğini düşünüyor. Tahran, aynı zamanda stratejik coğrafi konumunu kullanarak etki alanını genişletebiliyor.
Analistler, İran'ın fiilen dünyaya bir mesaj verdiğini belirtiyorlar. Mesajın özü şudur ki, İran sıkıştırılırsa, dünya ekonomisi de bundan çok büyük zarar görecektir. Bu ise klasik askeri çatışmadan farklı bir stratejidir. İran bu yolla savaşı aynı zamanda ekonomik düzlemde yürütmeye çalışıyor.
Mevcut durum, Yakın Doğu'da enerji kaynaklarının mücadelenin temel araçlarından birine dönüştüğünü gösteriyor. Eğer gerilim daha da artarsa, dünya ekonomisini derin bir kriz saracaktır. Petrol fiyatlarındaki keskin artış bunun başlangıcı olabilir.
Bu ise İran'ın fiilen “nükleer silah” olarak kullandığı Hürmüz Boğazı'nın ne kadar güçlü bir etkiye sahip olduğunu gösteriyor.
Bölgede durum her an değişebilir. Ancak bir gerçek artık açıktır: Yakın Doğu'da yaşananlar tüm dünyanın kaderini etkiliyor. İran'ın kullandığı strateji gösteriyor ki, modern dönemde savaşlar füzelerle birlikte enerji ve ekonomik araçlarla da yürütülüyor. Dünya ise bu acı gerçekle yüzleşmiş durumda.
Elnur ƏMİROV