“Karabağ” üst üste 12. sezondur Avrupa kupalarının ana aşamasında oynuyor. Kulübün baş antrenörü Kurban Kurbanov, dünyanın en ünlü spor yayınlarından biri olan “Kicker” (Almanya) dergisine röportaj verdi.
Modern.az sitesi bu röportajı sunuyor:
- Sayın Kurbanov, siz bir zamanlar Alman antrenörlerinin yanında staj yaptınız. Alman futbol kültüründen neler edindiniz?
- 2010 yılının Ağustos ayında, Avrupa Ligi play-off maçları sırasında "Borussia Dortmund" ile iyi ilişkiler kurmuştuk ve bunun sonucunda, biraz sonra orada Jürgen Klopp'un yanında staj yapma fırsatım oldu. Birkaç gün boyunca onun antrenman sürecini izlemek ve antrenörlük işinin profesyonel yönleri hakkında onunla tartışmalar yapmak benim için eşsiz bir deneyimdi. Fırsattan istifade ederek "Kicker" dergisi aracılığıyla ona selamlarımı iletiyor ve profesyonel gelişimime önemli katkı sağlayan bu olağanüstü şansı bana yarattığı için derin minnettarlığımı ifade ediyorum.
- Alman futbolunun hangi yönleri sizin için özellikle ilgi çekicidir?
- Alman futbolu her zaman ciddi iç disiplin ve her maça yüksek konsantrasyonlu hazırlıkla öne çıkmıştır. Bunlar Avrupa futbolunun gelişimine ivme kazandıran faktörlerdir. Asıl güç ise henüz çocuk futbolundan aşılanan, basit oyun, hız ve kolektif düzene öncelik veren mentalitedir. Bu "demir disiplin", Alman futbolcularının rakipten veya skordan bağımsız olarak, son düdüğe kadar sorumluluğu üstlenmelerini ve dikkatli kalmalarını sağlar. Bu sadelik ve dayanıklılık prensiplerini kendi antrenörlük felsefeme dahil etmem kariyerime çok olumlu etki etmiştir.
- Futbolcu veya antrenör olarak hiç Almanya kulüplerinden teklif aldınız mı?
- Hatırladığım kadarıyla, 1997 yılında - oyuncu olduğum zaman - beni ünlü Alman antrenör Bernd Stange'ye tavsiye etmişlerdi, ancak bundan bir sonuç çıkmadı.
- Eğer “Karabağ” Bundesliga'da oynasa, kaçıncı sırayı alırdı?
- Bütün sezon boyunca Alman takımlarına karşı oynamak zordur ve Avrupa kupalarında onlarla bir-iki kez karşılaşmaktan tamamen farklıdır. Rekabet edebileceğimizi, yani dışarıda kalmayacağımızı düşünüyorum, ancak ilk 10'a girmek kolay olmazdı.
- 2010 yılında Dortmund “Borussia”sına 0:4 mağlup olan “Karabağ”, 2024 yılında "Bayer Leverkusen"e karşı 2:2'lik bir sonuç elde etti. Bu süre zarfında ne değişti?
- O zamanlar Avrupa kupalarındaki ilk yıllarımızdı, "Borussia" ise en güçlü dönemlerinden birini yaşıyordu - sonradan Almanya şampiyonu da oldular. Klopp yüksek hızla oynayan çok ilginç bir takım oluşturmuştu.
"Bayer"e karşı ise biz artık daha tecrübeliydik, ancak grup aşamasında onlara 1:5 mağlup olduk ve kalite farkı açıkça görünüyordu. Ama onlarla yeniden karşılaştığımızda, rakibi daha iyi analiz ettik, hataları düzelttik, daha özgüvenli ve dikkatli olduk. Yine galip gelememiş olsak da, bu maçlar bize büyük tecrübe ve kendi gücümüze inanç kazandırdı.
- Şimdi "Eintracht Frankfurt"a karşı oynayacaksınız. Beklentileriniz nelerdir?
- Onların her açıdan bizden üstün olduklarını biliyoruz. Şu anda temel amacımız tüm oyuncuların sağlıklı olmasıdır ki, kadroda rotasyonlar için daha fazla seçeneğimiz olsun. Bakü'de oynamamızın avantajından da mümkün olduğunca yararlanmak istiyoruz. Avrupa kupalarındaki galibiyetlerimizden sonra rakipler artık bizi daha ciddiye alıyorlar. Eminim ki "Eintracht" bize karşı çok ciddi hazırlanacaktır. Bu karşılaşmada puanlar her iki takım için de önemlidir ve taraftarlarımıza güzel bir oyun sergilemek için sonuna kadar mücadele edeceğiz.
- 2013 yılında "Eintracht"a karşı oynadığınız maçları hatırlıyor musunuz?
- Bakü'de 0:2 mağlup olmuştuk. Frankfurt'ta ise attığımız beraberlik golü rakip taraftarlar arasında heyecana neden olmuştu. Sonunda 1:2 mağlup olsak da, yarattığımız gol pozisyonlarıyla onlara zor anlar yaşatmıştık.
- Takımınız yedi puanla 22. sırada. Play-off aşamasına yükselme şanslarınızı nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Gerçekçi yaklaşırsak, kalan iki maçtan birinde kazanacağımız galibiyetle bile ilk 24 takım arasında yerimizi garantileyebiliriz. Ancak bu, sadece bizim performansımızdan değil, aynı zamanda rakiplerin sonuçlarından da bağlıdır. Bu nedenle, kalan maçların her birinde hatta bir puan bile bizim için belirleyici olabilir.
- "Karabağ" üst üste 12. sezondur Avrupa kupalarının grup veya lig aşamasına katılmaya hak kazanıyor. Bu başarının sırrı nedir?
- Tüm başarılarımızın temelinde "Karabağ" adının taşıdığı derin anlam ve kulüp yönetiminden oyunculara kadar herkesin hissettiği büyük sorumluluk yatmaktadır. Bu, bizi herhangi bir başarıdan sonra rehavete kapılmaktan korur. Aksine, taraftarlarımızın ve genel olarak herkesin beklentileri bizi her yıl daha da ileriye taşır. Bu adın şerefine biz işimize her zaman son derece ciddi yaklaşmış ve her anlamda daha profesyonel olmaya çalışmışızdır. Uzun çalışma günlerindeki yorulmaz faaliyetimiz ve büyük fedakarlığımız sayesinde buna ulaşıyoruz.
- "Karabağ"ı kendi futbol felsefesine göre "Kafkasların “Barcelona”sı" olarak da adlandırıyorlar. Buna katılıyor musunuz?
- Elbette, bu lakabı yüksek takdir ediyoruz. "Barcelona"nın felsefesi ve bu oyun sisteminin uygulanması dünya futbolunun zirvesidir ve birçok kulüp için değerli bir metodolojik kaynaktır. Biz "Barcelona"yı olduğu gibi kopyalamıyoruz, çünkü böyle bir sistemi farklı mentaliteye ve kaliteye sahip oyuncularla sadece uygulamaya çalışmak başarısızlıkla sonuçlanabilir. Buna rağmen, ben topa sahip olmaya dayalı oyun tarzına öncelik veriyorum. Etkili hücumla galibiyeti sağlamak için oyuncularımızın mükemmel top kontrolüne sahip olmaları gerekmektedir. Temel amacımız topu mümkün olduğunca uzun süre bizde tutarak kendi oyunumuzu kurmak ve felsefemizi hayata geçirmektir.
- Birçok kulüp futbolcu satarak kendi bütçelerini artırıyor. "Karabağ" ise bu konuda daha temkinli davranıyor. Bunun sebebi nedir?
- Şampiyonamızın mevcut seviyesi ve taraftar ilgisi nedeniyle istediğimiz oyuncuların sadece yaklaşık yüzde 10'unu kadromuza katabiliyoruz. Birçoğu Avrupa'nın üst düzey kulüplerine daha doğrudan bir yol vaat eden liglere gitmeyi tercih ediyor. Eskiden takıma genellikle serbest oyuncuları çekiyorduk, şimdi ise iyi oyuncular için transfer ücreti de ödüyoruz. Aynı profesyonelliği kendi yetenekli oyuncularımıza gelen tekliflerde de bekliyoruz. Oyuncularımızın, örneğin Şampiyonlar Ligi'ndeki başarılı performansları sık sık boş vaatler veren menajerleri cezbediyor ki, bu da takımda rahatsızlık yaratıyor ve işimize engel oluyor. Oyuncularımızın gelişimine ve oyun tarzımızı benimsemelerine inanılmaz derecede çok zaman ve emek harcadığımız için, onların bizi değerinden aşağı bir fiyata terk etmelerini istemiyoruz. Ancak bir kulüp olarak büyümek ve daha başarılı olmak için sistematik bir şekilde transfer alım satımlarında yer almak kaçınılmazdır.
- Son zamanlarda, ağırlıklı olarak Portekiz ikinci liginden oyuncular transfer ediyorsunuz. Bunun arkasında özel bir strateji mi yatıyor?
- Oradaki oyuncular bütçemize uygun ve o ligden yaptığımız transferler de kendini kanıtladı. Bu lig Güney Amerikalı yetenekler için bir giriş kapısı olduğu için dikkatimizi o pazara yönelttik ve bu, verimli sonuçlar veriyor. Ancak arayışlarımız sadece bu bölgeyle sınırlı değil - biz çeşitli ülkelerin şampiyonalarını, oradaki futbolcuları izliyoruz.
- Takımınızda bir zamanlar "Ingolstadt"ta oynamış Hırvat asıllı Alman kaleci Fabian Buntic de var. Neden o, ana kaleci olarak kendini kanıtlayamıyor?
- Kaleci pozisyonundaki rekabet daha büyük olur, çünkü takımda bu pozisyon için sadece bir yer var. Ama ben Fabian'ın profesyonelliğinden ve örnek karakterinden çok memnunum. Onun henüz Şampiyonlar Ligi'nde oynama fırsatı bulamaması, ondan memnun olmadığım anlamına gelmemelidir. O, çok çalışkan bir oyuncudur ve eminim ki gelecekte takıma yardım etmek için daha birçok şansı olacaktır.
- Sizin hakkınızda diyorlar ki, antrenman tesisine sabah herkesten erken gelir, akşam ise herkesten geç çıkarsınız. Bu çalışma düzeni sizi yormuyor mu?
- Artık 40 yıldır futboldayım ve bu spor dalına severek geldim. Eğer insan işini seviyorsa, bıkkınlıktan ve tükenmişlikten söz edilemez. Elbette ki, sezon boyunca inişler-çıkışlar, fiziksel yorgunluk veya takımın zayıf performansı olur - ama bu, futbolun doğasında var. Tarih gösteriyor ki, hatta en büyük kulüpler bile daima zirvede kalamazlar. Asıl mesele, kendi belirlediğin çerçevede istikrarı ve başarıyı koruyup sürdürmektir. Ben bu işi gerçekten seviyorum ve bıktığımı hissettiğim an futbolu terk edeceğim.
- Siz her zaman çok temkinli görünüyorsunuz. Neden maçlar sırasında duygularınızı, neredeyse hiç belli etmiyorsunuz?
- Bu, ilk olarak benim karakterimle ilgilidir. Tüm talimatlarımı, hislerimi ve düşüncelerimi maçtan önce soyunma odasında veya antrenmanda oyunculara aktarıyorum. Eğer takım tam hazırlıklıysa ve herkes sahada ne yapması gerektiğini tam olarak biliyorsa, sahanın kenarından aşırı müdahaleye veya yapay duygu gösterisine ihtiyaç duymuyorum. Maçın gidişatına bağlı olarak, elbette, hislerimi dizginleyemediğim anlar olur. Ancak genel olarak temkinli olmaya çalışıyorum.
- Futbolcu olduğunuz dönemde sık sık kulüp değiştiriyordunuz. Ama antrenör olarak böyle değil: 2008'den beri "Karabağ"dasınız. Başka bir takımda, belki de başka bir ülkede çalışmayı hayal ediyor musunuz?
- "Karabağ"da kurduğumuz profesyonel sisteme ve bu adın taşıdığı manevi sorumluluğa göre, dürüst olmak gerekirse, hiçbir zaman başka bir takım hakkında düşünmedim. Futbolcu olduğum zamanlarda büyük kulüplerde oynama hayallerim vardı. Ancak buraya antrenör olarak atandığım günden beri tüm dikkatimi ve enerjimi sadece bu takıma adadım. Hem ülke şampiyonasında hem de Avrupa arenasında hissettiğim daimi sorumluluk beni bu kulübe öyle sıkı bağladı ki, kendimi başka bir yerde hayal edemiyorum.
Röportajı yapan: RASİM MÖVSÜMOV