Novruz sistemi dört temel unsur – su, ateş, yel ve toprak üzerine kurulmuştur. Bu sıralama tesadüfi değildir. Önce su gelir, çünkü hayat sudan başlar. Daha sonra ateş (enerji), yel (hareket) ve toprak (istikrar kazanmak) gelir.
Azerbaycan halkının kadim takvim geleneğinde baharın gelişi yalnızca mevsim değişikliği değil, aynı zamanda kozmik düzenin yenilenmesi olarak idrak edilir. Bu yenilenme merasimi ise en parlak şekilde Novruz bayramı öncesi kutlanan dört çarşambada tecessüm bulur. O çarşambaların birincisi – Su Çarşambası – halkın düşüncesinde varoluşun başlangıcı, hayatın mayası ve ruhun temizlenmesi fikrini ifade eder. Su Çarşambası hem mitolojik kökleri, hem etnografik nüansları, hem de çağdaş toplum için taşıdığı manevi değerlerle Azerbaycan milli-kültürel kimliğinin önemli katmanlarından birini teşkil eder.
Su Çarşambası'nın mitolojik esasları, tarihi-etnografik mahiyeti, folklor motifleri, ritüelleri, sembolikası ve modern dönemdeki fonksiyonel rolü geniş şekilde araştırılmıştır.
Su, kadim insanın dünya görüşünde ilk başlangıç olarak kabul edilirdi: «Ne üzerimizdeki göklerin, ne de aşağıdaki yerin mevcut olmadığı bir zamanda suyla dolu uçurum vardı, burası tohumların ilkleri, derinliklerin sahibesi dünyanın anasıydı. Sular her yeri örtmüştü, belki de hiç tohum bile ekilmeden yeşeren alamet yoktu, hayır, henüz tanrılar bile ortaya çıkmamıştı...»
Dünya yaratıldığında her yer su idi, insan yoktu, ancak su vardı; suyun çekilmesi, Güneş sisteminin faaliyeti sonucunda toprak oluştu, toprağın üzerinde canlılar oluştu. Su ile çevrili kaotik alemde hayat olamayacağını henüz ilmin bir damlasını bile almayan insan bile idrak ediyordu. İdrak ediyordu ki, onun yaşadığı alemi Yaradan dört unsurun (Su, Ateş, Toprak, Hava) vahdetinde vermiştir. İlk atalarımız bu aleme geçici bakmamış, gözlemler yapmış, bin yılların gözlemleri esasında ulu müdriklerin fikirleri olmuş, söylemiş, söylenceler hafızalara işlemiş, nesilden nesile aktarılmıştır. Halk inandığı kuvvetlere dualar etmiş, sonra kendileri mağaralardan çıkıp, evler inşa ettikleri gibi el açtıkları Tanrılarına da mabetler inşa etmiş, onları anmak için zaman zaman mabetlere toplanmış, akıllı, hafızası sağlam gençlere ulu kahinler anlattığı gibi ilahi ilmini öğretmiştir. Zerdüşt'ün de dini eğitim aldığı müdrikler olmuştur. O müdrikler Türk-Azeri evladıdır. Bizim her birimizin içinde bir şair, bir yazar var. Dikkat etsek çok şeyler görürüz. Örneğin, ömrü çöllerde, yeşil ormanlarda, kışın ova düzlüklerinde, yazın yaylalarda geçen çobanlar sinedefter olur, bir kamıştan yaptığı düdüğün hüzünlü sedası altında dilsiz-akılsız hayvanları etrafına toplayabilir. Sözle, sesle nelere kadir olmamışız. Sayaçıların, holavarların, tekeçilerin nağmeleri, ninelerin, dedelerin düzüp koştuğu söylenceler, nağmeler. Hepsinde de insan yaşadığı dünyayı, etrafında gördüğü, sevdiği, mukaddes bildiği varlığı vasfeder. Ne kadar bayatılarımız, ağılarımız, ninnilerimiz, okşamalarımız, atasözlerimiz, deyimlerimiz var. Hepsinde de atalarımızın hayatı, sevinci, kederi, hasreti, meşguliyeti, sevgisini saldığı varlıklara samimiyeti var. Zerdüşt daha yüksek akıl, tefekkür sahibi olmuş, müdriklerinden aldığı ilimle, bilgiyle yükseklere çıkmış ve halkının dini dünya görüşünü aks ettiren «Avesta» gibi bir kitapta esas olan Oğuz-Türk, genel olarak Azeri tefekkürünün muhteşem dini-felsefi öğretisini abidelerleştirmiştir. Bu kitap bilhassa Azerbaycan'da ortaya çıkmıştır. Odlar ülkesi adlanan Azerbaycan Zerdüşt'ün yurdudur.
Demek ki, su da, bitkiler de mukaddes kuvvetler gibi insana yardım etmek kudretine sahiptir, su, ruh, toprak kültü burada kendini gösterir. Demek ki, insan dünyayı idrak etmeye başladığı zamandan Suyun kudretini görmüş, anlamış ki, susuz hayat olamaz, susuz canlı varlık olamaz, susuz insan olamaz. Su hayattır, su nimettir, su mukaddestir, su ilahi güç sahibidir, su ölüyü diriltir. Su mülayimdir, su gazaplıdır, su kendine hürmet, itaat talep eder. Su yaratabilir de, yarattığını yok edebilir de. İnsan öyle kortebii şekilde de olsa Suyun kudretini duyduğundan suyla ilgili inançlar sistemini yaratmış, yaşatmış, idrak ettiği gibi mukaddesleştirmiş, mukaddes bildiği kuvvetler gibi ona tapınmış ve hayatın, varoluşun dört unsurundan biri olarak her yılın bir gününü, yılın son çarşambalarından birini – Su çarşambasını sevinçle, sofrasında bol nimetlerle, hürmet ve itaatle karşılar, çeşitli ritüellerle bu güne kadar da inancını yitirmeden yaşatır.
Modern dönemde Su Çarşambası yalnızca folklor hadisesi değil, aynı zamanda ekolojik şuurun oluşturulması için sembolik bir platformdur. Su kaynaklarının korunması, nehirlerin temiz tutulması ve suya tasarruf kültürünün oluşturulması bu bayramın çağdaş bir yorumu olarak sunulabilir.
Azerbaycan'ın Kura ve Aras nehirleri halkın hafızasında mukaddes akarsular olarak yaşar. Kura ve Aras yalnızca coğrafi birer obje değil, milli hafızanın akan sembolleridir.
Azerbaycan'ın çeşitli bölgelerinde Su Çarşambası farklı nüanslarla kutlanır. Karabağ bölgesinde insanlar pınar başına gider, orada dua eder ve su ile niyet tutarlardı. Şeki-Zagatala bölgesinde ise “su payı” adında bir gelenek mevcuttu: evlere su serpilir ve hayır-dua verilirdi.
Nahçıvan'da sabah erken saatlerde pınar suyundan getirip evin köşelerine serpmek adeti geniş yayılmıştır. Bu merasim eve bereket ve rızık getirme niyeti taşıyordu.
Su Çarşambası halkın kolektif hafızasını birleştiren bir ritüeldir. Bu merasim vasıtasıyla insanlar kendi köklerine döner, tabiatla harmoniye girer ve milli mensubiyet hissini yeniden yaşarlar.
Gülhani Penah
Filoloji bilimler doktoru