Kardeş Türkiye, tarihi dokusu ve zengin geçmişiyle dikkat çekiyor. Bu ülkenin her taşı, her nefesi bir tarihtir. Türkiye, tarihi dokuyu modernlikle en üst düzeyde birleştirmeyi ve sahip olduklarını yaşatmayı başaran ülkelerdendir.
Kardeş ülkeye her ziyaretimizde onun büyüsünden, mucizelerinden büyülenirsin.
Türkiye'nin imkanlarının dünyada tanıtılmasında büyük emeği olan Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı'nın (TGA) “GoTürkiye” platforması çerçevesinde bir sonraki ziyaretimiz de zengin izlenimlerle akılda kaldı.
Türk dilli ülkelerden gazetecilerin katılımıyla Ramazan ayında İstanbul-Bursa gezi programı kapsamında İstanbul'un merkezi mekanlarından Taksim Meydanı'nda, Galata Caddesi'nde bulunduk, Pierre Loti tepesine çıktık. Bu tepenin manzarası muhteşemdir ve Fransız şairi ve komutanı Pierre Loti'nin şerefine adlandırılmıştır. Pierre Loti hayatının birkaç yılını İstanbul şehrinde geçirmiştir. Tepe, paradoksal olarak, mezarlık olarak kullanılmaktadır, ancak mezarlığın görünümü bile belirli bir anlamda hoş bir etki bırakmaktadır. Biz tepeye teleferikle çıktık. Yukarıdan şehrin eski Avrupa kısmının manzarası insanı büyülüyor.
Sultan Ahmet Camii'nin yanından geçerek Sultan Eyüp ve Ayasofya camilerini de ziyaret ettik. Camide bu mübarek ayda dualarımızı ettik, dileklerimizi diledik.
Asırların susmayan hafızası - Ayasofya
Öyle yapılar vardır ki, asırların şahidi, imparatorlukların susmayan hafızası, medeniyetlerin kesişim noktasıdır. Ayasofya işte böyle bir mucizedir.
İlk kez Hristiyan mabedi olarak inşa edilen Ayasofya, Doğu Roma - Bizans İmparatorluğu döneminde imparatorların taç giyme törenlerine ev sahipliği yapmıştır. Tarih boyunca meydana gelen halk isyanları sonucunda önceki yapı yıkılmış ve daha sonra yeniden, daha görkemli bir şekilde inşa edilmiştir.
Bugün gördüğümüz muhteşem bina VI. yüzyılda imparator I. Justinianus döneminde inşa edilmiş ve o zaman için bir mimarlık harikası sayılmıştır. 55,60 metre yüksekliğinde, 31,36 metre eninde olan devasa kubbe 40 direğe dayanmaktadır. Toplamda ise anıtın ağırlığını 40'ı aşağıda, 67'si yukarıda olmak üzere 107 sütun taşımaktadır. Kubbenin 40 penceresinden süzülen ışık içeriye ilahi bir aydınlık bahşeder — sanki gökyüzü yere iniyor.
Fethin sembolüne dönüşen tarihi anıt
1453 yılında İstanbul fethedildikten sonra II. Mehmed'in emriyle Ayasofya camiye çevrilir. Bu değişiklik sadece dini değil, aynı zamanda siyasi ve kültürel bir dönüm noktasıydı. Ayasofya 481 yıl boyunca cami olarak faaliyet gösterir ve Osmanlı mimarisine eklenen minareler, mihrap ve diğer elementlerle yeni bir kimlik kazanır.
XX. yüzyılın 30'lu yıllarında yapılan restorasyon çalışmaları sırasında mabet ibadete kapatılır. 24 Kasım 1934 tarihinde Bakanlar Kurulu kararıyla müze statüsü alır ve uzun yıllar dünyanın her yerinden gelen milyonlarca ziyaretçiyi ağırlar.
Beşeriyet tarihinin ortak mirası
2020 yılından itibaren Ayasofya yeniden cami olarak ibadete açılır. Bu olay sadece Türkiye'de değil, tüm dünyada geniş yankı uyandırır. Çünkü Ayasofya sadece bir ibadet mekanı değil — o, beşeriyet tarihinin ortak mirasıdır.
İşte bu sebeple Türkiye'ye seyahat eden herkes Ayasofya'yı ziyaret etmek ister. Her gün yüzlerce yabancı turist buraya girer.
Ayasofya'ya girince insan kendini zamanın içinde hisseder. Bir tarafta Hristiyan mozaikleri, diğer tarafta İslam hat sanatı örnekleri… Duvarlarda iki büyük medeniyetin izleri yan yana durur. Bu bina dinlerin, kültürlerin ve imparatorlukların üst üste yazılmış tarihidir.
Büyük Ayasofya Camii bugün de milyonların ilgi odağındadır. Sadece Müslümanlar değil, farklı dinlerden ve ülkelerden insanlar bu mekana gelir — görmek, hissetmek, anlamak için.
Ayasofya sadece ziyaret edilen bir yer değildir. O, insanı susturur, düşündürür ve hayran bırakır.
İstanbul'a gidip Ayasofya'nın karşısında durduğunda anlarsın ki, bazı anıtlar tarih anlatmaz — tarih kendisi onların içinde yaşar.