Modern.az

Doğu ile Batı arasında: Əhməd Bəy Ağaoğlu

Kültür

Bugün, 12:09

Gençlik yıllarımda babamın bana tanıttığı, yakın tarihimizin en önemli şahsiyetlerinden biri, Azerbaycan ve Türkiye'nin önde gelen toplumsal-siyasi şahsiyeti, büyük mütefekkir, yazar, gazeteci, türkolog ve liberal Kemalizmin kurucusu Ahmet Bey Ağaoğlu hakkında yeni bir kitabın tanıtım günüydü...

Benim için Ahmet Bey Ağaoğlu Atatürk'ün silah arkadaşı demektir, benim için Ahmet Bey Ağaoğlu Türkiye demektir, benim için Ahmet Bey Ağaoğlu Cumhuriyet demektir.

Bu sebeple de Cumhuriyet tarihimizin yorulmaz ve üretken araştırmacısı Dilgem Ahmed'in “Doğu ile Batı arasında bir mütefekkir. Ahmet Ağaoğlu” kitabının Doğu ile Batı'nın birleştiği şehirdeki kadim mekana –İstanbul üniversitesinde düzenlenen tanıtım programına katıldım…

Başlama saatinden bir buçuk saat önce tarihi üniversitenin Vezneciler kapısından girip suyu Londra'daki Hyde Park'ın sakinliğini hatırlatan yemyeşil bahçede gezindim. Benim gezdiğim bu yemyeşil parkta bir zamanlar üniversitede müderrislik – öğretmenlik yapmış Ahmet Bey, sonraları ise onun kızı – Türkiye'nin ilk kadın avukatı ve ilk kadın hakları savunucusu, yazar Süreyya Ağaoğlu gezmiş, İstanbul'un bu tarihi havasını aynı intibah aşkıyla teneffüs etmişti.

Rektörlük binasını geçip tarihi Beyazıt kulesinin yanından sola – hukuk fakültesine doğru adımladım. Fakültenin önündeki kantinden çay ve üzümlü kurabiye alıp geleceğin hukukçularının arasına karıştım. Bilmiyorum, Süreyya hanımın döneminde de bu kantin var mıydı? O da burada mı oturup çay içmiş miydi?.. …Ancak ben çayımı içemedim, boğazımda düğümlenen o garip duygu izin vermedi...

Geleceğin avukatları, hakimleri heyecan içinde ara sınavlara hazırlanıyorlardı. Sakince bloknotumu çıkarıp bu notlarımı yazdım…

Bence, bugün gördüklerimi sadece bir "haber" olarak kaleme almak doğru olmazdı. Çünkü yaşananlar bir kitap tanıtımından daha büyük, daha derindir. Bu, iki ülkenin ortak hafızasını yeniden sarsmak, onu diri tutmak girişimidir. Ahmet Bey Ağaoğlu gibi devler hakkında haber yazmak çoğu zaman ikinci derecedir; esas olan onun boyutunu anlamak ve anlatmaktır.

Ahmet Bey Ağaoğlu sadece bir fikir adamı değildi. O, Azerbaycan ve Türkiye'nin, bütün bir milletin düşünce haritasıdır. O, Doğu ile Batı arasında köprü kurmaya çalışan ilk büyük entelektüelimizdir. Şuşa'da doğmuştu, ama fikren Paris'te şekillenmişti. Efsanevi Sorbon Üniversitesi onun için sadece bir eğitim yuvası değildi; Paris onun için Avrupa'nın incisi değil, düşünce mekanizmasını değiştiren bir dünyaydı. Ahmet Bey burada Avrupa liberalizmini, bireyciliği ve hukuk devletinin felsefesini iliklerine kadar benimsemişti.

Ancak o, bu ideyaları körü körüne taklit etmedi; Avrupa'da benimsediği değerleri Doğu toplumunun sert gerçekleriyle çatıştırdı. Ağaoğlu'nun entelektüel gücü üç önemli yönde belirgindi:

1. Düşünce cesareti

O, Doğu'nun problemlerini romantikleştirmemişti. Geri kalmamızın köklerinin tam da kültürümüzün içsel krizinde olduğunu beyan ediyordu. O dönemin muhafazakar ortamı için bu, son derece radikal bir pozisyondu.

2. Sistemli bakış

O, sadece gazeteci değildi. Devlet, hukuk, kadın özgürlüğü, eğitim – bütün bunları birleşik bir modernleşme projesi olarak görüyordu.

3. İki dünyayı birleştirmek yeteneği

O, ne tam Doğulu idi, ne de tam Batılı. O, nadir rastlanan bir “geçiş figürü” idi. Tarihte böyle şahsiyetler az olsa da, onların etkisi yüzyılları aşıyor.

Azerbaycan için Ağaoğlu milli uyanışın entelektüel sütunlarından biridir;

Türkiye için ise o, asla “dışarıdan gelmiş bir fikir adamı” değildi; O, yeni devletin entelektüel mimarlarından biri, Mustafa Kemal Atatürk'ün düşüncelerine doğrudan etki eden yakın silah arkadaşıydı.

Ağaoğlu'nun vaktiyle gündeme getirdiği meseleler şimdi de güncelliğini koruyor:

– Doğu modernleşebilir mi, yoksa sadece Batı'yı taklit mi edecek?

– Özgürlük kültürün içinden mi doğmalıdır?

– Devlet bireyi mi şekillendirir, yoksa birey devleti mi?

Bu soruların hiçbiri henüz tam cevabını bulmuş değil.

Dilgem Ahmed'in kitabından çıkardığım temel sonuç da işte budur: biz hala Ağaoğlu'nun başlattığı o devasa diyaloğun içindeyiz.

Tanıtımda konuşma yapanlar – İstanbul Üniversitesi'nin rektöründen tutun, Bakü'den gelen konuklara, yakın tarihimizin yorulmaz araştırmacısı Dilgem Ahmed'den son derece dengeli, bilimsel konuşmasıyla öne çıkan ülkemizin Türkiye'deki büyükelçiliğinin müşaviri Fuzuli Mecidli'ye kadar herkes bu mirastan bahsetti.

Ben Yeşim Ağaoğlu ile yan yana oturmuştum. Sanat tarihçisi olan Yeşim hanım Ahmet Bey Ağaoğlu'nun kardeşinin torunudur. Tanıtımdan sonra ruhumuzda oluşan o tarihi ağırlığı paylaşmak, biraz sohbet etmek ihtiyacı doğdu.

Refikası Leman hanımı da yanımıza alıp birlikte 1933 yılına kadar Darülfünun-i Şahane adıyla anılan o tarihi kemerli kapıdan çıktık. Beyazıt'tan Çemberlitaş'a geçip, Ayasofya'ya doğru indik. Yol boyunca ortak dostlarımızı, Ahmet Bey'in torunu Ahmet Ağaoğlu'nu, Nigar hanım Ahundova'yı ve diğer aziz dostlarımızı hürmetle andık.

Ayasofya'nın karşısında, Sultanahmet meydanındaki Dikilitaş'ın önünde yer alan çay bahçesinde hayli sohbet ettik. Kalkarken Yeşim hanıma bakarak, içimdeki o büyük gerçeği ihtiyatla dile getirdim: “Büyük Atatürk'e Cumhuriyet modelini Ahmet Bey Ağaoğlu getirmiştir, biliyor musunuz?”..

Yeşim hanımın gözünde güneş gözlüğü vardı... O kara camın arkasında gözlerinin dolduğunu hissettim…

Büyük insanlar sadece tarih yazmakla kalmazlar, hem de tarih boyunca cevabı aranacak büyük sorular miras bırakırlar.

Whatsapp
Bizə yazın!
Keçid et
Putin əmr verdi - Azərbaycana hücum edin!