Modern.az

Siz kimsiniz ki, Allah'ın yerine fetva veriyorsunuz?! - Seyid Camal'la MÜSAHİBE

Siz kimsiniz ki, Allah'ın yerine fetva veriyorsunuz?! - Seyid Camal'la MÜSAHİBE

Röportaj

16 Şubat 2026, 09:42

Tanınmış ilahiyatçı, şarkiyatçı Seyid Cemal Azimbeyli, Ramazan ayı, oruç, fitre ve modern hayat hakkındaki düşüncelerini Modern.az ile paylaştı. O, ayrıca dini gelenekler, milli kimlik ve gençlerin dine yaklaşımı konusunda kendi görüşlerini açıkladı.

Seyid Cemal ile geniş röportajı sunuyoruz.

-  Cemal Bey, birkaç gün sonra Ramazan ayı başlıyor. Asırlardan gelen bu inanç, modern dönemde bazı durumlarda farklı şekillerde de yorumlanıyor. Ramazan'da nelere riayet etmek gerekir?

- İslam'ın temel prensiplerine yakından vakıf olan herkes bilir ki, Ramazan Allah'ın bizlere farz kıldığı 5 hükümden biridir. Ramazan ayını özel kılan, bu ayda İslam'ın kutsal kitabı "Kur'an"ın nazil olmasıdır. Ramazan ayı öyledir ki, bu ayın atmosferi, inançlı-inançsız herkese sirayet eder. Bu ayda "İnam" programının yazarı olarak görüyoruz ki, binlerce oruç tutmayan insan Ramazan'da yardımlaşır. Bu ayda onların cömertlik kesesi alevlenmeye başlar. Ramazan, oruç tutan-tutmayan herkesin müjdesi, kısmetidir. Allah'ın hükmüne göre aklı başında olan, ergenlik çağına ulaşan, sağlık-sıhhati yerinde olan herkesin bu 30 gün oruç tutması, fitre zekatı vermesi, yardımlaşması İslam'ın hükümleri içerisindedir. Sağlık ve sıhhati yerinde olmayan kişi iyileştikten sonra oruçlarının kazasını bayramdan sonra 1 gün yerine 1 gün olmakla ödeyebilir. Ama hasta olan kişiler tamamen mazurdurlar.

-  Mazeretsiz yere orucumuzu bozduğumuzda kaç gün ilave oruç tutmalıyız?

-  Böyle olduğu takdirde bizim 1 gün yerine 60 gün oruç tutmamız hükümdür. Bu meseleye görüşlerde (mezheplerde - red.) farklı yaklaşımlar da var. İnsanlar bazen Allah'ın merhametini istismar etmeye ve Allah'ın yerine hüküm vermeye çalışırlar. Benim bakışım şundan ibarettir ki, Allah'ın merhameti, rahmeti, şefkati o kadar geniştir ki, bizim günde işlediğimiz günahlara nazar salsak, sabaha sağ çıkamayız. Bu meselelerde de hassas davranmak lazımdır: sen oruç tutmadınsa, cezan ağır olacak gibi ifadelerin kullanılması merhamet, rahmet, sevgi dini olan İslam'a karşı gelmektir. Allah bağışlayansa, sen kimsin ki, onun yerine fetva veriyorsun?! Çünkü Allah der ki, zalim ve zulmedenlerden, asi olanlardan başka, herkesin günahları bağışlanacaktır. Ramazan merhamet, rahmet, şefkat, sevgi, barış, modern dille desek, hoşgörü ayıdır. Bu ay sevgi ve sevenlerin ayıdır. Bu ay ilahi aşkın şerbetini içen ve bu aşktan bihuş olanların ayıdır.


Allah için yaparsan, Allah seni istediğin mertebeye yüceltir

-  Ramazan ayında fitrenin verilmesi bazıları tarafından buğday ve hurma ile, bazıları ise somut bir miktar parayla ölçülüyor. Siz nasıl düşünüyorsunuz, bu ayda kimler, ne kadar fitre vermelidir?

- Fitre zekatı oruç tutan, maddi imkanı olan herkesin üzerine vaciptir. Ama oruç tutuyorsan, maddi imkanın fitre zekatını çıkarmaya imkan vermiyorsa, senin fitre zekatı çıkarman günahtır. Çünkü Allah'ın bütün hükümleri yaratılanların menfaati için hesaplanmıştır. Bütün yaratılmışları da, Yaradan'ı da seveceksin ki, fitre zekatı vermesen bile, Rabbin o sevgiyi zekatın kısmında kabul etsin. Fitre zekatını oruç tutmayanlar da verebilir. Oruç tutmadıkları için fitre veremem diye düşünmesinler. Aksine, bunun kendisinin de büyük sevabı var. Fitre zekatı yardımlaşma, imkansızın, ihtiyaç sahibi olanın üzerimizdeki hakkıdır. Biz o hakkı ödemeliyiz ki, bir sonraki Ramazan'a kazasız-belasız, sevdiklerimizin başarısıyla gelelim. Fitre zekatı bizim can sigortamızdır. Doğrudur, cahil insanlar var ki, fitreyi verdiklerinde o parayı başına çevirip verirler. Bunu yapmak kul hakkına girmektir. Bu Allah'ın gazabına sebep olan bir davranıştır.

Modern dönemde fitrenin verilmesiyle ilgili bakış açıları farklıdır. Bu, farklı ülkelere göre de değişir. Ama masasının üzerinde değeri 100 manat olan hurma ile iftarını açan adam var, 3 manatlık hurma ile açan adam da var. O, 3 manatlık hurma ile iftarını açan biri fitre zekatı çıkarmasa da, Allah onu bağışlar. Çünkü Allah bilir ki, onun maddi gücü fitre vermeye yetmiyor. 100 manatlık hurma alıp iftarını açan adam da var. O zaman sen fitreyi evinden 7-10 manat değil, 50 manat çıkar. İmkanların genişse, 200 manat fitre parası ver. Bir şeyi unutmayalım ki, Allah dergahında hiçbir sevap amel cevapsız kalmaz. Bir gönül sevindirsen, Allah bin kere senin gönlünü sevindirir. Allah için yaparsan, Allah seni istediğin mertebeye yüceltir. Kimsesiz bir bebeğin saçını okşar, al bu parayı, babana borcum vardı dersen, o bebeğin başı üzerinde "Allah senden razı olsun" diyen Allah'ın kendisidir.
 

İftarı ziyafete çevirmek günahtır

-  Ramazan ayında açılan iftar sofralarına insanlar kendi yakınlarını davet ederler. Bu ne derecede doğrudur?

- Beni de iftara çağırırlar, gidiyorum ki, hepsi devlet adamı, milletvekili, iş adamları. Allah razı olsun. Beni de başköşeye oturturlar. Soruyorum aranızda kaç kişi oruç tutmuş, diyorlar ki, 5-6 kişi. Bu israftır, bu günahtır. O iftar sofralarına şehit ailelerini, Karabağ gazilerini, hak sahiplerini davet edin. Çünkü o ilahi ziyafettir. İlahi ziyafet Allah'ın misafirliğidir. Ramazan'ı fitre zekatıyla tamamlanma süreci olarak bilmeyelim. Bu ay nasıl etmeliyiz ki, bizi kontrol eden Rabbimiz hal ve hareketlerimizden razı kalsın ve bizi evlat, sevdiklerimizin kaybı, canımızın ağrısıyla değil, sağlık ve sıhhatimizin eminliğiyle bir sonraki Ramazan'a ulaştırabilsin. Ramazan bir pazarlıktır. Allah'la pazarlık edeceksin - Ya Rab, ben bunu yapıyorum ve senden istiyorum. Ramazan'da nefsine, azalarına, sözüne de sahip çıkacaksın. Rüşvete hayır diyeceksen, yalana, iftiraya, kul hakkına girmekten çekinecek, iftiraya hayır diyecek, Ramazan'dan sonra da bu süreci devam ettireceksen, sen mükemmel bir mümin olduğun kadar, mükemmel bir vatandaş olacaksın. Bunu Ramazan ayından sonra da yapamayacaksan, bu 1 ayda yaptıkların o kadar da önemli olmayacak.

-  Ramazan ayında oruç niyete göre tutulabilir mi?

- Niyet, adak orucu beğenilen oruçlardır. Bunlar ilahi hüküm orucu değildir. Ramazan orucunda "ben niyet ediyorum ki, üniversiteye kabul olayım" demek doğru değildir ve bu tür niyet etmek Ramazan orucuna şamil edilmez. Onu Ramazan bayramından sonra yapabiliriz. Özel günü yoktur. Ramazan ayında "Kur'an" nazil olmuştur ve bu kutsal kitabın nazil olduğu aya hürmet ve rağbetin göstergesidir. Yoksa sen "ben istiyorum ki, sevdiğime kavuşayım, ev alayım" bunlar Allah'la bağlanılan ahittir. Bu ahit orucunun Ramazan ayına zerre kadar ilgisi yoktur. Ramazan'da oruç tutmak Rabbin hükmü, diğeri ise senin kendi isteğindir.

- İmsaka uyanmadan oruç tutmak doğru mudur?

- Sevgili peygamberimiz buyurur ki, oruç tutanın uykusu bile ibadettir. Ama bazı işgüzar dindarlar öyle sanır ki, bunun anlamı oruçlu olduğun müddetçe uyumaktır. Ama böyle değildir. Peygamberimiz buyurur ki, oruç tutun, sağlıklı olun. Sen bütün gün uyursan sağlıklı olamazsın. Senin işin, aile-geçim sorunların, ibadetin var. Bütün gün yatarak sen toplumdan tecrit olabilirsin. İslam moderndir, işlevseldir, terakki, yükseliş dinidir. İmsakta yatıp kalmak orucu batıl etmez. Ama Peygamberimiz buyurur ki, imsakta bereket var.

11 ayda eşine bir defa çay süzmeyen erkek, eşine çay demler, yemek hazırlar. Onun çektiği zahmet için her gün bağışlanmak ister. Ben bunu tecrübemde yaşamışım. Çok güzeldir. Böyle olduktan sonra neden imsaka uyanmayasın ki? İmsaka uyanmamak orucu batıl etmez, zedeler, orucun manevi yükünü azaltabilir. Biz orucun manevi yükünü azaltmamalıyız.


Ramazan'da restoran menüleri Allah'a karşı bir Haçlı Seferi'dir


- Ramazan ayında restoranların iftar menüleriyle tanış mısınız? Onlar hakkında ne söyleyebilirsiniz?

- Ramazan'da bazı işgüzarlar Ramazan'ın ilahi bir fırsat ayı olduğunu kendi menfaatlerine uygun hesaplayıp fırsat bilirler. Restoranlar israf dolu menüler sunarlar. Geçen yıl kişi başına 100-120 manata menüler sunuyorlardı. Bu fırsat, ilahi adalet prensiplerine karşı bir Haçlı Seferi'dir, Allah'ın gazabına sebep olabilecek bir davranıştır ve kabul edilemezdir. Aslında iş adamları, restoran sahipleri o zaman fiyatları indirmelidirler. Biz Ramazan'da nefsimizin esaretinden kurtulamazsak, sofralarımızı israf dolu yiyeceklerle doldurursak, ihtiyaç sahiplerinin hakkına gireriz. Bu kabul edilemezdir.
 

Tüm sorumluluk Kafkas Müslümanları İdaresi'nin üzerindedir
 

- Ramazan'da bayram namazı vaktinin, hatta bayram gününün farklı zamanlarda icra edildiğini görüyoruz. Bu neyle ilgili? Biz kime inanmalıyız?

- Biz, herhangi bir yabancı ülkede Azerbaycan için fetva verip, dini ortamına etki etmek isteyen insanlarla "İman" programımızda mücadele ettik. Geçen yıl Ramazan Bayramı'nda milyonlarca programı izleyen seyircimize Ramazan Bayramı'nın olduğunu, oruçların açılması gerektiğini söyledik. Biz Azerbaycan Cumhuriyeti'nin vatandaşıyız. En büyük tehlike devletsizliktir. Azerbaycan devletinin de tanıdığı Kafkas Müslümanları İdaresi'dir. Ben Kafkas Müslümanları İdaresi'nin temsilcisi, çalışanı değilim. Ama bu açıdan tüm sorumluluk Kafkas Müslümanları İdaresi'nindir. Bu idare Şamahı Rasathanesi ile birlikte karar verir. Bu meselelerde hata olamaz. Yüz yıl sonra ay tutulmasını bilmek mümkündür. Ama bazıları Azerbaycan halkının inancını istismar etmek istiyorlar. Onlar Azerbaycan'ın milli menfaatlerini, devlet çıkarlarını düşünmeyen, milli çıkarlarını satan milli döneklerdir. Onlar sosyal ağlarda çok aktiftirler. Biz onları da doğru yola davet ediyoruz. Bu yıl da Kafkas Müslümanları İdaresi bayramı hangi güne kaydetmişse, o gün halk ve devlet olarak bayramı kutlayacağız.

Milli kimlik dini kimlikten daha önemlidir
 

- Kafa karışıklığı yaratmada mezhepler ne derecede rol oynuyor?

- Ben bunu görüşlere göre ayırmazdım. Azerbaycan'da geleneksel iki görüş var - Şii, Sünni. Bu ikisi birbirine kucak açar, birbirinin kardeşidir, canıdır. Sünni benim canımdır, Şii benim kanımdır. Bunları bölen ise benim düşmanımdır. Görüşleri bölenler Azerbaycan'ı Suriye'ye, Yemen'e, Irak'a, Afganistan'a, Ukrayna'ya çevirmek isteyenlerdir. Olabilir ki, Sünni mezhebine ait olan der ki, Suudi Arabistan'da benim şeyhim henüz fetva vermedi. Kimisi de der ki, İran'da filan Ayetullah fetva vermediyse, ben orucumu açmıyorum. Benim onunla işim yok, bu onun kendi kararıdır. Ama senin kendi dini liderin, kendi ülken, kendi canın, inancın var. Bir defa yazmışlardı ki, Seyid Cemal Azerbaycan devletine taklit ediyor. Dedim ki, çok doğru söylüyorlar. Ne kadar dini kimliğim varsa, o kadar milli kimliğe sahibim. Ben herhangi bir mezhebin, herhangi bir tarikatın adamı değilim. Ben Azerbaycan devletinin, halkının adamıyım. Benim çağrım şudur ki, birlik ve beraberliğimiz için bunu korumak isteyen Sünnisi de, Şiisi de Azerbaycan devletinde bayram ne zaman kutlanırsa, herkesin o zaman kutlaması İslam'ın da hükümlerine uygundur. Çünkü ortada vahdet, birlik ve beraberlik var.

- Seyid, siz Karabağ ortamında büyüyen bir ilahiyatçı oldunuz. Dine yaklaşım, mezhepler arası hoşgörü, geleneklerin yaşatılması güney, kuzey bölgeleri ve Bakü köylerine göre ne derecede değişiyor?

- Şuşa bugün Azerbaycan'ın kültür başkentidir. Ama bu şehir asırlardır Azerbaycan'ın maneviyat merkezi olarak şekillenmiştir. Sadece Şuşa değil, tüm Karabağ bölgesinin ortamı tamamen maneviyat adamlarından oluşmuştur. Orada peygamber soyunun temsilcilerinin yaşayıp yarattığını gördük. Karabağ seyitlerinin büyük kısmı Laçın seyitlerinden oluşmuştur. O insanlar adak işinin kurbanı olmamışlardır. Onlar ilim adamı olmuş, camileri ticaret objesi olarak kullanmamışlardır. Camilerde manevi bir ortam oluşturmuşlar, okul gibi kullanmışlardır. Karabağ'da camiler sadece ilahi aşk şerbetini içen sevenlerin değil, birbirine aşık olan gençlerin yemin yeri olarak yaşamışlardır. Karabağ'da çoğunluk Peygamber ve Ehlibeyt sevenlerden oluşmuştur. Bu bölgede hiçbir zaman tekfir zihniyetinin taşıyıcısı olmamıştır. Karabağ'da kimse birbirine "sen Sünni misin, sen Şii misin" diye sormamıştır. Azerbaycan halkının da mutlak çoğunluğu bu soruyu sormaz. Eğer bu soruları sorsaydık, siperde düşmana değil, birbirimize silah uzatırdık. Mezhep ve tarikat güzeldir, ama mezhepçilik ve tarikatçılık tehlikedir.

- Sizin dini inancınıza ailenizin etkisi oldu mu?

- Ben Karabağ'da şecereli bir seyit ailesindenim. Onlar bana zoraki yollarla din aşılamadılar. Kendi amelleri, hareketleriyle bana dini sevdirdiler. Onlar bana seyit olduğum için değil, Müslüman olduğum için dinin vacip amellerini söylediler. Tabii ki, seyit olduğum için benim daha sorumlu olduğumu, halkın yüz yıllardır inanç yerine çevrilen ocağın temsilcisi olduğumu, bunların vacip olduğunu söylediler. Her birini rahmetle anıyorum. Onlar bana dini, vatanı, toprağı sevdirdiler. Onlar bana izah ettiler ki, Azerbaycan'ın milli menfaatleri dinden ayrı değildir.
 

İslam en büyük demokrasidir
 

- Sizce, din insanların kişisel özgürlüklerine nasıl etki eder, genel olarak İslam'da bireysel özgürlük ve toplum çıkarları arasında denge nasıl korunmalıdır?

- En büyük demokrasi İslam'dadır. En büyük insan haklarının korunması, muhafaza edilmesi İslam'dadır. En büyük kadın haklarının muhafaza edilip korunması Allah tarafından "Kur'an-ı Kerim"dedir. 1400 yıl önce yeni doğan kızlar diri diri toprağa gömülürken onların toprağa gömülmesinin önüne geçen, kadın haklarını koruyan ve bu hakların korunmasının İslam'ın vacip hükümlerinden, temel prensiplerinden biri olduğunu gönüllerin sultanı, İslam'ı bize tanıtan ve sevdiren Muhammed Peygamber'dir. Son hutbesinde, İslam'da ona veda hutbesi denir, Peygamberimiz bize dedi ki, kadın haklarının korunmasını sizlere vacip kılıyorum. Bize hükmünü ulaştırdı. Yani kimler kadın haklarını korumazsa, o bu ümmetten değildir. İslam'ın temel prensipleri, onun getirdiği kurallar, yaklaşımlar, hadislerde de, "Kur'an-ı Kerim'in" hükümlerinde de kadınlarla erkeklerin eşit haklara sahip olduğunun kanıtı vardır. Yazıklar olsun ki, Azerbaycan'da da öyleleri var ki, kadın haklarına karşı sanki Haçlı Seferi yapıyorlar. Bu, Peygamber'e karşı gelmektir, bu İslam'a karşı gelmektir. Hanımlar sizin emanetinizdir. Onları korumak sizin için vaciptir ve hükümdür. Bu hükme karşı gelmek Allah'ın gazabına sebep olan bir davranıştır. Toplumda kadınların eşit haklarının erkekler tarafından tanınması, hürmet gösterilmesi de İslam'ın temel prensiplerindendir. Bu prensiplere zoraki yaklaşanlar riayet etmeyen, kadınlara zoraki yaklaşanlar, onların hak ve hürriyetlerini tanımayanların İslam'a zerre kadar aidiyeti yoktur. Kısaca desek, kadın haklarının korunması "Kur'an"ın hükümlerinden biri, belki de, ilkidir. Kadınların hatta boşandıklarında bile onların haklarının, maddi refahının temin olunmasının erkeğin üzerinde ne kadar vacip olması İslam'ın hükümlerindendir. Boşanmış hanımlara iftiraların, gıybetlerin yapılması Allah tarafından lanetlenmiştir. Bugün Azerbaycan'da dini, milli, manevi değerlerin teminatçısı laik devlet başkanı olan İlham Aliyev'dir. Bu Azerbaycan için büyük bir nimettir.

- Bildiğimiz gibi, İslam'da çok eşliliğe izin var. Sizin din adamı olarak buna yaklaşımınızı bilmek ilginç olurdu...

- Kesinlikle çok eşliliği şiddetle kınıyorum. Allah'a giden yolun bir adı da sevgidir. Sevgi kaç hanımla olur? İslam'ın o döneminde zorbalıklar, hanımların hak ve hürriyetleri, onların maneviyatları böyle baskılarda kalıyordu. Peygamberimiz o dönemde çok eşliliğe izin vermişti. Tamamen anlaşılırdır. Ama bunu araştırdığında bakıyorsun ki, İslam büyükleri kendi himayesine aldığı 6-7 kadının sadece 1'i ile aile hayatı kurmuş. Diğerlerinin namus ve şerefini muhafaza etmek için onları himayesine almış. Ve bu meseleleri bilmek istemeyen, idrak etmeyenler idrak etmelidir.

- İslam zamanla ayak uydurmalı mı? Örneğin, çok eşlilik o dönemin talebiydi, şimdi ise ...

- Bugün de çok sayıda insan yazıyor ki, 10 yıldır eşimin başka bir eşi de var. Bunun bir adı var, o da ihanet. Ben düşünüyorum ki, biz İslam'ı olduğu gibi kabul etmeliyiz. İslam'ı olduğu gibi topluma aşılayabilirsek, göreceğiz ki, o erkek de eşine ihanet etmeyecek. İslam bütün zamanların dinidir, sadece o yanlış öğreniliyor, yanlış yayılıyor. Ben düşünmüyorum ki, İslam dini ne zaman olursa olsun, farklı sirayet edecek. Bu, imkansızdır, çünkü Allah Muhammed Peygamber ile peygamberlik müessesesini tamamladı.


Muta nikahını kabul etmiyorum
 

-  İslam'a göre, muta nikahı olarak bilinen geçici nikah makbul müdür?

- Bir kelimeyle söyleyebilirim ki, ben bunu kabul etmiyorum.

- Bireysel özgürlüklerden bahsederken çocuklar da aklımıza geliyor. Biz okullarda küçük kız çocuklarının başörtüsü taktığını da görüyoruz. Bu da ciddi tartışılan bir mesele haline geldi. Birçoğu düşünüyor ki, çocuklar kendi kararlarını verebilecek iktidarda olmadığından bu, doğru değil. Sizce, modern dönemde bu süreç nasıl düzenlenmelidir?

- Ailelerde ergenlik çağına ulaşmayan evlatlar, kız çocukları başörtüsünün önemini, mahiyetini henüz erken yaşta felsefesini anlamaz ve onu zoraki yolla yapmak olmaz. Başörtüsü takmıyorsan, baban senin başını keser düşüncesiyle takılan başörtülerini ben takdir edemem. Bu, sevgi meselesidir. Ailede hanımın, kızın olsun fark etmez, önce kendi maneviyat örneğinizi ortaya koymalısınız. Siz başörtüsü takıp 14-15 yaşındaki kızınızı erken yaşta evlenmesine göz yumacaksanız, bu İslam'ın da hükümlerine karşı gelmektir ve kabul edilemezdir. Biz laik bir ülkede yaşıyoruz. Azerbaycan'ın kanunlarına herkesin uyması vaciptir. Dinin hükümlerini kendilerine mal ederek başörtüsü adı altında Azerbaycan dini camiasını yabancı ülkelerin istismarına düşürmek isteyenlere imkan vermeyeceğiz. Bunu devlet yapacak. Azerbaycan devletinin korunmasının kendi namusunun korunmasıdır düşüncesiyle yaşayan insanlarımız çoktur. Biz artık İslam'ın hakikatlerini konuşarak milyonların evine girebiliyoruz. İslam zorbalık dini değil, davet, barış ve sevgi dinidir. Zoraki yolla İslam sevdirilemez, başörtüsü takılamaz. Zoraki yolla başörtüsü takan hanımların sonu hoş sonuçlarla tamamlanmaz. Başörtüsü takmayan binlerce şehit anası var ki, onlar evlatlarına bu Vatan yolunda ölmeyi öğretti.

- Siz 14 yaşındaki kızların evlendirilmesi meselesine de değindiniz. Geçen yıl temmuz ayından itibaren ülkemizde erken nikah ve akraba evliliği tüm istisnalarıyla iptal edildi. Bazıları bundan sonra dinin buna izin verdiğini belirttiler. İslam'da erken nikaha yaklaşım nasıldır ve genel olarak böyle bir gelenek olduysa, onun modern dönemde de yaşatılması mutlak mıdır?

- Bizim ülkemizde din devletten ayrıdır. Ama devlet dini ortamı denetimsiz bırakmamalıdır. Çünkü yüzlerce mezhep, tarikat adamları kendi görüşlerinde olmayan adamları teşvik ederler, biraz daha ileri gitme imkanı olsa, başka şeyler de yaparlar. Devlet sistemli bir şekilde bu denetim mekanizmasını yürütüyor. Burada hiçbir zorbalık yoktur, aksine aydınlatma vardır. Din adına iddia edip, "ben kendim bilirim, kızımın 14 yaşı var, onu evlendiriyorum" diyorsa, din adı altında kızını istismar ediyorsa, güç yapıları derhal onun önüne hukuki esaslarla geçmeli ve gerekirse, o ebeveynler hapse atılmalıdır. Bu işte Aile, Kadın ve Çocuk Sorunları Komitesi, çeşitli STK'lar, hayat arkadaşım Sevinç Hanım'ın "Yeni Ufuk" Manevi Mirasın Tanıtımı Sivil Toplum Kuruluşu'nun onlarca aydınlatıcı etkinliği var. Burada böyle bir zor gücü yoktur.
 

Azerbaycan'ın dini ortamını istismar eden insanlar var
 

- Son yıllarda kitleyi ele geçirmek için dine daha romantik yaklaşan, onu kendi kişilere ve olaylara ilişkin tutumları toplamı halinde sunan insanlar da ortaya çıkıyor. Siz onlar hakkında ne düşünüyorsunuz? Ki bunlara ciddi platformlarda yer ayrılıyor...

- Bu bir gerçektir ki, onlar toplumu birbirine karşı koyuyor. Sosyal ağlara kontrol mekanizması imkansızdır. Beni üzen odur ki, mezhepçi, tarikatçı, Azerbaycan'da ayrılık çıkarılmasına uygun ortam yaratacak, ilahiyatçı adı altında ülkenin dini ortamını istismar eden insanlar var. Onlar skandallarla gündemde kalma düşüncesiyle hareket ediyorlar. Çok olmasa da belirli bir ölçüde bir kitle toplayabilmişlerdir. Beni üzen odur ki, devletin desteklediği bazı haber sitelerinde, televizyon kanallarında o insanları ilahiyatçı adı altında konuşturuyorlar, onlara geniş imkanlar sağlıyorlar, fikirlerini İslam'ın esaslarına dayanan fikir gibi yayıyorlar. Kesinlikle o siteler, kanallar Azerbaycan devletine ihanet ediyorlar. Onlara karşı hoşgörülü olmak olmaz. Radikal fikirleri, mezhepçiliği, tarikatçılığı aşılayan, devletin milli menfaatlerini ayaklar altına alanlar bir taban topluyor. O taban günün birinde Azerbaycan'a karşı yönelebilir. Devletin ilgili kurumları bu meselelerin de üzerine mutlaka gitmelidirler.

- Modern dönemin gençleri arasında dine yaklaşımı, eğilimi nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Araştırma merkezlerinin farklı raporları var. Ama geçen yıl Ramazan'da "İman" programı olarak her akşam bir izleme yapıyorduk. Bunun için yatırım da yapmıştık. Sadece Kadir Gecesi'nde 20 binden fazla sesli mesaj geldi. Teklif ettim ki, bu 20 bin insanın izlemesini yapalım, kimler bunlar? Onların içerisinde 4000'den fazla gencin olduğunu gördük. Ama 20 binin hepsini araştırma imkanımız olmadı. Azerbaycan'da gençlerin dine yaklaşımında üç süreç yaşanıyor. Bunu hiç kimse gizleyemez. Bir grup gençler var ki, onlar dinsizliği aşılıyorlar. Dini ayinlerin Azerbaycan'a ait olmadığı düşüncesinin taraftarlarıdır, düşmana bile silah kullanmak olmaz diyorlar. Bir grup gençlik de var ki, (onlar çoğunluktan ibarettir) hiçbir tarikatın, mezhebin taassubunu etmeden kendi mezheplerinde, kendi inançlarındadırlar ve Azerbaycan'ın devlet menfaatlerini her şeyden önde görür, şeffaf bir hayat yaşarlar. Bir grup da var ki, bu tehlikeli gruptur. Onlar sanki sabahlarını da, gecelerini de kendi ağaları, kendi şeyhleri, kendi dini büyükleri ne derse, o şekilde geçirmeyi Allah'ın hükmü gibi kabul ediyorlar. Onlar azdırlar. Bilmek lazımdır ki, devlet yoksa, din de yoktur. Suriye'de radikal güç merkezleri oluşturup, 12 yaşında çocukların başını kestiler, 12 yaşında kızları istismar ettiler. Ne namuslarına sahip çıktılar, ne kızlarına. Bugün de şehirlerini, camilerini yeniden kuramıyorlar.

- Azerbaycan hoşgörülü bir ülkedir ve burada çeşitli dinlerin temsil edilmesiyle ilgili hiçbir kısıtlama yoktur. Dinlerin ve dini akımların çeşitliliği herhangi bir sorun yaratabilir mi?

- Aksine, Azerbaycan yegane laik ülkedir ki, burada sadece mezhepler ve tarikatlar arası değil, dinler ve milletler arası hoşgörü giderek gelişiyor. Hoşgörü sorun yaratmak bir yana, bu Azerbaycan devletinin korunması için uluslararası alanda Azerbaycan'ın artan nüfuzunun göstergesidir.

- Seyid, siz Şuşa'ya gittiğinizde Gazançı Kilisesi'ni gördünüz mü?

- Evet.

- 30 yıl boyunca o kilise Ermeni Hristiyanları tarafından inşa edildi. İkinci Karabağ Savaşı'ndan sonra Azerbaycan tarafından restore ediliyor. Bununla ilgili ne düşünüyorsunuz?

- Bu, düşmana gözdağıdır. Değerlere verilen değerdir. Azerbaycan'ın devlet düzeyinde tüm dinlerin teminatçısı olması nasıl bir ülke olduğumuzu gösterir.
 

Cennet ve cehennemin biletini bu dünyada alırlar...
 

-  Bazıları derler ki, cennet-cehennem fikri insanları itaatkar kılmak için uydurulmuştur. Cennet, cehennem kavramlarını inkar edenlere sözünüz nelerdir?

- Onlar artık iman getirmeyenlerdir. Cennet ve cehennem vardır. İman getiren cennet ve cehenneme inanmıyorsa, onun imanı noksandır. Ben ahiret gününe inanıyorum. Ahirete iman getiren bir Müslümanım. Ama cennet ve cehennemin biletinin bu dünyadan alınacağına da iman getirenlerdenim.

- Şüphesiz ki, "Kur'an"ı okumuşsunuzdur. Peki, diğer semavi dinlerden hangisinin kitaplarını okudunuz? Ve kanaatleriniz nelerdir?

- "Kur'an"ı 40 defa okudum. Dini kitapların da hepsini okudum. Sürekli mütalaa ediyorum, dünya edebiyatını da seviyorum. Halihazırda Lev Tolstoy'u okuyorum. Cehalet ilim olmayan yerde tüğyan eder. Biz İslam'ı ilimle sevdirebilirsek, göreceğiz ki, o işlevseldir, moderndir. Gençlere de tavsiye ederdim ki, çokça mütalaa etsinler.

-  İslam'ın kutsal kitabını hoş bir avazla ezberleyen insanlar da var. Bu yakınlarda bölgelerde ayrı ayrı camilerde hafız yetiştirildiğiyle ilgili videolar da karşımıza çıktı. Siz bu gelenekle ilgili ne düşünüyorsunuz?

- Peygamber'in eşine sormuşlar ki, Peygamber'in hayatını tasvir et. Onun hayatı nasıldı? Bir kelimeyle der ki, onun hayatı "Kur'an"dır. "Kur'an"ı hangi akli şuurun gelişimiyle okumanın önemli olduğu. Bu şiir değil ki kafiye tutasın. "Kur'an"ın tefsirini bilmeyeceksen, Allah'ın orada buyurduklarını kendininkileştireceksen, kendinden fetva vereceksen, bu senin dini değerlere bağlılığın değildir. Bu cahil esaretinde rehin kalmak demektir.

- Bir ara mollaların yeterlilik sınavı yapılıyordu. Nasıl düşünüyorsunuz bu süreç devam etmeli mi?

- Mollaların, imamların sınavdan geçmesi devam ediyor ve bu olmalıdır. Bu mekanizmanın işlevsel olmasını arzu ediyorum.

- Sizce, sınavlar dinden suiistimal etme girişimlerini azaltacak mı? Genel olarak, molla ve diğer din adamlarının İslam dininden suiistimal ettiğini düşünüyor musunuz?

-  Dinden suiistimal edenlerin sayısı çoktur. Düşünüyorum ki, Azerbaycan'ın manevi ortamında Dini İşler Üzere Devlet Komitesi'nde sınavdan geçemeyen, ama yeterince dini bilgisi olan, Azerbaycan devlet ve milli menfaatlerini düşünen insanlar da var. Onlarla da işin devlet tarafından yürütülmesi mutlakdır.

-  Bazı gözlemlere göre, son yıllarda evlenen çiftler resmi nikah bağlasalar da, dini nikah kıydırmaya meyletmiyorlar. Dini nikah çok mu önemlidir?

- Azerbaycan'da eğer hukuki nikah yoksa, dini nikah kıymak olmaz. Ama düşünüyorum ki, bunu gizli şekilde yapan insanların da sayısı çoktur. Resmi nikahtan sonra dini nikaha girmemek halları da var. Zaten resmi nikaha girildiğinde orada hal şahitleri olur. Bu kendi başına dini nikahı yürürlüğe sokar. Sadece bizde dini nikah İslam'ın geleneklerindendir. Ben bu geleneğin devam etmesini isterdim. 

- Azerbaycan'da dinini değiştirip Müslümanlıktan Hristiyanlığa geçenler var. Aynı zamanda son zamanlarda ülkede Selefilik mezhebine yönelen gençlerin sayısı artmaktadır. Siz de bunu gözlemliyor musunuz? Yaklaşımınız nasıl?

- Zaman zaman Azerbaycan'ın dini ortamında boşluk oluşmuştur. Bu dini ortamda mevcut olan boşluklar radikal düşünce merkezlerinin Azerbaycan'ın dini ortamına etki etmesine zemin hazırlamıştır. Bu da oradan kaynaklanıyor. Ama bugün devlet denetim mekanizmasını kurabilmiştir. Ülkede hem Dini İşler Üzere Devlet Komitesi, hem de Kafkas Müslümanları İdaresi bu alanda faaliyet göstermektedir.
 

Allah seni nasıl yarattıysa öyle kalmalısın
 

- Azerbaycan'da devlet kurumu olarak Dini İşler Üzere Devlet Komitesi, aynı zamanda uzun yılların geleneğinden oluşan Kafkas Müslümanları İdaresi de ülkemizde faaliyet gösteriyor. Siz onların faaliyetini nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Kafkas Müslümanları İdaresi ve Dini İşler Üzere Devlet Komitesi üzerlerine düşen işleri yapmaya çalışıyorlar. Ama benim en çok istediğim her iki kurumun sistemli faaliyet göstermesidir. Dışarıdan bu süreçlere destek vermek isteyen biri olarak böyle istiyorum.

- Toplumda hoş olmayan eğilimler de artmaktadır, cinsiyetini değiştirenlerin, açık saçıklığı teşvik edenlerin... Dinde onlara yaklaşım nasıldır, 1400 yıl önce bu süreçler İslam'da yer almış mıdır?

- Modern dönemde İslam alimlerinin buna farklı bakış açıları var. Bu yakınlarda Londra'daydım. Orada din alimi diyordu ki, eğer o insanın hayatı organın değiştirilmesinden geçiyorsa, Allah ona neden gazaplansın? Ben ise düşünüyorum ki, Allah seni nasıl yarattıysa, öyle kalmalısın.

- Siz daha önce siyasetle de meşgul oldunuz. Nasıl düşünüyorsunuz, din ve siyaset nerede birleşir, nerede ayrılır? Sizin şimdiki siyasi ideolojiniz nasıldır?

- Ben Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in faaliyetini savunuyorum. Din siyasetten ayrıdır. Bizim ülkemizde o kadar kirli insanlar siyasetle meşgul oldu ki, bir insan siyasetle meşgul olduğunda ona negatif bakıyorlar. Azerbaycan'da dinin siyasetten ayrı olması sistem olarak her zaman korunmalıdır. Ama devletin dini kurumlara denetim mekanizması işlevsel olmalıdır.

- Evlatlarınızdan yolunuzu devam ettiren var mı?

- Yoktur. Onlar hepsi farklı alanlardadır.

-  Cemal Bey, 55 yaşınız oldu. Bu yaşta Allah'tan ne istediniz?

- Size teşekkür ederim. Tesadüfen röportajımız böyle bir zamana denk geldi. 55 yaş, Rabbin bana en büyük ihsanıdır. 55 yaş, Karabağımızın işgalden azat olduğunu görmektir, bu yaş aynı zamanda sorumluluktur, dinim ve devletim, vatanım, evlatlarım için yapacağım büyük işlerin transferidir. Şimdiye dek Allah'tan isteğim Karabağ'ın işgalden azat olması oldu. Şimdi ise kalan ömrüm evlatlarımla, ailemle vatanıma, devletime hizmet etmek ve Batı Azerbaycan'ın müjdesini Cumhurbaşkanı'ndan duymak, oraya gitmek, kadim Azerbaycan topraklarında ibadet etmektir.

Youtube
Kanalımıza abunə olmağı unutmayın!
Keçid et
Rusiyada PROSES BAŞLADI! - Azərbaycanlılar vətəndaşlıqdan çıxarılır - Xəbəriniz Var?