Fariz İsmayılzadə: "Milletvekili kayıtsız kalmamalıdır, sorun varsa dile getirmelidir"
"AMEA'nın bugünkü faaliyeti zayıftır"
"İş aramayanlar işsiz sayılmaz"
Milli Meclis'in VII. dönem milletvekili, Bilim ve Eğitim Komitesi başkan yardımcısı, ADA Üniversitesi prorektörü, Gelişim ve Diplomasi Enstitüsü direktörü Fariz İsmayılzadə Modern.az'a röportaj verdi.
Röportajı sunuyoruz:
– Fariz Bey, Lenkeran, ABD, Avrupa'nın birçok ülkesi, sonra Bakü... Faaliyetlerinizi yeniden Azerbaycan'da sürdürmekteki temel amacınız nedir?
– Azerbaycan'dan yurt dışına beyin göçü 1990'lı yıllarda çok fazlaydı. Gençlerin hepsi yurt dışına akın ediyordu. Çünkü o dönemde ekonomi zayıf, sosyal refah ise düşüktü. Yurt dışında okuduktan sonra önümüzde iki seçenek oluyordu: dönmek mi, yoksa dönmemek mi. Bazıları yurt dışında kalmayı seçti, bazıları ise yeniden Azerbaycan'a döndü. Bu konuda herkesin kişisel tercihi oldu. Örneğin, benimle birlikte 90'lı yıllarda okuyanların büyük bir kısmı yurt dışında kalmıştı. Şimdi onlar da yavaş yavaş Azerbaycan'a dönmek istiyorlar, hatta birkaçı zaten döndü. Bu da şunu gösteriyor ki, artık Azerbaycan değişti: burada yeni imkanlar, iyi maaş, ayrıca iş perspektifi arttı.
– Sizin ABD'de eğitim almanız devlet bursuyla mı oldu?
– Lisans eğitimimi ABD devlet programı, yüksek lisans eğitimimi ise Azerbaycan devlet programı kapsamında tamamladım. Eğitim aldığım süre boyunca ise her iki ülkenin devlet bursunu aldım.
– Farklar vardı, herhalde...
– Azerbaycan hızla güçleniyor ve şu anda binlerce gence burs verebiliyor. Bu beni sevindiriyor. Azerbaycan devlet programı kapsamında her şey ödeniyor – eğitim ücreti, ev, sigorta, gidiş-geliş, vize masrafları. Sadece, tek talep dönüp ülkede çalışmaktır. ABD'de ise talepler daha fazladır.
– 2024 yılında Milli Meclis'in VII. dönem milletvekili seçildiniz. Böyle bir isteğiniz önceden var mıydı, yoksa son anda mı karar verdiniz?
– 20 yıla yakındır ADA Üniversitesi'nde çalışıyorum. Tabii ki, her insan hayatında farklı yönler arar. Düşünüyordum ki, eğer 20 yıldır ADA Üniversitesi'nde çalışıyorsam, burada edindiğim tecrübeyi siyasi arenada da kullanabilirim. Böylece, bu seçimlerde adaylığımı koymaya karar verdim ve şu anda da Milli Meclis'in Bilim ve Eğitim Komitesi'nde temsil ediliyorum. Ben parlamentodaki faaliyetlerime ADA Üniversitesi'ndeki tecrübemin bir devamı olarak bakıyorum. Çünkü ADA Üniversitesi'ndeki faaliyetlerim boyunca yükseköğretimin gelişiminden, uluslararası projelerden bahsediyoruz. Sonuç olarak bu tecrübenin devamını siyasi ve yasama alanında geliştirme imkanımız oldu.
– Parlamentten beklentileriniz neydi?
– Yeni yasaların müzakeresi, yabancı parlamentolarla tecrübe alışverişi, yabancı platforma, uluslararası kuruluşlarla işbirliği, vatandaşlarla yakın çalışmak... Çünkü üniversite ortamı biraz farklıdır, orada sadece öğrencilerle çalışırsın.

– Peki, milletvekili seçildikten sonra Azerbaycan parlamentosu beklentilerinizi karşıladı mı?
– Somut olarak söylersek, evet, karşıladı. Çünkü bende üç yön var. Birincisi, vatandaşlarla çalışmaktır ki, bu açıdan, Lenkeran'a ayda 2 kez seyahat ediyoruz. İkinci yön yasama yönüdür, burada yasaların müzakeresinden bahsediyoruz. Üçüncüsü ise tabii ki uluslararası meseledir. Ben Azerbaycan-Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı parlamentolararası ilişkiler çalışma grubunun başkanıyım ve bu parlamento ile çok sıkı ilişkilerimiz var. Genel olarak, söylediğim her üç yönde de yenilikler görüyorum.
Büyük Britanya parlamentosu dünyadaki en önemli parlamentolardan biridir. “Dağlık Karabağ” problemi gündeme geldiğinde Azerbaycan'a en çok baskılar parlamentolardan geliyordu. Bizim görevimiz parlamentoları bilgilendirmek, detaylı bilgi vermekti ki, onlar Azerbaycan'ı desteklesinler. Ne yazık ki, Britanya parlamentosunda son 2 yıl içinde dostluk grubu faaliyet göstermiyordu. Çünkü orada bazı ülkelerle ilgili yolsuzluk skandalı olduğu için Britanya parlamentosundaki tüm dostluk gruplarının faaliyetleri durdurulmuştu. Bizim görevimiz de yeniden bu dostluk grubunun faaliyetini restore etmektir ki, prensipte şimdi işler daha iyidir.
– Bazen birkaç dönem seçilen milletvekilleri ile ilk kez seçilen milletvekilleri arasında sıcak olmayan bir ilişki gözlemlenir. Sizin kıdemli milletvekilleriyle ilişkileriniz nasıldır?
– Ben, hemen hemen tüm milletvekillerini tanıyordum. Çünkü onlar düzenli olarak ADA Üniversitesi'nin etkinliklerinde konuşma yapıyorlardı. Parlamentonun iç prosedürlerini öğrenmek için biraz zaman gerekiyor, örneğin, konuşmaları hangi formatta hazırlamak, teklifleri sunmak gibi konularda daha yaşlı milletvekilleriyle iletişimimiz faydalıdır. İster konuşmaları hazırlamak, ister teklifleri sunmak, isterse de, örneğin, hangi anda susman gerektiği gibi konular için bu tecrübe faydalıdır. Doğrusunu söylemek gerekirse, ben ilk kez seçilen milletvekilleri ile önceki yılların milletvekillerinin ilişkilerinde herhangi bir baskı veya olumsuzluk hissetmedim. Aksine, biz onların davranışlarına bakarak bir şeyler öğreniyoruz. Örneğin, herhangi bir yasa tartışmaya açıldığında, ona bugüne kadar hangi değişikliklerin yapıldığını önceki dönem milletvekillerinden öğrenebiliyoruz. Hatta davranış kurallarında bile öğrendiğimiz bir şeyler var. Yahut Bakanlar Kurulu'nun raporunu dinlerken belirli tavsiyeler de veriyorlardı. Yani sizin düşündüğünüz gibi değil, milletvekilleri, aslında, samimidirler.
– Sizce, milletvekili nasıl olmalıdır?
– Milletvekili, her şeyden önce, kayıtsız kalmamalıdır. Toplumda, yönetimde sorunlar varsa, onu dile getirmelidir. Çünkü o tam da bu yüzden Milli Meclis'te oturuyor. Son iki yıl içinde ben de Milli Meclis'te bir dizi meseleyi gündeme getirdim. Tabii ki, burada başka kriterler de var. Milletvekilinin uluslararası tecrübesi olmalı, vatandaşlarla görüşmelere açık olmalı, şefkatli olmalıdır.
– Parlamentte yıllardır tartışılan, ancak kabul edilmeyen yasalardan biri de “Yükseköğretim Hakkında” Kanun'dur. Sizin fikrinize göre, bu yasa tasarısının kabul edilmemesi yükseköğretimde hangi sorunları yaratıyor?
– VII. dönemde “Yükseköğretim Hakkında” Kanun gündeme alınmadı. Son kez VI. dönemde tartışıldı ve o tartışmalarda uzman olarak yer almıştım. O yasa tasarısında olumlu noktalar çoktu. Örneğin, lisans eğitiminin 3, yüksek lisans eğitiminin 1 yıla indirilmesi, yönetimde çeşitli esneklikler, yeni uzmanlık alanlarının oluşturulması gibi bir dizi önemli mesele yer almıştı. Ama neden kabul edilmediğini, doğrusunu söylemek gerekirse, bilmiyorum.
Genel olarak söylersek, bence bu yasanın kabulüne ihtiyaç var, çünkü toplum, dünya değişiyor. Yeni yasada ben hatta üniversitelere daha fazla özerklik verilmesinin, onların daha esnek uzmanlık alanları yaratabilmesine olanak sağlanmasının taraftarıyım. Aynı şekilde yükseköğretim kurumlarının öğrenci transfer etmesinin, o cümleden öğrencilerin bir fakülteden diğerine geçirilmesi prensiplerinin basitleştirilmesi zaruridir. Kısacası, şu anda böyle bir yasa tasarısına ihtiyaç var. Bu açıdan, bu yasa tasarısını hazırlamamız gerekiyor. Üniversitelerde standart 4 veya 5 yıl bir alanda uzmanlaşmak, okumak tecrübesi artık geçerliliğini yitiriyor. Bazen görüyorsun ki, sen herhangi bir uzmanlık alanında eğitim almaya başlıyorsun, ama 10 yıl sonra o uzmanlık alanı geçerliliğini yitiriyor. Bu sebeple, daha mobil, esnek programlar, çevrimiçi ve uzaktan kaynakların kullanımından yararlanmak lazımdır. Biz görüyoruz ki, müfredat bile üniversitelerde bu esnekliği yaratamıyor.

– Azerbaycan eğitiminin mevcut gelişim dinamikasından memnun musunuz?
– Azerbaycan'da 1990'lı yıllarda eğitim sistemi çöktü. Modern dönemde, daha doğrusu, son 10-15 yılda hükümetin temel işi öğretimi yükseltmeye odaklanmıştır, henüz araştırmaya gücümüz yetmiyor. Burada öğretim işinin yükseltilmesi derken öğretmenlerin maaşının artması, yeni üniversitelerin kurulması, üniversitelerde rektörlerin değiştirilmesi kastedilmektedir. Yani bugün bizim temel amacımız öğrencinin normal, kaliteli eğitim almasıdır. Ama üniversitelerin uluslararası seviyeye yükselmesi için orada yüksek seviyede araştırmalar, inovasyon, keşifler, patentler olmalıdır. Araştırma yapmak için kaynak, laboratuvar, bilimsel ortam, bilim insanlarının işbirliği gibi konular çok önemlidir. Ne yazık ki, o ortamı henüz yaratamadık.
– Fariz Bey, siz eğitiminizi yurt dışında aldınız. Bu yüzden de şu anda yüksek bir görevde temsil edilebiliyorsunuz. Peki Azerbaycan üniversiteleri devletin yüksek görevlerinde çalışan mezunlar yetiştirebiliyor mu?
– Mezundan mezuna fark var. Öyle mezun var ki, pratiği var, bilgili, bankalarda ve benzeri yerlerde çalışmış. Sonuç olarak, o daha sonra iyi bir iş bulabiliyor. Hatta çoğu zaman şirketler bile onlara başvuruyor. Ama öyle öğrenci de var ki, o 4 yıl boyunca hiçbir şey okumuyor, sonra…
– Ama Devlet İstihdam Ajansı'nın raporuna göre, Azerbaycan'da faaliyet gösteren devlet ve özel üniversitelerin mezunları en iyi ihtimalle bankalarda çalışıyor ve ortalama olarak mezunların son 2 yılda %40-45'i iş bulabiliyor...
– Devlet İstihdam Ajansı'nın hazırladığı raporla aynı fikirde değilim. Çünkü raporları doğru değil. O rapor sadece kimin iş sözleşmesi olduğuna göre ölçülüyor. Kimileri yurt dışına gidip eğitimine devam ediyor, kimileri askerlikte, kimileri analık izninde. Veya kimisi girişimcilikle meşgul oluyor, ama iş sözleşmesi yok. Ayrıca, özel organlar orada kayıtlı değiller. Bu açıdan, o istatistik yanıltıcı bir istatistiktir. Bununla ilgili parlamentoda da konuşma yapmıştım. Yani bu istatistik, orada gösterilen yüzdeye göre, geri kalanların işsiz olduğu anlamına gelmiyor. Öyle insan var ki, evde oturup iş aramıyor. O da istatistiği etkiliyor. İşsiz sadece o kişi sayılır ki, iş arıyor, ama bulamıyor. Dediğim gibi, öyle insan var ki, evde oturup iş aramıyor.
Genel olarak ele alırsak, mezunların bir kısmı uzmanlık alanına uygun iş bulamıyor. Bu da muhtemelen öğrencinin iyi okumaması, piyasada rekabete dayanamaması ve sonuç olarak ekonomimizin de tam hızla gelişmemesiyle ilgilidir. Ama ben o kanıdayım ki, iyi bir kadro kendine iş bulabiliyor. Öğrenci sadece derslerde öğrenmez. Bugünün öğrencisi projelerde yer almalı, yaz kamplarında, konferanslarda bulunmalı. Bizim öğrencilerin çoğu dersten eve, evden de derse gidiyor ve sonuç olarak, piyasaya ayak uyduramıyor.
– Sizin öğrencilere tavsiyeniz ne olurdu?
– Öğrencilere tavsiyem, ders dışı faaliyetlerle meşgul olmalarıdır. Konferanslarda, kamplarda, eğitimlerde ne kadar çok yer alırlarsa, o kadar aktif olurlar, iletişim becerileri gelişir.
– Ama söyledikleriniz sadece Bakü'de eğitim alan öğrencilere atfedilebilir. Bakü ve bölgelerdeki üniversitelerin seviyesinin birbirinden keskin bir şekilde farklı olduğu söyleniyor. Örneğin, siz BDU ile LDU'yu karşılaştırsanız, hangi sonuçlara ulaşırsınız?
– Elbette, farklar çoktur. Bakü'de şirketler çoktur ve imkanlar daha geniştir. Tabii ki, taşrada olan gençler için Bakü'deki gibi şartlar yoktur. Ama ben de taşrada okudum. Ayrıca benim okuduğum yıllar 90'lı yıllara denk geldi. O zaman internet yoktu, şimdi ise var. Bu anlamda, internetten faydalanarak dil öğrenmek, çevrimiçi kurslara katılmak mümkündür. Yani gelişim için imkanlar var, esas istek olmalıdır. Ben Lenkeran ziyaretimde Lerik'e de gitmiştim, orası daha ücra bir bölgedir, ama orada bile internet var.

– 2000'li yılların başlarında Azerbaycan'da bazı özel üniversiteler hatta devlet üniversitelerini geride bırakıyordu. Dünya pratiğinde de özel yükseköğretim merkezleri daha prestijli kabul edilir. Ancak şu anda ülkemizde özel üniversitelerle ilgili aynı şeyi söylemek mümkün değil. Siz bunun sebebini neyde görüyorsunuz?
– Genel olarak, Azerbaycan post-Sovyet toplumu devlet yapılarına daha çok güveniyor, çünkü biz uzun yıllar Sovyetler Birliği'nde yaşadık. Bu yüzden de toplumda şöyle bir düşünce var ki, devlet üniversitesiyse, onun diploması tüm kurumlarda tanınacaktır. Özel üniversitelerde ise belirli zamanlarda belirli kalite sorunları yaşandı, bazıları kapatıldı, bazılarının diploması sonraları tanınmadı. Ama yurt dışında ve hatta Türkiye'nin kendisinde bile özel üniversiteler daha prestijlidir. Bugün bazı özel üniversiteler var ki, onlar, gerçekten de, iyi çalışıyorlar.
– Üniversitelerdeki sorunlardan bahsettik. Peki Milli Meclis'in Bilim ve Eğitim Komitesi başkan yardımcısı olarak, sizce, Azerbaycan biliminin ve eğitiminin temel sorunları nelerdir?
– Temel sorunlar şudur ki, dünya hızla değişiyor ve biz o değişikliklerden geri kalıyoruz. Üniversitelerimiz daha esnek olmalı ki, teknolojilere adapte olsunlar. Aynı sözler eğitimle birlikte bilimimiz için de geçerlidir. Dünyanın birçok gelişmiş ülkesinde bilimsel çalışmalar daha çok üniversitelerde olur. Son yıllarda bu yönde de çalışmalar yapılıyor. Azerbaycan Milli İlimler Akademisi'ne dahil olan bir dizi enstitüyü üniversitelere birleştirdiler. Burada mesele birleşmekten çok sinerjiden bahsedilebilir. Ama, ne yazık ki, bu süreç böyle yeterince zayıf ilerliyor ve üniversitelerde araştırma potansiyeli henüz güçlendirilmedi.
– Genel olarak, AMEA'nın faaliyetini nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu kurum faaliyetini topluma ne derecede gösterebiliyor, onun yayımladığı kitaplar nasıl bir etki yaratabiliyor?
– Genel olarak ele alırsak, AMEA'nın bugünkü faaliyeti zayıftır. Örneğin, yurt dışında araştırma, esasen, özel sektör tarafından sipariş edilir. Özel şirket herhangi bir teknolojik yenilikler, inovasyonlar, patentler, mühendislik tesisleri sipariş verir ve sonuç olarak, bilim de ilerler. Bizde özel sektörden sipariş yoktur, İlimler Akademisi'nin kaynağı devletten gelir, o da yeteri kadar azdır. Netice itibarıyla, bilimsel araştırma ve incelemeler az yapılır, hiçbir icat edilmez, inovasyon görünmez. Kaynak az olduğunda, tabii ki, İlimler Akademisi'nin de işi zayıf olacaktır. Bazı enstitüler pasif bir şekilde faaliyet gösterir, daha çok eski araştırmalarını sürdürürler ve gerçek endüstriden gelen siparişleri yoktur.

– Eğitim Bakanlığı'nın adı değiştirilirken onun yetkileri de arttı. Bilim alanı üzerindeki esas iş bakanlığa devredildi. Emin Emrullayev de konuşmaları sırasında belirtmişti ki, bilim eğitimsiz mümkün değildir. Bu açıdan Azerbaycan'da uzun yıllardır faaliyet gösteren Azerbaycan İlimler Akademisi'nin yakın 10 yılda yetkisinin daha da azalacağını beklemek mümkün müdür?
– Vizyon şundan ibaretti – bazı enstitüleri üniversitelerle birleştirmek ve sinerji yaratmak. Bu süreç zaten üç yıldır yavaş ilerliyor. Çünkü üniversiteler kendi yapılarına alışamıyorlar. Dış yapı da geleni bilmediği için kabul etmekte zorluk çekiyor. Bu yüzden de herkes eski üslupta çalışıyor. Bu anlamda, güçlü bir sinerji görmüyorum.
– Bu günlerde AMEA'nın Yönetim Kurulu Genel Toplantısı'nda birçok bilim insanının fotoğrafları yayıldı. Onların toplantıda uyuduğu iddia ediliyor. Sizin buna yaklaşımınız nasıldır?
– Ben o toplantıda bulunmadığım için kesin bir şey söyleyemem, fotoğrafların ne derecede gerçek olduğunu. Burada suçun %50'si gazetecilerde, %50'si ise bilim insanlarında. Bazen 4-5 saatlik bir toplantıda insan dikkatle konuşmacıyı dinler, olabilir ki herhangi bir bölümde gözünü yummuştur. O saniyede kişinin fotoğrafını çekmek hiç de doğru değildir. Böyle olunca konu bağlamından çıkar. Çünkü her insan gözünü yumabilir, başını eğebilir. Olabilir de ki, gerçekten uyumuştur, yani insandır da, olabilir ki gece kötü uyumuştur, kalbi ağrıyordur, bir hastalığı vardır ve benzeri. Elbette ki, bu tür durumlar da olur. Her insan bunu yaşayabilir. Ama genel olarak ele alırsak, burada bağlamdan çıkarma da var. Bazen görüyorsun, öyle bir fotoğraf seçiyorlar ki, o gerçeklikten uzaktır.
Ayrıca, modern dönemde interaktif toplantılar yapılmalıdır. Belirli görsel elementler, tartışma formatı olmalıdır. Dünya değiştiği gibi bu tür formatlar da değişseydi, herhalde toplantı o şekilde yapılmazdı. Ama ben bu olaya keskin bir şekilde kötü baktığımı söyleyemem, olabilir ki birinin uykusu gelmiştir.
– Son yıllarda tartışılan temel meselelerden biri de ülkede öğretmen adının giderek basitleştiği iddialarıdır. Bazıları bunu bilim ve eğitim bakanı Emin Emrullayev'in öğretmenlerle ilgili açık eleştirisiyle temellendiriyorlar. Siz ne düşünüyorsunuz? Azerbaycan öğretmeni bugün hangi konumdadır?
– Azerbaycan öğretmeninin işi çok zorlaştı. Çünkü eskiden öğretmen sınıfta otorite sayılırdı, saygınlığı çoktu. Veli de, öğrenci de öğretmenin işine müdahale etmezdi. Şimdi ise toplumumuz çok hassaslaştı. Küçük bir olay olur olmaz veliler öğretmene baskı yapıyor. Ben bunun tamamen aleyhindeyim. Öğretmene baskı yapmak, onun işini sorgulamak, üzerine bağırmak olmaz. İkincisi, telefonların sınıfa sokulması işi zorlaştırdı. Herkes bir şeyler çekiyor, yazıyor, gösteriyor. Öğretmen için zorluklar ortaya çıkıyor. Ne yazık ki, şimdiki toplumda öğretmenin gücü, saygınlığı azaldı, ama biz ne olursa olsun, bu saygınlığı ve gücü geri kazandırmalıyız. Öyle veli var ki, pedagojik tecrübesi yok, gelip öğretmene baskı yapıyor ki, sen bunu böyle yapmalısın. Oysa sen nereden biliyorsun ki, pedagojide neyi nasıl yapmak gerekir? Sen eğitim almamışsın, pedagojik tecrüben yok, bunu nasıl iddia edebilirsin? Yani demek istediğim odur ki, şimdiki toplumumuzda insanlar çocuğa karşı çok hassas oldu ve onu savunuyor.
– Bu yakınlarda “Eğitim Hakkında” Kanun'a çeşitli değişiklikler yapıldı. Onlardan biri müzik, güzel sanatlar alanında uzmanlaşan öğretmenlerin de sertifikasyondan geçmesi meselesiydi. Ayrıca, geçen oturumda MİQ sınavının ücretli olması onaylandı. Sizce, MİQ ve sertifikasyon sınavları yönündeki bu değişiklikler eğitimimizdeki sorunları ortadan kaldırabilir mi?
– 90'lı yıllarda eğitimde belirli boşluklar oldu, bu da bazı durumlarda yeterli bilgiye sahip olmayan öğretmenlerin de işe alınmasına yol açtı. Bilim ve Eğitim Bakanlığı bu yüzden öğretmenleri sınava tabi tutarak tesadüfen seçilenleri okullardan uzaklaştırıyor. Ben bunu anlıyorum. Gerçekten de, 90'lı yıllarda bizim eğitim sistemimizdə de çok ciddi boşluklar oluşmuştu. Bunun sonucunda sahte diploması olanlar, eğitimi zayıf olanlar bile öğretmen olarak çalışmaya başladı. Biz bu gün eğitim kalitesini korumak için tam da bu sorunlarla mücadele etmeliyiz. Diğer yandan ise, sertifikasyon sınavında zayıf sonuç gösterenlere de bazı kolaylıklar sağlanmalıdır. Öğretmenleri eğitim alanından tamamen uzaklaştırmanın doğru olmadığını düşünüyorum.
– Parlamentte tartışılan ve eğitimle dolaylı olarak ilişkili olan meselelerden biri de “Çocuk Hakları Hakkında” Kanun tasarısıydı. Tasarıya göre, çocukların zorunlu dini inanca çekilmesi yasaklanıyor. Örneğin, biz Bakü'de, güney bölgesinde, Nahçıvan'da ve diğer bölgelerimizde çocukların okula başörtülü gittiğini görüyoruz. Onlar bazen bu sebeple beden eğitimi derslerine de girmiyorlar. Sizin buna yaklaşımınız nasıldır?
– Bu meseleyi tek bir şekilde değerlendirmek zordur. Çünkü bir yandan Azerbaycan laik bir ülkedir, belirli kural ve yasalar var. 9. sınıfa kadar eğitim zorunludur, kurallara saygıyla yaklaşılmalıdır. Diğer yandan ise Azerbaycan'da inançlı insanlar var, nüfusun çoğunluğu Müslümandır. Bu konuda somut bir şey söylemek benim için zordur. Genel olarak gençler arasında radikalizmin gelişmemesi için çalışmalıyız. Gençlerimiz kaliteli, laik eğitim alsın ve hiçbir grubun etkisine düşmesin.
– Fariz Bey, güney bölgesi denince akla gelen sorunlardan biri de kızların eğitim problemi ve erken evliliktir. Şu anda bu mesele nasıl düzenleniyor ve siz bu sorunların ortadan kaldırılması için herhangi bir girişimde bulundunuz mu?
– Ne yazık ki, güney bölgesi kızların ortaokulu bitirme süresine göre en düşük seviyededir. Yaklaşık olarak, kızların %65'i ortaokulu bitiriyor, diğerleri ise tam ortaokulu bitirmiyor. Bu, oldukça üzücü bir gerçektir. Düşünün ki, onlar evliliğe çekiliyorlar ve evlilikte taraflar boşanırsa, kadının hiçbir eğitimi yoksa, artık o işsiz kalıyor. Bu sebeple, ben kişisel girişimimle Lenkeran'da kızlar için pratik eğitim programı başlattım ki, hiç olmazsa, onların pratik becerileri olsun. Şöyle ki, Lenkeran'da kızlar için ücretsiz kurslar açtık ve 5 alan üzerinde, – finansal beceriler, programlama, web tasarımı, projelerin yönetimi ve sosyal medya alanında, – eğitimler veriliyor. İyi olurdu ki, kızlarımız eğitimlerini tam bitirdikten sonra meslek okullarına yönelsinler.

– Bilim ve Eğitim Komitesi başkanı Anar İskenderov Lenkeran köy seçim bölgesinden milletvekili seçildi. Genel olarak, bu bölgeyi temsil eden milletvekilleriyle – Anar İskenderov'la, Cavanşir Paşazade ile ilişkileriniz nasıldır? Bölgeyle ilgili hangi tartışmalarınız oluyor?
– Anar Bey ile koordinasyonumuz daha fazladır. Çünkü biz Bilim ve Eğitim Komitesi'nde de birlikteyiz, odalarımız da yan yanadır. Güney bölgesini temsil eden diğer milletvekilleriyle bir-iki kez ortak etkinliğimiz oldu. Örneğin, Astara'dan seçilen milletvekili Reşad Mahmudov bu bölgede Eğitim forumu düzenlemişti. Biz hepimiz orada yer aldık. Sayın Cumhurbaşkanı güneyden olan Pençeli Teymurov'a Milli Kahraman statüsü verdiğinde tüm güneyli milletvekilleri onların evlerini ziyaret etmiştik. Genel olarak, bu bölgenin diğer milletvekilleriyle de düzenli koordinasyonumuz oluyor.
– Lenkeran'a nasıl gidiyorsunuz? Burada sürücülerin sorunları olduğu söyleniyor: kazalar çok oluyor, hız sınırı ve benzeri.
– Bizim ana yolumuz çok iyi durumda, düzeltildi. Derim ki, Azerbaycan'daki en rahat yollardan biridir. Ama medyayı da sürekli takip ederken görüyorum ki, Lenkeran'da trafik kazaları, gerçekten de çok oluyor. Görünüşe göre, biz gençleri bu açıdan da bilinçlendirmeliyiz. Öyle oluyor ki, genç erkekler trafik magandalığıyla meşgul oluyor, bunlar da bazen kazalara sebep oluyor. Ayrıca, sık sık otobüslerle ilgili de sorunlar gündeme getiriliyor. Ama, doğrusunu söylemek gerekirse, ben henüz böyle sorunlarla karşılaşmadım.
– Lenkeran oldukça renkli bir bölgedir. Sizin seçmenleriniz arasında Talışlar var mı?
– Lenkeran'da iki seçim bölgesi var. Ben şehri temsil ettiğim için burada Talışlar, hemen hemen yok. Kendim de Talış dilini bilmiyorum, yakın akrabalarım arasında da Talışlar yok.
– Peki Lenkeran'da sevdiğiniz ve sevmediğiniz gelenekler var mı, varsa, hangileridir?
– Lenkeran'ın doğası, mutfağı güzeldir. Ayrıca, zengin tarihi, kültürü var. Ama, örneğin, gençlerin pasifliğini sevmiyorum. Ben gençleri aktif görmek istiyorum. Bazen gençler kendilerine inanmıyor. Düşünüyorlar ki, onlar için hayatta şans yok, ama imkanlar çoktur. İnsanların boş boş oturmasını sevmiyorum. İstiyorum ki, Lenkeran'da ekonomik aktivite olsun.
– Mutfağının güzel olduğunu söylediniz. Peki sizin en sevdiğiniz yemek hangisidir?
– En sevdiğim yemekler pilav ve balık yemekleridir.
– Sizce, bu bölgenin insanları, esasen, hangi alanlarda kendini gösterebildi?
– Bizim bölgemizde insanlar aile değerlerine çok bağlıdır. Lenkeran'da aile kurumu çok güçlüdür. Belki de, büyük şehirlerde bu o kadar da hissedilmez. Burada ise büyüğe-küçüğe saygı ve insanların birbirine olan samimiyeti öne çıkar.
– İlginç gözlemlerden biri de güney bölgesinden olan insanların her zaman birbiriyle koordinasyonunun olmasıdır. Nerede olurlarsa olsunlar, ilişkilerini her zaman koruyup saklar, birbirlerine ellerinden geldiği kadar yardım ederler. Bu açıdan, sizin bu yerlere gelmenizde herhangi bir Lenkeranlı'nın yardımı oldu mu, ayrıca siz Lenkeranlılara statünüzden yola çıkarak bir şekilde yardım ettiniz mi?
– Somut olarak Lenkeranlıları söylemezdim, ama ben ABD'de okurken her yerde Azerbaycanlı arıyorduk. Herhangi bir amfide otururken bile bana birisi Lenkeranlı olduğunu söylediğinde ona karşı bir yakınlık hissederim. Ama hiçbir zaman bundan suistimal etmedim, çünkü ben son 20 yılı Hafiz Paşayev'le çalıştım ve o öyle bir insandır ki, insanlara sadece kişisel niteliklerine göre değer verir. Benim için insanın nereden olduğu, CV'si değil, kişisel nitelikleri, kültürü, becerisi daha önemlidir.
– Hafiz Bey ile çalışmak sizin için zor değil mi?
– Çok zordur. Çünkü Hafiz Bey çok sorumluluk sahibi bir insandır ve bu sorumluluğu başkalarından da talep eder. Ayrıca, Hafiz Bey çok dürüst bir insandır. Onun yanında çalışan kişi bir saniye bile hata yapmamalıdır. Hatalara karşı çok hassastır, talepkar ve dürüsttür. Hiçbir zaman öğrencilerin velilerinin telefonunu açmaz. Örneğin, bizde bazen bakanlar da ararlar. Bakan çocukları var ki, dersleri zayıf, ne olursa olsun, rica ile kimsenin notları düzeltilmez.
– Hafiz Bey hem de milli bir insan olarak tanınır...
– Hafiz Bey vatansever bir insandır, üstelik, Azerbaycan'da edebiyatın gelişimine katkıda bulunur. Herhalde, Mir Celal'in ailesinde doğmuştur. Bugüne kadar Kazak seminerini restore etti, “Azerbaycan” gazetesini Arap alfabesinden translitere etti. Bunun dışında, belirli edebi geceler düzenler, yazarlarla çok vakit geçirir. Bir nevi, ailesinin geleneklerini sürdürüyor ki, Azerbaycan'da aydınlık devam ettirilsin.
– ADA Üniversitesi'ne hem Azerbaycan'daki okullardan, hem de yabancı okullardan eğitim alanlar geliyor. Fark çok mudur?
– Ortaokul sisteminin en büyük kusuru ezberciliktir. Azerbaycan'da ortaokul öğrencisinin temel amacı testlere hazırlanmak ve bir şeyleri ezberlemektir. Bu da sonuç olarak insanın iletişim ve yazma yeteneğini zayıflatır. Ayrıca, düşünce ve analitik yeteneği de zayıflar. Böyle bir durumda, gerçekleri biliyorsun, hangi yılda ne olduğunu ezbere aklında tutuyorsun, ama günlük hayatta iletişimin kurulmasında zorluk çekiyorsun. Yabancı öğrencilerde ise tam tersidir, onlar ezberciliği bilmezler. Onlardan sorsan ki, ABD'de kaç eyalet var, onu bilmeyecekler, çünkü bunu bilmeye ihtiyaç da yoktur. Ama takımda çalışmayı, problemi çözmeyi başarırlar. Ayrıca günlük hayati meselelerini de çözerler, hayatın çağrılarına hazırlıklıdırlar. Bizde ise görüyorsun ki, sınavda 650 puan toplamış, ama yazma yeteneği yok. Biz mezunlarımızın modern döneme uyum sağlaması için çalışmalıyız. Mevcut dönemde ise ezbercilik kesinlikle gerekli değildir. Şimdi her bilgi internette var, girip, arayıp, bulabilirsin. Şimdi esas mesele odur ki, gün içinde olan problemleri nasıl çözeceksin, hangi kaynaklara başvuracaksın, hangi çıkış yolları bulacaksın ve benzeri. Bizim gençlerimiz, ne yazık ki, modern dönemin problemlerine ve çağrılarına uygun değiller.
– ADA öyle bir üniversitedir ki, dünyanın çeşitli yerlerinden hatta başkanlar gelip konferanslar, görüşmeler düzenler. Bu süreç sizin için zor değil mi?
– Bizim temel misyonumuz Azerbaycan'ı dünyaya tanıtmak ve dünyayı Azerbaycan'la birleştirmektir. Son 7 yılda Cumhurbaşkanı'nın da ADA Üniversitesi'nde konferansları oldu. İlham Aliyev ADA Üniversitesi'nden dünyaya mesajlar verir, platform olarak kullanır. Dünyanın 130 üniversitesi ile ilişkilerimiz var, profesörlerle, uzmanlarla düzenli iletişimimiz oluyor.
– ADA Üniversitesi'nin 20 yaşı tamam olacak. Sizce, ADA bu yıllar boyunca Azerbaycan'a neler verdi?
– ADA Azerbaycan'da yükseköğretime saygıyı geri kazandırdı. Çünkü, az önce de belirttiğimiz gibi, 90'lı yıllarda, ne yazık ki, yükseköğretim seviyesi çok düşmüştü ve bu sahədə olumsuz durumlar çoktu. ADA o umudu geri getirdi ve gösterdi ki, Azerbaycan'da dürüst, şeffaf bir üniversite olabilir, öğretmen amfiye girip sadece ders hakkında düşünebilir. Kısacası, biz toplumun eğitim hakkındaki umudunu geri kazandırdık.
– Azerbaycan gençlerine tavsiyeleriniz ne olurdu?
– Ben İngilizceyi 1992 yılında lamba ışığında, soğuk bir odada paltomla okumuş ve öğrenmişim. Şimdiki gençler o şartları görmediler, onun zorluğunu bilmiyorlar. Ben kızıma bu konuda konuştuğumda diyor ki, baba, sen yine başladın İkinci Dünya Savaşı'ndan bahsetmeye. Şimdiki gençlere tavsiyem odur ki, aktif olsunlar, kendilerini geliştirsinler ve en önemlisi, kendilerine inansınlar. Bugün Azerbaycan'da gençlerin gelişimi ve ilerlemesi için her türlü imkan var. Sadece, gençlerin bundan faydalanması kalıyor…
– Fariz Bey, bu iki yılda memurlaştığınızı düşünüyor musunuz?
– Umarım ki, hayır.