Hidayet Memmedzade: "Azerbaycan'da diyabet veya diyabet riski taşıyanların sayısı 1 milyondan fazladır"
“Akraba evlilikleri genetik hastalık riskini artırır"
"Kadınların %30-40'ında tiroid bezi sorunları gözlemlenmektedir"
Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği'nin Azerbaycan Cumhuriyeti'nden ilk fahri üyesi, hekim-endokrinolog Hidayet Memmedzade Modern.az sitesine geniş bir röportaj verdi.
Onunla yapılan röportajı sunuyoruz:
- Azerbaycan'da en sık görülen endokrin hastalıklar hangileridir ve bunun temel sebepleri nelerdir?
- Azerbaycan'da endokrinolojik hastalıklar oldukça yaygındır. Ancak toplumun büyük bir kısmı bu sorunların farkında değildir. Birçok durumda insanlar çeşitli hekimlere başvurur, endokrinoloğa ise hastalık ağırlaştıktan sonra gelirler. Endokrin hastalıklar arasında en yaygın olanı şekerli diyabettir. Artık neredeyse her ailede bu hastalıkla karşılaşmak mümkündür. Uluslararası Diyabet Federasyonu'nun verilerine göre, Azerbaycan'da şekerli diyabet hastalarının sayısı yaklaşık 715,3 bin kişiye ulaşmıştır. Bununla birlikte, hastalığından habersiz olan binlerce insan da vardır ve onlar ancak komplikasyonlar ortaya çıktıktan sonra hekime başvururlar. İstatistiksel verilere göre, dünyada yaklaşık her 10 yetişkinden birinde şekerli diyabet gözlemlenmektedir. Bu açıdan ülkemizde de hastalığın yaygınlığı oldukça yüksektir. Diyabetten sonra en sık rastlanan hastalıklardan biri tiroid bezi hastalıklarıdır. Özellikle üreme çağındaki kadınların yaklaşık %30-40'ında tiroid bezi ile ilgili sorunlar gözlemlenmektedir. Otoimmün tiroidit, özellikle Haşimoto hastalığı ve halk arasında guatr olarak bilinen sorunlar ülkemizde yaygındır. Bunun dışında, osteoporoz dediğimiz ve halk arasında kemik erimesi olarak bilinen sorunlar da endokrin hastalıklar arasına dahildir. Bu sorun esasen menopoz dönemindeki kadınlarda ve yaşlı erkeklerde daha çok gözlemlense de, bazı durumlarda genç insanlarda da rastlanmaktadır. Genel olarak endokrinoloji, hormonal sistemle ilgili çok geniş bir alanı kapsar. Buraya şekerli diyabet, tiroid bezi, osteoporoz hastalıklarının yanı sıra hipofiz ve böbreküstü bezi hastalıkları, metabolik, elektrolit bozuklukları, obezite, bazı genetik sendromlar, kolesterol metabolizma hastalıkları, ayrıca cinsiyet bezleri ile ilgili cinsel-hormonal sorunlar vb. dahildir. Bu alana erkek üreme sistemi, kadın hormonal hastalıkları, yumurtalık ve paratiroid bezi hastalıkları da aittir. Biz esasen ve daha çok ağırlaşmış ve komplikasyonları olan hastalarla ilgileniyoruz. Her hastaya doğru tanı koymaya, etkili tedavi uygulamaya ve gerektiğinde aile üyelerinin de tarama muayenesini yapmaya çalışıyoruz. Endokrinolojik hastalıklarda en önemli noktalardan biri ise takiptir. Yani hastaya tanı konulup tedavi belirlenmesiyle iş bitmez. Tedavinin etkisinin nasıl olduğunu, hormon seviyelerinin nasıl değiştiğini ve hastanın durumunu düzenli olarak kontrol altında tutmak zorunludur. Bu alanda tanı, tedavi ve takip birbiriyle sıkı bağlı süreçlerdir.

- Hidayet Bey, yakın zamanda Roma'da düzenlenen 40. Uluslararası Jinekolojik Endokrinoloji konferansında sözlü sunum yapan ilk Azerbaycanlı endokrinolog oldunuz. Sizce, bu tür uluslararası platformlarda yer almak ülkemizin tıp biliminin uluslararası platformlarda tanıtılmasına ve gelişimine ne gibi katkılar sağlar?
- İtalya'nın başkenti Roma şehrinde düzenlenen bu kongre, dünya çapında nüfuzlu etkinliklerden biriydi. 4-6 Mart tarihleri arasında devam eden kongreye, dünyanın çeşitli ülkelerinden kadın endokrinolojisi ve genel olarak cinsiyet endokrinolojisi ile ilgilenen 3 binden fazla hekim katıldı. Azerbaycan heyeti de bu etkinlikte temsil edildi. Bu tür kongrelerin temel avantajı, en yeni protokollerle tanışmamız, dünyaca önde gelen uzmanların konuşmalarını dinlememiz, iletişim kurmamız ve onlarla canlı tartışmalar yapmamızdır. Bu, hem profesyonel gelişimimiz hem de Azerbaycanlı hastaların daha doğru, daha modern bir yaklaşımla tedavi edilmesi için önemlidir. Ben kongreye doğru tanı koyarak başarılı bir şekilde tedavi ettiğimiz 6 nadir klinik vakayı sunmuştum. Bunların hepsi gerçek Azerbaycanlı hastalardı ve çok ilginç nadir, aynı zamanda, zor sendromlardan bahsediyordu. Bu klinik vakalardan biri organizasyon komitesinin özel dikkatini çekti ve bunu sözlü sunum formatında yapmamı istediler. Kabul ettim ve sunumu gerçekleştirdim. Sunum sırasında dünyanın çeşitli ülkelerinden uzmanlarla fikir alışverişinde bulunduk. Dinleyici kitlesinde farklı milletlerden - Yunanlar, Ermeniler, İtalyanlar, Almanlar ve diğer ülkelerin temsilcileri de vardı. Siyasi bir faaliyetimiz yok, ancak yurt dışında konuşma yaparken insan ister istemez kendini ülkesinin temsilcisi, bir diaspora gibi hisseder ve ülkemizi layıkıyla temsil etme sorumluluğunu taşır. Benim sunumum 46, XX erkek sendromu ile ilgili nadir bir klinik vaka hakkındaydı. Yani cinsel özelliklerine göre erkek olarak tanınan, ancak genetik olarak kadın karyotipine sahip olan bir hastanın tanısı ve başarılı tedavisi ile ilgili tecrübemizi meslektaşlarımızla paylaştık. Bu sunum kongrede geniş tartışmalara yol açtı ve büyük ilgiyle karşılandı. Benim için en büyük başarı ise, sunumdan sonra yabancı meslektaşların, katılımcıların, özellikle de etkinlikte moderatör olan Fransız profesörün Azerbaycan'ın tıbbi potansiyeline farklı bir gözle bakmaya başlaması oldu. Organizasyon komitesi de özel olarak belirtti ki, bu kongrede şimdiye kadar hiçbir Azerbaycanlı endokrinolog sözlü sunum yapmamıştır. Bu da kendi içinde hem gurur verici hem de sorumluluğumu artıran bir durumdu. Bugüne kadar dünyanın 30'dan fazla ülkesinde düzenlenen kongrelerde Azerbaycan'ı temsil ettim. Bununla birlikte, Roma'da düzenlenen bu kongrede ilk Azerbaycanlı endokrinolog olarak konuşma yapmak benim için özel bir gururdu. Genel olarak, bu tür platformlarda yer almak Azerbaycan tıp biliminin dünya bilimine entegrasyonu açısından çok önemlidir. Orada sunulan çalışmalar daha sonra uluslararası tıbbi arama sistemlerine dahil olur. Yani yarın Brezilya'da, Mısır'da, Fransa'da veya başka bir ülkede çalışan bir hekim internette arama yaparken Azerbaycan'da böyle bir klinik vakanın araştırıldığını görebilir.
- Hormonal bozuklukların erken tanısı neden bu kadar önemlidir ve insanlar genellikle hangi semptomları göz ardı ederler?
- Endokrinolojide hormonal semptomlar çok çeşitli ve renkli olduğu için hastalar bazen bu şikayetlerle öncelikle farklı uzmanlık alanlarındaki hekimlere başvururlar. Halbuki doğrudan endokrin bozukluklarla ilgili olabilecek bir dizi belirti vardır. En sık rastlanan şikayetlerden biri sebebi bilinmeyen yorgunluk ve halsizliktir. Saç dökülmesi, cilt problemleri, tırnakların çabuk kırılması, cildin kuruması gibi belirtiler de hormonal bozukluklarla ilişkili olabilir. Bu tür şikayetler uzun süre devam ederse, mutlaka endokrinoloğa başvurulması tavsiye edilir. Bunun yanı sıra kilo ile ilgili sorunlar da önemli sinyallerden biridir. Özellikle kısa sürede sebepsiz kilo artışı veya tam tersine, kilonun hızla azalması hormonal bozukluklardan haber verebilir. Obezite problemi veya son aylarda hızla artan kilo da mutlaka endokrinolojik muayeneye zemin hazırlar. Ayrıca, görme ile ilgili sorunlar, ağız kuruluğu, sık idrara çıkma, geceleri sık sık idrara kalkma ve sürekli susuzluk hissi gibi belirtiler şekerli diyabetin göstergesi olabilir. Bu tür şikayetleri olan kişiler mutlaka şekerli diyabet açısından kontrol edilmelidir. Boyun bölgesinde sıkışma, boğulma hissi, rahatsızlık veya ağrı da tiroid bezi hastalıklarının belirtisi olabilir ve bu durumlarda da endokrinoloğa başvurmak önemlidir. Adet düzensizlikleri, cinsel sistemle ilgili sorunlar ve kısırlık durumları da hem kadınlarda hem de erkeklerde çoğu zaman hormonal nedenlerle ilişkilidir. Bu nedenle bu tür sorunlarla karşılaşan kişilerin de endokrinolojik muayeneden geçmesi önemlidir. Genel olarak endokrin hastalıklar çok geniş bir alanı kapsar. Cilt problemlerinden kilo değişikliklerine, adet düzensizliklerinden sebebi bilinmeyen yüksek kan basıncına kadar birçok durum hormonal bozukluklarla ilişkili olabilir. Endokrinoloji, iç hastalıklarının üst bölümüdür ve neredeyse tüm tıbbi uzmanlık alanlarıyla sıkı bir ilişki içindedir. Bu nedenle şikayetlerin spektrumu çok geniştir. Asıl mesele hastalığın zamanında teşhis edilmesidir. İnsanlar zamanında hekime başvurduğunda, tanıyı erken evrede koyarak hastalığın ağırlaşmasını önleyebilir ve tedaviyi daha etkili bir şekilde gerçekleştirebiliriz.
- Uluslararası Jinekoloji konferansındaki konuşmanızda bir dizi nadir sendromdan da bahsettiniz. Genel olarak, genetik ve hormonal hastalıkların geç teşhis edilmesinin temel nedenleri nelerdir?
- Sebepler çeşitlidir. Bazen hastalar hekime geç başvururlar. Çünkü problemin mahiyetini veya belirtilerin ciddi bir hastalıkla ilişkili olduğunu bilmezler. Diğer yandan, bazı durumlarda hekimler tarafından da hastalığın zamanında tespit edilememesi mümkündür ve bu da tanının gecikmesine sebep olur. Örnek olarak, benim sunduğum klinik vakalardan biri 34 yaşında geç tanı konulmuş Turner sendromu ile ilgiliydi. Turner sendromu genellikle genetik bir hastalık olmakla birlikte, dünyada çoğu durumda henüz anne karnında veya erken yaşlarda tanı konulur. Ancak benim karşılaştığım hastada bu sendromu 34 yaşında tespit ettik. Hasta bize yüksek şekerli diyabet sebebiyle başvurmuştu. Muayene sırasında dikkatimi çeken noktalardan biri, boyunun çok kısa, 1.34 cm olmasıydı. Araştırmalar sırasında hastanın 19 yaşından sonra adet görmediği anlaşıldı. Yani birkaç yıl adet görmüş, daha sonra ise tamamen kesilmişti. Yapılan genetik analizler sonucunda ise Turner sendromu tanısı doğrulandı. Aslında Turner sendromu gibi bir hastalığın 34 yaşında tespit edilmesi normal bir durum değildir. Bu sendromu olan kadınlarda çoğu zaman erken menopoz başlar ve çeşitli üreme riskleri artar. Bu gerçek bir kez daha gösteriyor ki, hastanın geç başvurması ve bazı durumlarda daha önce başvurduğu hekimlerin bu hastalığın farkına varmaması tanının geç konulmasına sebep olabilir. Bu nedenle hastayı kompleks bir şekilde muayene etmek ve doğru tanı koymak gerekir. Gerektiğinde diğer uzmanlık alanlarından hekimlerle danışmak, multidisipliner bir yaklaşım uygulamak çok önemlidir. Temel amaç hastaya zarar vermemektir. Hipokrat döneminden bugüne kadar tıbbın temel prensiplerinden biri de “önce zarar verme” şiarıdır. Zamanında konulan tanı gerçekten hayat kurtarabilir. Erken tanı özellikle genetik sendromlarda çok büyük önem taşır. Çünkü genetik hastalıkların büyük bir kısmında endokrin ve hormonal bozukluklar da gözlemlenir. Bu problemler toplumumuzda gerçekten de çok yaygındır ve bu nedenle hastalara daha geniş, kompleks bir yaklaşımla bakmak ve tedaviyi bu prensip temelinde yürütmek önemlidir.
- Azerbaycan'da hormonal ve genetik hastalıkların teşhisi için tanı imkanlarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu alanda hangi yeniliklere ihtiyaç var?
- Bir yandan bu çok acı verici bir sorudur. Çünkü ülkemizde genetik hastalıkların sayısı oldukça fazladır. Bunun temel nedenlerinden biri de yıllardır toplumumuzda akraba evliliklerinin yaygın olmasıdır. Akraba evlilikleri genetik hastalıkların ortaya çıkma riskini önemli ölçüde artırır. Açık konuşmak gerekirse, birçok ailede - dedelerimizin, amcalarımızın ve dayılarımızın ailelerinde bile bu tür evliliklere rastlamak mümkündür. Bu ise genetik hastalıkların ortaya çıkma ihtimalini artıran faktörlerden biridir. Tıbbi açıdan ise akraba evlilikleri arzu edilen bir durum değildir. Çünkü bu tür evliliklerde kan hastalıkları, çeşitli genetik sendromlar, ayrıca hormonal ve endokrin hastalıklar daha çok ortaya çıkabilir. Diğer yandan, erken tanı konusunda da belirli sorunlar mevcuttur. Bazen hekimler de bu hastalıkların farkına hemen varamayabilirler. Bu nedenle temel amaç, topluma mutlaka bir fikri aşılamak olmalıdır. İnsan kendini sağlıklı hissetse bile, yılda en az bir kez profilaktik muayeneden geçmelidir. Örnek olarak, D vitamini eksikliği, insülin direnci gibi sorunlar şu anda halk arasında, özellikle de çocuklar arasında yaygındır. Çoğu zaman insanlar bu sorunların farkında olmazlar ve hastalık ağır bir aşamaya geçtiğinde hekime başvururlar. Halbuki bu sorunları, örneğin şekerli diyabeti pre-diyabet aşamasında tespit etmek ve önlemek mümkündür. Bu nedenle erken tanı çok büyük önem taşır. Özellikle genetik risk grubuna dahil olan kişiler - yani akraba evliliklerinden doğan çocuklar ve bu tür ailelerde büyüyen insanlar muayenelere dikkatli olmalıdırlar. Onlar profilaktik kontrollere daha hassas yaklaşmalı ve sağlıklarını düzenli olarak kontrol altında tutmalıdırlar.

- Son yıllarda neden hormon bozuklukları ve tiroid bezi sorunları daha sık görülüyor?
- Bunun birkaç önemli sebebi var. Öncelikle, günümüzde insanların beslenme tarzı değişti. Hazır gıdalar, fast-food, yapay katkılı ürünler arttı. Doğal ve organik beslenmeye ilgi ise azaldı. Halbuki özellikle diyabet ve metabolik hastalıklarda beslenme doğrudan rol oynar. İkinci önemli faktör ise hareketsizliktir. Masa başı hayat, otomobilin çok kullanılması, açık havadan uzak kalmak, fiziksel aktivitenin azalması hormonal hastalıkların artmasına sebep olur. Üçüncü mesele dijital yaşam tarzı ve uyku düzeninin bozulmasıyla sıkı ilişkilidir. İnsanlar telefon, tablet, bilgisayar, Wi-Fi ve genel olarak yüksek teknolojik yüklenme içinde yaşıyor. Bu nedenle zaman zaman “dijital detoks” yapmak önemlidir.
- Genç kadınlar arasında hormonal sorunların arttığı belirtiliyor. Bunun yaşam tarzı, beslenme ve stresle ilişkisi var mı?
- Bir hekim olarak söyleyebilirim ki, her hafta genç yaşta, hatta okul çağındaki ve üniversite öğrencisi kızlarda tiroid kanseri vakalarıyla karşılaşıyorum. Bu, elbette bir hekim olarak bizi endişelendiriyor. Hazır gıdalar, fast-food vb. yapay paketli gıdalardan uzak durmak çok önemlidir. Ben özellikle tiroid hastalıklarıyla ilgili mobil radyasyonun olası olumsuz etkilerini dikkate almanın önemli olduğunu düşünüyorum. Genç yaşlarda tiroid nodülleri ve hatta kanser vakalarının artması bizi ciddi şekilde düşündürmelidir. Ayrıca, kronik stres, uyku düzeninin bozulması, geç yatmak, güneş ışığından az faydalanma, ekolojik kirlilik de hormonal dengeye olumsuz etki eder. İnsan biyolojik olarak doğayla ritim içinde yaşamalıdır. Biz ise giderek bundan uzaklaşıyoruz. Gece saat 1, 2, 3'e kadar uyanık kalmak uykusuzluğa, strese, hormonal bozukluklara ve özellikle obezite riskinin artmasına sebep olur. Tüm bu yaşam tarzı değişiklikleri netice itibarıyla çeşitli hastalıkların ortaya çıkma ihtimalini artırır. Bu nedenle sağlıklı beslenme, fiziksel aktivite, doğru uyku düzeni ve teknolojiden dengeli kullanım insan sağlığı için çok önemlidir.
- Kadınlarda kısırlık durumlarında endokrin problemlerin rolü ne kadardır ve bu problemler ne ölçüde tedavi edilebilir?
- Çocuk dünyaya getirmek, anne olmak her kadının hakkıdır. Aslında hamilelik fizyolojik bir süreçtir. Sadece hekim kontrolünde olmak bu süreci daha güvenli ve kontrollü bir şekilde yürütmeye yardımcı olur. Elbette bunun için hormonal sağlık çok önemlidir. Örneğin, şekerli diyabeti olan bir kadın hamile kalmak istiyorsa, mutlaka önceden hekimle görüşerek hamileliği planlamalıdır. Aynı kural tiroid problemi olan kadınlar için de geçerlidir. Bu tür durumlarda hamilelik mutlaka hekim kontrolünde planlanmalı ve izlenmelidir. Bu mesele sadece kadın sağlığıyla ilgili değil, erkek sağlığı için de çok önemlidir. Kısırlık problemi yaşayan kişilere mutlaka endokrinolog muayenesinden geçmelerini tavsiye ederiz. Her iki tarafta da hormonal durum kontrol edilmelidir. Eğer problem tespit edilirse, bunun tedavi yolları vardır. Modern tıpta yardımcı üreme teknolojileri oldukça gelişmiştir ve birçok durumda hamileliğe ulaşmak mümkündür. Asıl mesele, problemin zamanında tespit edilmesi ve doğru tanı konulmasıdır. Kısırlığın sebepleri çeşitli olabilir. Tiroid bezi hastalıkları, cinsiyet bezleriyle ilgili hormonal problemler, obezite, böbreküstü bezi ve hipofiz bezi hastalıkları bunların arasındadır. Bazen Cushing sendromu gibi hastalıklar da kısırlığa neden olabilir. Örneğin, kendi tecrübemden hatırladığım bir hasta vardı. Birkaç kez kısırlık sebebiyle yıllarca jinekoloğa başvurmuştu, ancak problemin sebebi tespit edilememişti. Muayeneler sırasında ona Cushing sendromu tanısı konuldu. Hasta ameliyat olduktan ve sadece 1 ay geçtikten sonra hamile kaldı. Halbuki yıllarca kısırlık problemi yaşıyordu. Bu bir kez daha gösteriyor ki, doğru tanı ve doğru tedavi çok büyük rol oynar. Bazen problem sadece zamanında tespit edilemediği için insanlar uzun yıllar çocuk sahibi olamazlar. Halbuki sebep belirlendikten ve tedavi uygulandıktan sonra normal bir şekilde hamilelik gerçekleşebilir. Bu nedenle çocuk problemi yaşayan, kısırlıkla yüzleşen ister kadın, ister erkekler en az bir kez endokrinolog muayenesinden geçmeli, hormonal analizler yaptırmalı ve mutlaka uzman tavsiyesi almalıdırlar. Bu gibi onlarca, yüzlerce örnek gösterebilirim.
- Uzun süreli hormonal preparatların, özellikle oral kontraseptiflerin kullanımı hangi riskleri yaratabilir ve bu preparatlar hekim kontrolü olmadan kullanılabilir mi?
- Aslına bakılırsa, hiçbir ilaç, hatta sıradan vitaminler bile hekim kontrolü olmadan alınmamalıdır. İnsanlar bazen vitaminleri zararsız sanıp kendi başlarına alırlar, ama bu da doğru değildir. Tüm ilaçlar, mineraller ve vitaminler de hekim tavsiyesiyle alınmalıdır. Örneğin, oral kontraseptifler riskli ilaç grubuna dahildir ve bunların kullanımı mutlaka hekim kontrolünde olmalıdır. Yeri gelmişken belirteyim ki, Roma'da düzenlenen Kadın Endokrinolojisi Kongresi'nde sunduğum klinik vakalardan biri, 39 yaşındaki bir kadında oral kontraseptif kullanımından sonra meydana gelen inme ile ilgiliydi. Bu klinik vaka kongre katılımcıları tarafından büyük ilgiyle karşılandı. O kadın 39 yaşındaydı ve sigara içiyordu. Sigara içen insanlarda inme riski zaten yüksek olur. Araştırmalar sırasında hastanın kontraseptif preparatlar kullandığı anlaşıldı. Halbuki bu yaşta ve özellikle sigara içen kadınlarda bu tür ilaçların kullanımı risklidir. Oral kontraseptifler inme riskini artırabilir. Ayrıca, bazı durumlarda bu grup ilaçlar meme kanseri riskinin artmasıyla da ilişkilendirilir. Bu nedenle kontraseptiflerin kullanımı mutlaka hekim kontrolünde yapılmalı, belirli bir yaştan sonra ise ya hiç verilmemeli ya da ciddi muayeneler ve kontrol altında uygulanmalıdır. Diğer yandan, yerine koyma hormonal tedavisi meselesi var. Halk arasında buna bazen guatr ilaçları denir. Örneğin, tiroid bezi hormonlarının veya böbreküstü bezi hormonlarının verilmesi durumları olur. Bu durumda aslında vücutta eksik olan fizyolojik hormonlar yerine konulur. Ancak bu ilaçlar da mutlaka hekim kontrolünde alınmalıdır.
Tıpta şöyle bir prensip vardır: ilaç ile zehir arasındaki temel fark dozdur. İlaç doğru ve uygun dozda verilmelidir. Bunun için hasta belirli muayenelerden ve analizlerden geçmelidir. Hekimler bu analizlerin sonuçlarına göre ilacın dozunu belirler ve belirli aralıklarla kontrol yaparlar. Örneğin, tiroid hormonları reçete edildiğinde dozları laboratuvar sonuçlarına uygun olarak belirlenir ve düzenli olarak kontrol edilir. Maalesef, kontrolsüz ilaç kullanımının ciddi komplikasyonlara yol açtığı durumlarla da karşılaşıyoruz. Yakın zamanda böyle bir olayla karşılaşmıştım. Tiroid ameliyatından sonra hastaya kalsiyum preparatı reçete edilmişti. Ancak hasta uzun süre bu ilacı kontrolsüz bir şekilde kullanmış ve hiçbir muayeneye gitmemiş. Bunun sonucunda, organizmada kalsiyumun aşırı artışı meydana gelmiş ve bu da böbrek yetmezliğine sebep olmuş. Bu tür durumlar hekim olarak bizi çok endişelendiriyor. Bu nedenle hastalara her zaman tavsiye ederiz ki, hiçbir ilacı hekim tavsiyesi ve kontrolü olmadan kullanmasınlar.
- Bazı genetik sendromlar sadece yetişkin yaşta teşhis edilir. Bu durumların erken belirlenmesi için hangi tıbbi muayeneler önemlidir?
- Tıbbi check-up, yani profilaktik muayeneler çok önemlidir. Ancak bu muayenelerin planını ve kapsamını mutlaka hekim belirlemelidir. Özellikle ergenler arasında bu mesele çok hassastır. Eğer çocukların herhangi bir şikayeti varsa, ilk olarak pediatra başvurabilirler. Pediatrist ise herhangi bir endokrin problemden şüphelenirse, hastayı mutlaka endokrinoloğa yönlendirmelidir. Genel olarak, tıpta multidisipliner yaklaşım çok önemlidir. Yani her hekim kendi alanını daha iyi bilir. Ben de herhangi bir hastada böbrekle ilgili problem görürsem, onu nefroloğa, kalple ilgili problem görürsem, kardiyoloğa yönlendiririm. Çünkü temel amaç hastaya zarar vermemek ve olası hastalıkları gözden kaçırmamaktır. Ben bir jinekoloğun işini onun kadar derinden bilemem, aynı şekilde jinekolog da endokrinolojiyi benim kadar bilemez. Bu nedenle ihtiyaç duyulduğunda hasta mutlaka uygun uzmanlık hekimine konsülte edilmeli, tavsiyeler alınmalıdır.
Ergenlik dönemi çok hassas ve önemli bir dönemdir. Birçok genetik sendrom ve hormonal hastalık tam da bu dönemde ortaya çıkar. Bu nedenle ebeveynler bu konuya özellikle dikkat etmelidirler. Örneğin, çocuklarda boy kısalığı varsa, zamanında muayene olmak çok önemlidir. Kemik yaşı kapandıktan sonra artık tedavi imkanları çok kısıtlı olur ve değerli zaman kaybedilmiş sayılır. Aynı zamanda doğuştan hipotiroidizm gibi hastalıklar da vardır. Eğer bu hastalık zamanında tespit edilmezse, çocuk daha geç yaşlarda hekime başvurduğunda artık geç olur. Çünkü bu durumda beynin gelişimine zarar gelir ve zihinsel gerilik oluşabilir. Bu, onkolojik hastalıkların erken teşhisi açısından da önemlidir. Ergenlik dönemi özellikle riskli ve hassas bir grup olarak kabul edilir. Eğer çocuklarda herhangi bir şüpheli belirti varsa, ebeveynler vakit kaybetmeden onları uzmana göstermelidirler. Örneğin, 14-15 yaşındaki bir kız çocuğunda menstrüasyon başlamadıysa, meme bezlerinin gelişimi normal değilse, cinsel gelişimde problem varsa veya tam tersine, aşırı tüylenme gibi sorunlar ortaya çıktıysa, bu durumlarda mutlaka endokrinoloğa başvurulmalıdır.

Tecrübemde çok ilginç vakalardan bir diğeri de 48 yaşında genetik olarak kadın olduğunu öğrenen erkek hastayla ilgiliydi. Hasta uzun yıllar kendini erkek olarak tanımıştı. Araştırmalar sırasında rahiminin olduğu ve genetik olarak kadın olduğu anlaşıldı. Ben bunu tıbbi olarak analiz ve muayenelerle kanıtladım, tanı koyduk, hastaya protokollere uygun kapsamlı bilgiler verildi. Bu gibi durumları kongrelerde sunuyoruz ve dünya endokrinologları için de büyük ilgiye neden oluyor. Aslında bu durumlar gecikmiş tanının sonucudur. Eğer zamanında tespit edilseydi, hastanın hayatı tamamen farklı bir yönde şekillenebilirdi. Bu tür durumlarda artık sadece tıbbi değil, sosyal ve psikolojik yaklaşım da önemli hale gelir. Hastanın genetik özellikleri, sosyal hayatı ve kendini hangi cinsiyet olarak hissettiği dikkate alınarak kararlar verilir ve ona uygun destek sağlanır. Bu alan geniş gözlem ve güçlü mantık gerektirir. Endokrinolog olmak için iç hastalıklarını da iyi bilmek gerekir. Tıpta belirli standartlar ve protokoller vardır. Dünyanın neresinde çalışırsa çalışsın hekimlerin yazdığı tedavi prensipleri birbirinden ciddi şekilde farklılık göstermemelidir. Ama tıpta sadece bilimsel taraf yoktur, bir de hekimlik sanatı vardır. Hekimlik bir sanattır ve her hastaya bireysel yaklaşım gerektirir. Her hastanın durumu farklıdır ve hekim onun neye ihtiyacı olduğunu doğru değerlendirmelidir. Şunu da belirtmeliyim ki, sunduğumuz klinik vaka ve sunumlarda hastaya ait bilgiler tam olarak korunur, bu konuda hiçbir bilgi verilmez, bunların hepsi gizlidir. Hekimlik sırrı çok önemlidir ve biz sadece tıbbi durumu tartışırız. Dünya tıp camiasına kendi katkılarımızı sunarak, Azerbaycan endokrinolojisi ve tıbbının ne tür hastalıklarla ilgilendiğini göstererek, tecrübemizi paylaşarak aydınlatıyoruz.
- Tecrübenizde karşılaştığınız ne kadar ilginç ve nadir klinik vaka oldu?
- Yaklaşık 30 yıla yakın hekimlik tecrübem var. Bu yıllar boyunca binlerce hastaya baktım, çok sayıda karmaşık ve nadir endokrinolojik vakayı tespit ettim, ağır hastaları tedavi ettim. Çeşitli sendromlar, farklı hastalıklar, farklı aile ve hayat hikayeleriyle karşılaştım. Bu tür durumlarda hastaya bilgiyi birdenbire söylemek olmaz. Her şey çok hassas ve uygun bir dille izah edilmelidir. Bazen öyle durumlar da olur ki, hastada tiroid kanseri tespit edilir, ama aile üyeleri hastanın bunu bilmesini istemez. Böyle durumlarda hem hasta hem de ailesiyle doğru iletişim kurmak, durumu aşamalı bir şekilde ve uygun bir dille izah etmek gerekir. Unutmadığım hastalardan, geçen yılların birinde yeni yılın gelmesine iki-üç gün kala kliniğe yatırdığım çok kontrolsüz kalmış bir şekerli diyabet hastasını anabilirim. Kabulden sonra hastada çok sayıda problemin olduğu ortaya çıktı ve iş planlandığı gibi gitmedi. Hasta ayağındaki yara sebebiyle ayağını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kaldı ve tedavi süreci uzadı. O zaman ailemle birlikte planladığım yurt dışı tatiline gitmedim. Çünkü benim tatile vereceğim ödemeden çok bir insanın hayatı daha önemliydi. 15 gün hasta ile baş başa kaldım. Tamamen iyileşerek, şikayetleri geçmiş, kendi ayağıyla, diyabeti artık kontrol altında olan hastayı, bir anneyi evine yolcu ettik. Ben ona ve yakınlarına sizin yüzünüzden tatile çıkmadım veya ailevi uçak bileti, tatil ödemelerim yandı diye kesinlikle hissettirecek bir söz söylemedim. Düşündüm ki, hasta kendini kötü hisseder, kontrollere gelmeye utanabilir. Hekim olmayı kimse benden rica etmedi. Bu severek seçtiğim bir sanattır. O hastamın bana en samimi şekilde söylediği ,,Hidayet hekim, çok sağ olun,, kelimesini hazinelere bile değişmem. O kadın bugün de yaşıyor, üzerinden on yıldan fazla zaman geçti. Bir hastalık sebebiyle yanlış düşüncelere bağlı boşanma tehlikesinde olan bir çift vardı. Onları barıştırdım, hastalığı tedavi ettim, bugün de birlikteler. Bazen teşekkür etmeye gelirler (gülüyor). Tecrübemde çok sayıda ilginç, nadir klinik vaka ve hastalarım oldu. Çoğu durumda tedavilerin başarılı olduğunu, olumlu sonuçları kaydedebilirim. Her zaman hastalarıma özen ve dikkatle yaklaştım. Onları Allah'ın bir emaneti bildim. Bazen birçok hastam diğer meslektaşlarımdan, endokrinologlardan gelen, onların bana anlatarak gönderdiği hastalar olur. Onların araştırılması uzun zaman gerektirir. Endokrinoloji çok ilginç ve zor bir uzmanlık alanıdır. Tiroid krizi ile gelen 26 yaşında çok ağır durumda olan birkaç yıl önceki bir hastamı da hatırlıyorum. Tıbbi literatürün yazdığına göre bu hastaların en iyi tıbbi merkezlerde bile %60 civarında ölüm riski vardır. O hastamız bugün de rahat yaşıyor ve biz dostluk ediyoruz.
12 yaşında bir kız zehirli guatr şüphesiyle başvurduğunda hastada çok sayıda analiz ve reçete gördüm. Kızı tam muayene ettim ve tecrübemden böyle bir hastalığın olmadığı kanaatine vardım. Araştırma sırasında anlaşıldı ki, annesinin içtiği guatr ilacı ve dermatoloğun kızına yazdığı Biotin (bu H vitamin kompleksidir) preparatı buzdolabında aynı kutuda saklanıyor ve çocuk bilmeden annesinin kutusu da birbirine benzediği için kullanıyor. Bir müfettiş gibi araştırma yaptım, evdeki ilaçları getirdim. Çocuk bazen o kutudan, bazen bu kutudan ilaç içtiğini söyledi. Çocuk habersiz olarak ilaç zehirlenmesine girmişti ve bunu araştıran olmamıştı. İlaçları kestik, bir ay sonra şikayetler tamamen geçti. Bu gibi sonsuz sayıda belki hastam olmuştur. Her hasta farklı bir hayat ve hikayedir. Ben hastalarımı her zaman çok sevdim ve özen gösterdim.
- Azerbaycan'da şekerli diyabet ve diğer metabolik hastalıkların yaygınlığı ile ilgili durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Bu tür hastalıkların sayısı giderek artıyor ve özellikle şekerli diyabet çok hızlı yayılıyor. Azerbaycan'da diyabet hastalarının sayısı oldukça fazladır. Neredeyse her ailede en az bir kişide şekerli diyabete rastlanmaktadır. Yaklaşık her 10 kişiden biri diyabet hastasıdır. Eğer resmi tanı konulmuş diyabetin yanı sıra, gizli şeker ve pre-diyabet durumları da dikkate alınırsa, Azerbaycan'da diyabet veya diyabet riski taşıyan insanların sayısının yaklaşık 1 milyondan fazla olduğu tahmin edilmektedir. Bu, çok ciddi bir göstergedir. Diğer büyük problem ise obezitedir. Azerbaycan'da nüfusun yaklaşık %25-30'u fazla kilodan veya obeziteden muzdariptir. Bu ise diyabetin ortaya çıkması için temel risk faktörlerinden biridir. Hatta bazen şöyle deriz ki, sokakta gördüğümüz her iki kişiden biri ya diyabet hastasıdır ya da diyabet adayıdır. Ancak bu durumların hepsi resmi istatistiklerde yer almaz. Çünkü birçok insan hekime başvurmaz ve hastalığından habersiz yaşar. Bunun temel sebepleri beslenme alışkanlıklarının değişmesi, fiziksel hareketsizlik, uyku düzeninin bozulması, kronik stres ve modern yaşam tarzıyla ilgili diğer faktörlerle, örneğin teknolojinin ve mobil radyasyonun etkisiyle ilişkilidir.
- Son yıllarda hormonal bozuklukların psikolojik duruma etkisi hakkında da çok konuşuluyor. Endokrin hastalıklar insanın psikolojik sağlığını nasıl etkiler?
- Bu tür hastalıklar insanların psikolojik durumunu da etkileyen başlıca faktörlerdendir. İnsan organizması esasen beyin tarafından yönetilir ve birçok hormon da tam da beyinde yer alan hipofiz bezi aracılığıyla düzenlenir. Bu nedenle hormonal sistem ile psikolojik durum birbiriyle çok sıkı bağlıdır. İnsanların sosyal hayatı, çeşitli hastalıklar ve genel olarak sağlık sorunları sinir sistemine ciddi etki edebilir. Özellikle bazı endokrin hastalıklar doğrudan psikolojik durumu etkiler. Örneğin, hipotiroidizm ve diğer tiroid bezi hastalıkları olan insanlarda sık sık depresyon, halsizlik, motivasyon azalması gibi durumlar gözlemlenir. Obezite de endokrinolojik bir problem olmakla birlikte, insanın psikolojik durumunu etkileyen faktörlerden biridir. Çünkü fazla kilo bazen estetik rahatsızlık yaratır ve bu da insanın kendine güvenine, sosyal hayatına etki edebilir. Endokrin hastalıklar ve psikolojik problemler birbiriyle çok bağlıdır ve çoğu zaman paralel şekilde gelişir. Buna göre de biz hekimler sadece fiziksel tedaviyle yetinmemeli, hastanın psikolojik durumuna da dikkat etmeliyiz.
- Genç hekimler ve araştırmacılar için endokrinoloji alanında hangi yönler daha perspektifli kabul ediliyor?
- Tarihsel olarak endokrinologlar daha çok “şeker hekimi” olarak tanınmış ve esasen şekerli diyabet uzmanı olarak kabul edilmişlerdir. Ancak son yıllarda durum değişiyor. Endokrinolojinin diğer alanlarına da ilgi gösteren genç hekimlerin sayısı giderek artıyor. En önemli meselelerden biri, bu alanı seçenlerin kendi uzmanlıklarını sevmesidir. Benimle çalışan asistanların en az bir üstün yanı var ki, onlar endokrinolojiyi seviyorlar. İnsan da bildiği ve anladığı alanı sever. Endokrinolojinin çok geniş ve perspektifli yönleri var. Özellikle hipofiz bezi hastalıkları, osteoporoz, cinsiyet bezleriyle ilgili hormonal problemler bu alanın gelecekte daha da gelişecek ve perspektifli yönleri olarak kabul ediliyor.
- Sizce hekimlik mesleğini seçen insanı motive eden temel faktör nedir? Maddi kazanç mı, yoksa insanlara hizmet etme isteği mi?
- Doğrudur, maddi taraf herkes için önemlidir. Ama hekimlik sadece para kazanmak için seçilen bir meslek değildir. Dünyada en çok okuyan, en çok zahmet çeken ve üniversiteye kabul sırasında en yüksek puanı toplayan uzmanlıklardan biri tam da hekimliktir. Bu mesleği seçen insanların düşünce tarzı, sorumluluğu ve hazırlık seviyesi çok yüksek olur. Eğer amaç sadece para kazanmak olsaydı, bu yeteneğe sahip insanlar başka alanlarda büyük işler kurarak daha çok kazanç elde edebilirlerdi. Benim diğer faaliyet alanlarımdan biri de öğretmenliktir. Uzun yıllar boyunca Azerbaycan'da çok sayıda asistan yetiştirdim. Yaklaşık 100'e yakın genç hekimin yetişmesinde yer aldım. Hekimliği seçen insan mutlaka insanları sevmelidir. Hastayı, insanı sevmeden bu sanatı sürdürmek mümkün değildir. Bu mesleğin temelinde insanlara yardım etmek, onların sağlığı için çalışmak yatar. Toplantılar düzenlemek, konferanslar vermek, genç hekimleri yetiştirmek, kitaplar, makaleler yazmak, araştırmalar artık benim rutin hayatımdır. Sevdiğim iş olduğu için hiçbir zaman bunlardan bıkmıyorum. 2017 yılında Novo Nordisk şirketi ve Haydar Aliyev Fonu'nun kurduğu ,,Yılın Hekimi,, ödülünü, 2018 yılında İtalya parlamenti, Roma Senatı tarafından "LANAVİCELLA" madalyası ve sertifikatını aldım. Bugüne kadar onlarca etkinlikte moderatörlük, başkanlık, panelistlik, konuşmacılık yaptım. Birçok yabancı ülkede yazılı e-poster, sözlü sunumlar yaptım. Londra dünya tiroid kanseri kongresinde (İngiltere-2023) moderatörlük ettim, Türkiye, BAE, Rusya, İtalya vb. ülkelerde canlı konuşmalar yaptım, tecrübemizi paylaştım, ülkemizi temsil ettim. 2026 yılı Ocak ayında AZERTÜRKDİAB programı çerçevesinde kongrenin bilimsel sekreteri olarak faaliyetlerimizin yanı sıra, ortak yazarı olduğum, "Şekerli Diyabetin Tanı ve Tedavi Rehberi 2026" kitabını Azerbaycan endokrinologlarına hediye ettik. Bu, aklımda olan faaliyetlerimizin küçük bir kısmıdır ve şunu söyleyebilirim ki, ne yaptıysam severek yaptım ve halkımız için yaptım.

- Toplum arasında hormonal hastalıklarla ilgili hangi yanlış algılar daha çok yaygın?
- Bu tür mitler çoktur. Örneğin, bazıları her şeker hastasının altı ayda bir “sistem nakli” yaptırması gerektiğini söyler. Yahut guatr hastalığını sülükle, kurbağayla veya çeşitli alternatif yöntemlerle tedavi etmenin mümkün olduğunu söyleyenler var. Hatta kehribar bağlamakla hastalığın iyileşeceğini söyleyenler de olur. Maalesef, bu tür fikirler çoğu zaman insanları aldatmaya yönelik olur. Bazen kendilerini mucizevi yöntemler keşfetmiş gibi tanıtan, reklam nitelikli konuşmalar yapan insanlara rastlanır. Ben böyle kişileri “umut tacirleri” olarak adlandırıyorum. Onlar bilimsel esaslara dayanmayan yöntemlerle insanlara umut vererek bundan kazanç elde etmeye çalışırlar. Eğer gerçekten böyle mucizevi keşifler olsaydı, bunlar tıpta bilimsel araştırmalarla kanıtlanır ve tüm dünyada uygulanırdı. Maalesef, çoğu zaman bu tür yaklaşımlar tıbbi değil, daha çok ticari amaç taşır. Bu nedenle insanlara tavsiyem şudur ki, sağlıklarıyla ilgili konularda sadece profesyonel hekimlere başvursunlar ve kendilerini onların kontrolüne emanet etsinler.
- Son yıllarda erkeklerde de hormonal bozuklukların ve özellikle testosteron seviyesinin azalmasının daha çok tartışıldığını görüyoruz. Bunun temel nedenleri nelerdir ve esasen hangi yaş dönemlerinden itibaren bu tür problemler gözlemlenir?
- Doğrudur. Erkeklerde de kadınlarda olduğu gibi hormonal problemler mevcut olabilir. Erkeklerde en sık rastlanan hormonal problemlerden biri hipogonadizmdir. Bu durumda testosteron hormonunun seviyesi düşer. Diğer yaygın problemlerden biri ise jinekomastidir, yani erkeklerde meme bezlerinin büyümesidir. Bu tür problemlerin ortaya çıkmasına çeşitli faktörler sebep olur. Örneğin, son yıllarda sporla uğraşan bazı gençler arasında yapay spor gıdalarının, protein tozlarının ve özellikle testosteron içerikli preparatların kontrolsüz kullanımı yaygınlaşmıştır. Vücudu hızlıca forma sokmak ve kas kütlesini artırmak amacıyla kullanılan bu preparatlar hormonal sistemi ciddi şekilde bozabilir. Erkeklerde hormonal bozuklukların temel nedenlerinden biri de yanlış beslenme ve obezitedir. Fazla kilo, erkek cinsel hormon sistemine ciddi olumsuz etki etmekle birlikte, aynı zamanda testosteron seviyesinin azalmasına da neden olabilir. Bunun yanı sıra, sigara ve nargile kullanımı, alkol, çeşitli uyarıcı içecekler ve enerji içecekleri de hormonal dengeyi bozan faktörlerdendir. Uyku düzeninin bozulması ve kronik uykusuzluk da erkeklerde hormonal problemlerin ortaya çıkmasına yol açar. Genel olarak ise yaşam tarzı, beslenme, zararlı alışkanlıklar ve kontrolsüz kullanılan preparatlar erkeklerde hormonal sisteme ciddi etki eden temel faktörler olarak kabul edilir.
- Erkeklerde kısırlık problemlerinde endokrin faktörlerin rolü ne kadardır ve bu problemler ne ölçüde tedaviye uygun kabul edilir?
- Kısırlık problemi, çocuk sahibi olamamak aileler için çok hassas bir konudur. Eğer evlendikten sonra yaklaşık 6 ay içinde çift normal aile hayatı yaşamasına rağmen çocuk sahibi olamıyorsa, bu durumda meseleyi araştırmak gerekir. Böyle durumlarda ilk olarak hormonal profil kontrol edilmelidir. Erkeklerde de kadınlarda olduğu gibi hormonal problemler kısırlığa neden olabilir. Örneğin, tiroid bezi hormonlarının bozuklukları, cinsel hormon sistemindeki problemler ve özellikle testosteron hormonunun düşük olması erkek kısırlığının sebeplerinden biri olabilir. Bununla ilgili özel muayeneler ve analizler mevcuttur. Bu nedenle erkek kısırlığında temel meselelerden biri hormonal problemlerin araştırılmasıdır. Bu problemler zamanında tespit edilirse, uygun tedavi yöntemleriyle birçok durumda durumu düzeltmek mümkün kabul edilir. Bu sebeple çocuk problemi yaşayan çiftlerin mutlaka uzmanlara başvurması, gerekli muayenelerden geçmesi ve hormonal durumun kontrol edilmesi gereklidir.

- Bu muayenelerin hangi aralıklarla yapılmasını tavsiye edersiniz?
- Eğer muayene olmak isteyen kişiler hasta değilse, kendini sağlıklı hissediyorsa, yılda bir kez muayene olması yeterlidir. Muayeneden sonra her şey yolundaysa, bir sonraki muayenenin zamanını hekim belirler. Çoğu durumda, 2-3 yıl sonra tekrar kontrol edilmesi yeterlidir.
- Peki hangi yaştan sonra muayeneden geçmek gerekir?
- Eğer şikayet ve problem yoksa, yaklaşık 18-20 yaştan sonra profilaktik kontroller başlayabilir. Yaş ilerledikçe bu muayeneler daha da önemli hale gelir. Profilaktik check-up muayenesi her zaman erken tanı için bir taramadır. Dünyada kabul edilmiş standartlar vardır. Örneğin, 40 yaşından büyük kadınlarda meme bezlerinin muayenesi, 50 yaşından büyük insanlar için en az bir kez gastroskopi ve kolonoskopi muayenesi tavsiye edilir. Bu artık uluslararası tıbbi protokollerde de yer alan bir yaklaşımdır. Endokrinoloji için de böyle standartlar mevcuttur. Belirli bir yaştan başlayarak en az yılda bir kez kanda glikoz tayini, lipid profili, tiroid hormonlarının kontrolü, D vitamini analizi vb. bu kapsamdadır.
- Çocuk hastalarınız da oluyor mu?
- Evet, elbette. Çocuklar da bize başvuruyorlar. Ancak bu durumda temel mesele şikayetlerin olup olmamasıdır. Çocuk organizmasının farklı özellikleri vardır. Eğer çocukta problem yoksa, özel ilaç tedavisine ihtiyaç olmaz. İlaç preparatlarının birçoğunun çocuklar için araştırmaları yoktur. Sadece yaşam tarzıyla ilgili tavsiyeler verilir. Doğru beslenme, hareketlilik, uyku düzeni gibi vb. dikkat edilmelidir. Çocuklarda başvurular arasında en sık rastlanan problemlerden obezite, jinekomastiler, şekerli diyabet, erken yaşlarda başlayan kan basıncı, metabolik problemler, boy kısalığı, prolaktinomalar, cinsel problemler vb. kaydedebiliriz.
- Peki, kadınlar ve erkekler hormonal sağlıklarını korumak için hangi profilaktik muayenelerden geçmeli ve günlük hayatlarında nelere dikkat etmelidirler?
- Ben belki de Bakü'de en az ilaç yazan hekimlerden biriyim. Mümkün olduğunca ilaçlardan kaçınmaya çalışıyorum. İnanıyorum ki, insanın en büyük “ilacı” doğru yaşam tarzı ve sağlıklı beslenmedir. Gıdalarımız mümkün olduğunca doğal ve organik olmalıdır