İrina Tsukerman: "Amerikalı gazeteciler dünyanın birçok yerindeki meslektaşlarının sahip olmadığı imkanlara sahiptir"
"Azerbaycan ABD için daha önemli bir stratejik ortağa dönüşebilir"
Modern.az sitesi yabancı gazetecilerle röportaj serisine devam ediyor. Bu röportajlarda söz konusu gazetecilerin Azerbaycan ve Azerbaycanlılar hakkındaki düşüncelerini öğrenmeye, iki ülke arasındaki ortak yönleri araştırmaya çalışıyor, diğer konular hakkında fikir alışverişi yapıyoruz.
Bu seferki röportaj konuğumuz Amerikalı gazeteci İrina Tsukerman'dır. Kendisi "The Washington Outsider" gazetesinin editörüdür.
- İrina Hanım, gazetecilik her ülkede farklı şekillerde tezahür eder. ABD'de gazetecilik nasıl görünüyor?
- ABD'de gazetecilik, tek bir kimliğe sahip bir meslek değil, sürekli bir diyalog olarak kendini gösterir. Rekabet, güçlü pozisyonlar, araştırma gelenekleri ve bilginin kamu malı olduğu inancıyla şekillenir. Burada merkezi, tek bir anlatı otoritesi yoktur. Bunun yerine, kamuoyunun oluşumunu etkilemeye çalışan binlerce rekabetçi medya kuruluşu, bağımsız yazar, araştırma kuruluşu ve dijital platform mevcuttur. Bu ise, hatta alanın profesyonelleri için bile yoğun ve bazen yönetilmesi zor bir ortam yaratır.
Amerikan gazeteciliği aynı zamanda ülkenin kuruluşunda şekillenmiş siyasi kültüründen ciddi şekilde etkilenir. Bu kültür, merkezi otoriteye karşı şüpheyle yaklaşmayı temel bir ilke olarak benimsemiştir. Gazetecilere erken aşamadan itibaren öğretilir ki, onların rolü iktidarı korumak değil, onu sorgulamaktır. Bu, hükümete karşı düşmanlık demek değildir. Bu, şüpheciliğin mesleki bir sorumluluk olarak kabul edildiği anlamına gelir. Birçok gazeteci, rolünü kamu çıkarlarını korumak için başkalarının sormaktan çekinebileceği soruları yöneltmek olarak görür.
Diğer önemli bir özellik, güçlü bir araştırma kültürüdür. Yolsuzluk, güvenlik açıkları, lobicilik etkileri ve dış politika hatalarıyla ilgili uzun vadeli araştırmalar geleneği hala mevcuttur. En çok saygı duyulan gazetecilerden bazıları, günlük haber üretmektense, yıllarca karmaşık konuları araştıranlardır. Bu yaklaşım, hukukçuları, siyaset araştırmacılarını ve çeşitli alanlardaki uzmanları da çeker, çünkü onların bilgileri gazetecilikle kesişir.
Aynı zamanda, ABD'de gazetecilik iş gerçeklerinden ayrı değildir. Medya kuruluşları rekabetçi bir ticari ortamda faaliyet gösterir. Reytingler, abonelikler ve reklamlar hangi konuların dikkat çekeceğini etkiler. Bu ise bazen daha dramatik sunum tarzlarına veya güçlü editoryal pozisyonlara yol açar. Birçok gazeteci, mesleki ilkeler ile ticari baskılar arasında denge bulmakta zorluk yaşar.
Teknoloji de bu mesleği değiştirdi. Bugün analistler, hukukçular, araştırmacılar ve eski devlet yetkilileri, geleneksel editoryal sistemlerden geçmeden doğrudan kamuoyuna yazıyorlar. Bu ise gazeteciliğin sınırlarını genişletti. Artık o, sadece röportaj değil, aynı zamanda analiz, açık kaynak araştırmaları, siyaset yorumları ve güvenlik araştırmalarını da kapsıyor. Meslek daha açık ve geçişken hale geldi.
ABD gazeteciliğinde iç tartışma kültürü de güçlüdür. Gazeteciler birbirlerinin işini açıkça eleştirir. Bu rekabet bazen rahatsızlık yaratsa da, mesleki sorumluluğu güçlendirir. Hatalar açıkça tartışılır, anlatılar sürekli olarak yeniden değerlendirilir.
Azerbaycanlı meslektaşlar için bu sistem düzensiz görünebilir. Ama içeriden bakıldığında, daha çok fikirlerin yarıştığı açık bir arena gibi işler. Bu açıklık, rahatsız edici konuların da tartışmaya açılmasına imkan tanır, çünkü kamuoyu tartışması başladıysa, hiçbir kurum onu tamamen susturamaz.
- Sizi gazetecilik alanında kariyer yapmaya ne ilham verdi?
- Ben hiçbir zaman gazeteci olmayı planlamamıştım. Mesleki eğitimim hukuk alanındadır, uzmanlığım ulusal güvenlik ve uluslararası insani meselelerle ilgilidir. Akademik ve mesleki faaliyetim Orta Doğu, çatışma hukuku ve jeopolitik risk analizi üzerine kuruludur. Kamuoyu için yazmak ise planlanmış bir kariyer değişikliği değil, bu faaliyetin bir sonucu olarak tedricen şekillenmiştir.
Bu alana girmem, hukuki araştırmalar ve danışmanlık faaliyetleri sırasında geniş dış politika materyalleriyle karşılaşmam sonucunda gerçekleşti. Kamuoyu tartışmalarında birçok karmaşık jeopolitik meselenin ya basitleştirildiğini ya da yanlış anlaşıldığını gördüm. Özellikle hibrit savaş, ideolojik etki ve stratejik manipülasyon gibi konuların daha derin bir açıklamaya ihtiyacı olduğunu düşündüğüm için yazmaya başladım.
Devam ettikçe, birçok yorumcunun değinmekten çekindiği konulara yöneldim. Bunlara etki ağları, propaganda anlatıları, insani terimlerin siyasi amaçlarla kullanılması ve güvenlik açıkları dahildi. Bu konuların araştırılması, hukuk alanında olduğu gibi, ciddi bir disiplin gerektiriyordu. Her iddia kanıtla temellendirilmeli, her argüman dikkatle kurulmalı, her sonuç ise gerçeklere dayanmalıydı.
Zamanla, medya kuruluşları benden yorumlar istemeye başladı. Editörler, uluslararası meseleler üzerine düzenli yazan herkesi çoğu zaman gazeteci olarak tanıtır. Ben bunun sebebini anlıyorum. Ama kendi bakış açıma göre ben ilk önce analist ve araştırmacıyım, sadece işim kamuoyuna açık hale geldi. Yazı ise araştırma ve kamu faaliyetimin araçlarından birine dönüştü.
Hukuki eğitimim yazı üslubumu da etkiledi. Bu eğitim, dikkatli okumayı, basit anlatılara şüpheyle yaklaşmayı ve her iddianın arkasında hangi kanıtların durduğunu sormayı öğretir. Bu yaklaşım doğal olarak analitik yazıya dönüştü. Ben kamuoyu yorumlarına hukuki bir belge veya siyaset analizi gibi yaklaştım.
Zamanla, başkalarının çekinerek yaklaştığı konuları işlediğim için faaliyetim araştırma odaklı yorumlara dönüştü. Devlet ve devlet dışı aktörlerin kullandığı manipülasyon yöntemlerini araştırmak da buna dahildi. Bu yaklaşım bana belirli bir itibar kazandırdı ve sonuç olarak, ilk amacım olmasa da, medya tartışmalarına katılmaya başladım.
Medya beni bazen gazeteci olarak tanıtsa da, ben kendi rolümü hukuki analiz, jeopolitik araştırma ve dış politikanın incelenmesi gibi faaliyetlerin birleşimi olarak görüyorum. Yazı ise bu işi daha geniş bir kitleye ulaştırma aracıdır.
- Demokrasi ve medya özgürlüğünden bahsederken ABD sık sık örnek gösterilir. Amerikan medya ortamını farklı kılan nedir?
- Temel farklardan biri, medya özgürlüğünü sağlayan hukuki zemindir. Söz ve basın özgürlüğü ülkenin anayasal yapısına dahil edilmiştir. Bu ise gazetecilere sansür girişimlerine karşı mücadelede güçlü bir hukuki dayanak sağlar. Mahkemeler, bu hakların uygulandığı ve netleştirildiği temel mekanlardan biridir.
Diğer bir fark, merkezi mesleki lisanslamanın olmamasıdır. Birçok ülkede gazetecilik, resmi tanınma gerektiren düzenlenmiş bir meslektir. ABD'de ise gazetecilik daha çok bir vatandaşlık faaliyeti olarak kabul edilir. Bilgi toplayan ve onu sorumlulukla yayımlayan herkes bu alanda yer alabilir. Bu ise daha geniş ve çeşitli bir bilgi ortamı yaratır.
Medya alanında mülkiyet çeşitliliği de önemli bir rol oynar. Buraya büyük şirketler, kar amacı gütmeyen araştırma kuruluşları, özel araştırma platformları, akademik yayınlar ve bağımsız analistler dahildir. Bu çeşitlilik farklı editoryal yaklaşımlar yaratır: bazıları tarafsızlığı, bazıları aktif bir pozisyonu, diğerleri ise teknik analizi ön plana çıkarır.
ABD medyası aynı zamanda güçlü siyasi rekabetin etkisi altındadır. Medya kuruluşları çoğu zaman toplumun farklı kesimlerine uygun editoryal kimlikler oluşturur. Bu ise güçlü pozisyonlar ve duygusal sunumlar yaratır. Dışarıdan bakıldığında bu, parçalanma gibi görünebilir, ama içeride bu, siyasi fikirlerin çeşitliliğinin bir yansıması olarak değerlendirilir.
Araştırmacı gazetecilikle ilgili hukuki ortam da ayırt edici bir özelliktir. Gazeteciler sık sık bilgi edinme özgürlüğü yasalarını kullanarak devlet belgelerine erişim sağlar. Bu konularda hukuki tartışmalar yaygındır ve medya ile hukuk sistemi arasında sıkı bir ilişki oluşturur.
Teknoloji şirketleri de artık medya yapısının bir parçası haline geldi. Sosyal medya platformları, bilginin nasıl yayıldığını ve hangi konuların dikkat çektiğini belirler. Bu ise daha önce mevcut olmayan ek bir katman yaratır.
Böylece, ABD medya ortamı tek bir yapıdan değil, hukuki koruma, açık katılım, güçlü tartışma, teknolojik dönüşüm ve kurumsal çeşitliliğin birleşiminden oluşur.
- Sizin fikrinize göre, ABD medyası tamamen özgür mü, yoksa belirli kısıtlamalar var mı?
- ABD'de medya güçlü hukuki koruma altında faaliyet gösterir, ancak pratikte özgürlük her zaman belirli baskılarla birlikte mevcuttur. Hukuki açıdan Amerikalı gazeteciler, dünyanın birçok yerindeki meslektaşlarının sahip olmadığı imkanlara sahiptir. Onlar başkanın faaliyetlerini açıkça eleştirebilir, istihbarat kararlarını sorgulayabilir, askeri hataları araştırabilir ve kurumsal yolsuzluğu ifşa edebilirler - hükümetin ertesi gün redaksiyonu kapatacağı korkusu olmadan. Bu ise gazetecilerde zor sorular sormanın onların hakkı olduğu düşüncesini oluşturur ve mesleki kimliğin bir parçasına dönüşür.
Aynı zamanda, gerçek kısıtlamalar daha çok yapısal niteliktedir. En büyük kısıtlamalardan biri bilgiye erişimdir. Devlet doğrudan sansür uygulamasa da, gizli bilgilere kontrol eder. Savunma ve istihbarat alanını aydınlatan gazeteciler bazen aylarca belge veya kaynaklara erişim için çalışırlar. Bazen önemli gerçekleri bilseler de, kaynaklar resmi olarak konuşamadığı için onları yayımlayamazlar.
Ekonomik faktörler de önemli bir rol oynar. Araştırmacı gazetec