Aile kurumu toplumun en hassas ve aynı zamanda en dayanıklı sütunlarından biri olarak kabul edilir. Son yıllarda yapılan gözlemler ise sosyal-ekonomik değişikliklerin, yaşam temposunun hızlanmasının ve bireysel beklentilerin artmasının aile ilişkilerini etkilemeden geçmediğini göstermektedir. Bu süreçlerin fonunda boşanma sayılarında gözlemlenen değişiklikler toplumda ciddi bir tartışma konusu haline gelmiştir. Özellikle meslek, yaşam tarzı ve psikolojik faktörlerin aile istikrarına etkisi de dikkat çeken konular arasında yer almaktadır.
Modern.az'a yaptığı açıklamada “Temiz Dünya” Kadınlara Yardım Sivil Toplum Kuruluşu Başkanı Mehriban Zeynalova, 2025 yılında Azerbaycan'da boşanma vakalarının önceki yıllara kıyasla cüzi bir şekilde azaldığının gözlemlendiğini belirtmiştir. Ona göre, azalma keskin bir nitelik taşımamakta, daha çok bir istikrara kavuşma eğilimi olarak değerlendirilebilir. Mevcut durum, aile kurumunda kısa vadeli bir dengeleme aşamasına işaret etmektedir.
Mülakatçımız, boşanma sayılarında mesleki ve psikolojik faktörlerin rolü meselesine de açıklık getirmiştir:
“Boşanmalar belirli mesleklerle değil, daha çok belirli iş rejimi ve yaşam tarzıyla ilişkili alanlarda çalışanlar arasında gözlemlenmektedir. Davranış bozuklukları, aile içi şiddet, uyuşturucu ve alkol bağımlılığı olan ailelerde boşanma riski daha yüksektir. Eğitimli ailelerde ise boşanmaları etkileyen temel faktörler, aile içinde fikir farklılıklarının kabul edilmemesi, dış müdahaleler, kadının üzerindeki yükün artması ve erkeğin aile yükümlülüklerini tam yerine getirmemesi ile ilgilidir. Aynı zamanda, kadının erkekten gerçek imkanlarını aşan talepler beklemesi de ilişkilerde gerginliğe neden olabilir. Rol dağılımında dominantlığın otokratik bir karakter alması da aile içi çatışmaları derinleştiren faktörlerdendir”.
Mehriban Zeynalova, genel olarak boşanmaların meslekten ziyade sosyal çevre, ilişkilerin kalitesi ve aile içi iletişimle ilgili olduğu sonucuna varmanın mümkün olduğunu eklemiştir:
“Teknolojilerin hayatımıza hızlı entegrasyonu da aile ilişkilerini etkilemeden geçmemekte ve duygusal yakınlığın zayıflamasına neden olabilmektedir.
Belirli alanlarda boşanmaların daha fazla yayılmasının sosyal ve psikolojik nedenleri arasında iş-aile dengesinin bozulması, kronik stres, duygusal tükenme, maddi istikrarsızlık, borçlanma baskısı, aile içinde rol çatışmaları ve uzun süreli ayrı kalma önemli bir yer tutmaktadır. Buna ek olarak, empati yorgunluğu, aile destek ağlarının zayıflaması ve boşanmaya dair sosyal yönelimlerin nispeten azalması da bu süreci etkilemektedir. Kadınların ekonomik bağımsızlığının artması ve hukuki bilinçlenmenin yükselmesi ise ilişkilerde tahammül eşiğini düşüren faktörler arasındadır.
Mevcut eğilimler, boşanmaların gelecekteki dinamiklerinin birkaç yönde gelişebileceğini göstermektedir. Bir yandan boşanmalar genel olarak istikrara kavuşarak yıllar içinde cüzi dalgalanmalarla devam edebilir. Diğer yandan, aile danışmanlık ve arabuluculuk hizmetlerinin güçlenmesi, sosyal destek mekanizmalarının genişlemesi fonunda tedricen azalma ihtimali mevcuttur. Risk senaryosunda ise ekonomik baskıların artması, yaşam maliyetlerinin yükselmesi ve psikolojik gerginliğin derinleşmesi boşanmaların yeniden artış aşamasına geçmesine neden olabilir. Genel tabloda temel mesele, boşanmalarda nispi istikrarın korunmasıdır ve bu, doğrudan sosyal ve psikolojik destek mekanizmalarının güçlendirilmesinden asılıdır”.
Mülakatçımız ayrıca, dikkat çeken önemli noktalardan birinin de gayriresmi ilişkilerin artması olduğunu vurgulamıştır:
“Bu eğilim, boşanmaların istatistiksel açıdan görünmez kalmasına ve genel tabloda istikrar veya azalma algısının oluşmasına neden olabilir. Mevcut ekonomik belirsizlik fonunda dünyada yaşanan krizler de boşanmaların azalmasına belirli bir ölçüde etki edebilir. Böyle bir durumda insanlar, sorunları birlikte çözmenin daha uygun olduğu kanaatine varabilirler. Aynı zamanda, boşanma sürecinin ek masraflar ve beklenmedik mali yükümlülükler yaratması da bu kararın ertelenmesine neden olabilmektedir”.
M. Zeynalova son olarak, gelecek için muhtemel eğilimlerden birinin de ek hukuki ve sosyal yükümlülüklerden kaçınmak amacıyla gayriresmi evliliklerin artış dinamikasının güçlenmesi olduğunu belirtmiştir:
“Bu durum, aile kurumunun resmi yapılarında değil, daha çok gayriresmi ilişkiler düzleminde bir dönüşüm geçirdiğini göstermektedir. Tahminlerden biri de gelecekte ek yükümlülüklerden kaçınmak için şimdilik gayriresmi evliliklerin artış dinamikasının mümkün görünmesidir”,- diye konuştu.
Bilgi için belirtelim ki, 2025 yılının Ocak-Kasım ayları arasında Adalet Bakanlığı'nın ilçe (şehir) kayıt şubeleri tarafından 44996 evlilik ve 18832 boşanma vakası kaydedilmiştir.
İstatistiksel değerlendirmeler, 2024 yılının ilgili dönemiyle karşılaştırıldığında, nüfusun her 1000 kişisine düşen evlilik sayısının 4,9'dan 4,8'e, boşanma sayısının ise 2,1'den 2,0'a düştüğünü göstermektedir.