Modern.az

Hicabı çıkarın, eğitime koşun - DÜNYAYA BAKALIM 

Hicabı çıkarın, eğitime koşun - DÜNYAYA BAKALIM 

Ülke

23 Ocak 2026, 13:45

Modern toplumlarda kalkınma sadece ekonomik göstergelerle ölçülmez; aynı zamanda eğitim seviyesi, kadınların toplumsal hayata katılımı ve sosyal kurumların gücü bunun temel faktörlerindendir. Bu bağlamda, dini sembollerin, özellikle de başörtüsünün kamusal alanda hangi rolü oynadığı meselesi, artık salt bireysel inanç konusu olmaktan çıkarak sosyal kalkınmayla ilgili ciddi sorular doğurmaktadır.
 
Azerbaycan'da başörtüsüyle ilgili tartışmalar uzun yıllardır duygusal bir zeminde yürütülse de, meseleyi soğukkanlı bir şekilde kalkınma bağlamında analiz ettiğimizde tablo daha net görünmektedir. Başörtüsü bir giyim biçimi olarak sunulsa da, yayılması çoğu zaman kadının özgür seçimi değil, sosyal baskının, ataerkil kontrolün ve radikal dini etkilerin bir sonucu olmaktadır. Bu ise doğrudan insan sermayesinin gelişimini zayıflatan faktörlerden biridir.
 
Azerbaycan'da durum farklıdır ve bu önemli bir avantajdır. Ülkede başörtüsü devlet politikası düzeyinde zorunlu değildir ve kadınların eğitime erişimi nispeten yüksektir. Ancak bu, tehlikenin olmadığı anlamına gelmez. Başörtüsünün ideolojik bir sembole dönüşmesi, özellikle küçük yaştaki kız çocuklarına uygulanması ve onun "ahlak ölçüsü" olarak sunulması toplum için uzun vadeli riskler yaratmaktadır. Bu yaklaşım, kadını birey olarak değil, bir kontrol nesnesi olarak gören düşünce tarzını pekiştirmektedir.
 
Tarihsel bağlam da göstermektedir ki, başörtüsü hiçbir zaman salt manevi bir değer olmamıştır. O, farklı dönemlerde sosyal statüyü, cinsel kontrolü ve kadının "kime ait olduğunu" gösteren bir araç olarak kullanılmıştır. Modern hukuk sistemlerinde tüm kadınlar özgür ve hukuk önünde eşit olduğu halde, bu sembolün zorunlu bir şekilde korunması artık mantığını yitirmektedir. Bugün başörtüsü ne kadının ahlakını ne de onun sosyal değerini belirlemektedir. Aksine, birçok durumda kadının kendi hayatı üzerinde tam söz sahibi olmadığının bir göstergesine dönüşmektedir.
 
En tehlikeli nokta ise, başörtüsünün çoğu zaman kalkınmanın önündeki temel engellerin, zayıf eğitimin, ekonomik bağımlılığın ve ataerkil düşüncenin üzerini örten bir sembol rolü oynamasıdır. Sorun başörtüsünün kendisinde değil, onun bir norma, zorunluluk ve ideolojik bir araca dönüşmesindedir. Kadının seçim yapamadığı yerde, kalkınma da sürdürülebilir olmayacaktır.


 
Azerbaycan'da dine yaklaşım, dini kimlik ve bunun kamusal görünüm biçimleriyle ilgili tartışmalar yürütülürken, öncelikle önemli bir noktayı açıklığa kavuşturmak gerekmektedir. Devlet İstatistik Komitesi tarafından halkın dini inancı, somut olarak hangi dine mensup olduğu, ibadet pratikleri, başörtüsü giyilmesi veya dindarlık seviyesi ile ilgili resmi istatistik tutulmamaktadır.

Bu yaklaşım doğrudan ülkenin Anayasal esaslarıyla ilgilidir. Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasası, Azerbaycan'da laik devlet modelini benimsemektedir. Anayasaya göre, din devletten ayrıdır ve devlet herhangi bir dini ideolojiyi üstün bir konuma getirmez. Aynı zamanda, vicdan özgürlüğü güvence altına alınmıştır. İşte bu nedenle ülkemizde dini inanç bireysel bir seçim olarak kabul edilir ve resmi istatistik kaydının konusu sayılmaz.


 
Ülkede dini meselelerin düzenlenmesi ve bu alanda devlet politikasının uygulanması Dini Kurumlarla İş Üzere Devlet Komitesinin yetkileri dahilindedir. Komite, dini cemaatlerin kaydı, faaliyetlerinin hukuki çerçevede düzenlenmesi, mezhepler arası ilişkilerin korunması ve radikal dini etkilerin önlenmesi yönünde faaliyet göstermektedir. Bu Komite tarafından da başörtüsü kullanımına ilişkin herhangi bir istatistik tutulmamaktadır.


 
Azerbaycan'ın dini hayatında önemli kurumsal rol oynayan kurumlardan biri de Kafkas Müslümanları İdaresidir. Tarihi köklere sahip bu kurum, bölgede dini geleneklerin korunması işlevini yerine getirmektedir. Kafkas Müslümanları İdaresi bir devlet yapısı olmasa da, dini alandaki toplumsal nüfuzu ve tarihi meşruiyeti ile öne çıkmaktadır. Ancak o da bu meseleyi düzenleyen bir kurum değildir.

 1494606
Milli Meclis Sivil Toplum Kuruluşları ve Dini Kurumlar Komitesi Başkanı Fazil Mustafa, din ve başörtüsüyle ilgili meselenin Azerbaycan'da uzun yıllardır tartışma konusu olsa da, bu yönde hiçbir zaman ciddi bir toplumsal sorun seviyesinde bir durum oluşmadığını belirtmektedir.

Onun sözlerine göre, diğer ülkelerde gözlemlenen keskin çatışmalar ve derin sosyal tartışmalar Azerbaycan'da yaşanmamış ve mevcut rahatsızlıkların temel kaynağı içsel değildir.

"Sorunu esasen dışarıdan yönetilen, mezhepçi ve dini radikal gruplaşmalar yaratmaya çalışmaktadır. Bu gruplar yıllardır meseleyi Azerbaycan'ın güya ciddi sorunlarından biri olarak sunmaya çaba göstermektedirler. Halbuki mahiyet itibarıyla konu şimdiye kadar hiçbir zaman rahatsız edici bir seviyeye gelmemiştir."
 
Komite başkanı, İslam dininde kadınların başörtüsü takmasının ritüelle ilgili olduğunu, ancak bu anlayışın otomatik olarak başörtüsüyle özdeşleştirilmemesi gerektiğini vurgulamıştır. Onun sözlerine göre, başörtüsü daha çok bir kültür meselesidir ve farklı halklarda farklı biçimlerde tezahür etmektedir. Arap, Fars, Türk ve diğer kültürlerde giyim biçimleri çeşitlidir. Azerbaycan halkının milli geleneklerine uygun giyim biçimi ise ülkede hiçbir zaman sorun yaratmamıştır.

"Herhangi bir ülkenin ideolojik sembolü olarak başörtüsü veya çarşafın propagandası, artık dini ritüel çerçevesinden çıkarak siyasi-ideolojik bir anlam taşımakta ve bu da toplumda haklı bir hoşnutsuzluk yaratmaktadır. Basit bir kelagayı veya sıradan bir örtüyle kadınların başını örtmesi Azerbaycan'da her zaman normal karşılanmıştır. Sorun yalnızca bu konu siyasallaştırıldığında ve dışarıdan yönlendirilen bir propaganda biçimine sokulduğunda ortaya çıkmaktadır."
 
F. Mustafa, özellikle küçük yaştaki çocuklarla ilgili prensipli bir duruşun önemini belirtmiştir. Onun sözlerine göre, gerek okullarda gerekse diğer mekanlarda küçük yaştaki çocukların zorunlu olarak başının örtülmesi kabul edilemezdir. Azerbaycan'da ergenlik yaşı 14 olarak belirlenmiş olup, bu yaşa kadar çocuklara herhangi bir dini ritüelin zorunlu olarak uygulanması doğru değildir. Bununla birlikte, ergenlik çağına ulaşmış, kendi seçimlerini idrak eden insanların inancına ve seçim özgürlüğüne normal yaklaşmak mümkündür.
 
Milletvekili, meselenin duygusal ve siyasi bir zemine taşınmadan, mevcut mevzuat çerçevesinde, milli gelenekler ve dini ritüeller bağlamında tartışılması gerektiğini eklemiştir. Pasaport fotoğrafı çektirirken "başımı açmayacağım" gibi yaklaşımların kabul edilemez olduğunu ve bu tür durumların mutlaka devletin belirlediği kurallara uygun olarak çözülmesi gerektiğini vurgulamıştır.

1494607
 
İlahiyatçı Ağa Hacıbeyli ise, özellikle bağımsızlık döneminden sonra Azerbaycan'ın çeşitli bölgelerinde dini inanç duygularının arttığının gözlemlendiğini söylemektedir.

Onun sözlerine göre, insanlar milli köklerine döndükleri gibi dini değerlerine de yönelmişler ve bu süreç kadınların giyim seçiminde de kendini göstermiştir.

"Uzun yıllardır ülkede din tamamen özgür bir çerçevede mevcuttur. Kim namaz kılmak istediyse kılmış, kim oruç tutmak istediyse tutmuş, kadınlar da istedikleri şekilde başörtüsü takmışlar ve bu hiçbir zaman yasak konusu olmamıştır. Bazen bu alanda yapay bir kısıtlama izlenimi yaratılmaktadır, ancak bu, Anayasa'dan kaynaklanan bir yasak değil, insanların kendilerinin oluşturduğu yanlış yaklaşımlardır."

İlahiyatçı, başörtülü kızların okula gitmemesi gerektiği yönünde oluşan fikrin gerçeği yansıtmadığını vurgulamıştır. Azerbaycan okullarında yeterince başörtülü kız öğrenim görmekte ve Azerbaycan devleti hem başörtülü hem de başörtüsüz vatandaşların devletidir. Onun sözlerine göre, eğitim kurumlarının temel amacı dini giyim üzerinden kısıtlama koymak değil, bilgili ve entelektüel gençler yetiştirmektir. Ne başörtüsü eğitime engeldir ne de başörtüsüzlük bir üstünlüktür: okullar devletin beyni sayılır ve geleceğin beyinleri işte orada şekillenir.

"Başörtüsü ve peçe kavramlarının da birbirinden ayırt edilmesi önemlidir. Peçe daha çok Peygamber'in ailesine özgü bir giyim biçimi olup, genel ümmet için ise esasen başörtüsü kabul edilmiştir. Başörtüsü Allah'ın emri olsa da, tarih boyunca bir zorunluluk olarak sunulmamış ve başörtüsü takan kadın aslında kendi manevi alanına dönmektedir."

O, başörtüsünün mahiyetinin kadının korunması ve onurunun sağlanmasıyla ilgili olduğunu eklemiştir. Bu anlayışı evrendeki genel düzenle karşılaştıran Ağa Hacıbeyli, evrende örtüsüz ve koruyucusuz hiçbir şeyin olmadığını belirtmiştir. İnsan bedeni, doğa, hatta atom seviyesinde bile bir koruma mekanizması mevcuttur ve başörtüsü de bu anlamda kadının korunmasına yönelik bir anlayış olarak değerlendirilmiştir.

 1494609

Gazeteci Vüsal Memmedov ise, başörtüsü takmanın tarihinin İslam'dan çok daha eskiye dayandığını belirtmiştir. Antik Mezopotamya'da, Ahamenişlerde, hatta antik Yunan ve Roma devletlerinde soylu ailelerden gelen, yüksek tabakaya mensup kadınlar, ayırt edilmek için başlarını örterlerdi.

"Asur'da aynı mantıkla evli kadın mutlaka başını örtmeliydi. Mantık ise çok basittir. Eğer kadın cinsel kullanım içinse, potansiyel kullanıcı onu görüp beğenme imkanına sahip olmalıdır. Bu nedenle, antik medeniyetlerin çoğunda cinsel kullanım için tasarlanmış kadınların başlarını örtmesi yasaktı. Yani isteseler de örtemezlerdi."

O, tüm bunların İslam'dan önce olduğunu belirtmiştir. İslam da aynı mantıktan hareket ederek durumu çok değiştirmedi.
"Örneğin, "Ahzab" suresi, 59. ayette şöyle denir: "Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına de ki, (evden çıktıklarında cariyeler gibi görünmesinler diye, bedenlerini baştan aşağı gizleyen) örtülerini üzerlerine alsınlar. Bu, onların tanınması (cariye değil, özgür kadın olduklarının bilinmesi) ve onlara eziyet edilmemesi için daha uygundur."
 
Buradan anlaşılmaktadır ki, başörtüsü daha çok dini-ahlaki değil, sosyal statü meselesidir: özgür kadını özgür olmayandan ayırmak içindir. Ancak İslam'daki "özgür kadın" anlayışının kendisi bugünkünden farklıdır. O dönemlerde "özgür kadın" denildiğinde cinsel kullanım için tasarlanmamış kadın akla gelirdi. "Özgür olmayan kadın" ise cinsel amaçla tamamen kullanılabilecek kadın demekti."

Şimdi durum tamamen başkadır. Şimdi Allah'ın değil, insanların yarattığı hukuk sisteminin sayesinde cariye yoktur, tüm kadınlar özgürdür:

"Özgür kadınla cariyeyi ayırt etmeye de gerek kalmamıştır. Bu nedenle başörtüsünü kaçınılmaz kılan şartlar ve mantığın kendisi tamamen ortadan kalkmıştır. Bugün başörtüsü hiçbir şeyi ifade etmez, ne kadının sosyal durumunu, ne özgürlük derecesini, ne de özellikle ahlakını. Bazı durumlarda hatta klasik mantığın tam aksine, başörtüsü kadının modern insan hakları açısından özgür olmadığından haber verir, çünkü çoğu başını aile üyesi olan erkeklerin baskısı veya psikolojik etkisiyle örtmektedirler. Ben yetişkinliğe ulaşıp belirli bir serbestlik elde ettikten sonra başını açan birçok kadın tanıyorum."
 
"Resmi etkinliklere ve devlet dairelerine gelince, başörtüsü kullanımını kabul edilemez sayıyorum. Başörtüsünün aslında ne olduğunu, nereden, hangi amaçla, nasıl ve neden ortaya çıktığıyla ilgili buraya kadar söylediklerimizi bildikten sonra bu, sadece ayıptır. Başörtüsü takan kadın bununla çevreye hangi mesajı veriyor? "Ahzab, 59" ayetinde dendiği gibi, cariye olmadığını mı göstermek istiyor? Utanç vericidir aslında" - o sonda belirtmiştir.

1494610

Bir dizi uluslararası araştırma, bu meseleyi incelememize olanak tanımaktadır. ABD'de faaliyet gösteren ve uluslararası düzeyde resmi ve güvenilir bir araştırma merkezi olarak tanınan "Pew Research Center"dan edindiğimiz bilgiye göre, gelir eşitsizliğinin yüksek olduğu ülkelerde insanların dini "çok önemli" sayma olasılığı daha yüksektir. Aksine, sosyo-ekonomik eşitliğin nispeten daha yüksek olduğu ülkelerde dinin günlük hayattaki ağırlığı azalır. Küresel ortalamaya göre, ülkelerin çoğunda nüfusun yaklaşık %53'ü dini hayatında "çok önemli" kabul etmektedir.

1494611

Azerbaycan bu tabloda dine nispeten zayıf toplumsal önem verilen ülkeler grubunda yer almaktadır. Grafikte Azerbaycan'da dini hayatında "çok önemli" sayanların oranı %35-40 aralığında sunulmaktadır. Bu gösterge hem küresel ortalamadan hem de birçok Müslüman nüfusun üstünlük sağladığı ülkelerden oldukça düşüktür.
İlginçtir ki, Azerbaycan bu açıdan bazı post-Sovyet ve Doğu Avrupa ülkeleri, Ermenistan, Gürcistan, Bosna-Hersek ile aynı çizgi üzerinde yer almaktadır. Bu ülkelerde de din kültürel ve kimliksel bir unsur olarak mevcut olsa da, günlük hayatın temel yönlendirici faktörü olarak öne çıkmamaktadır. Diğer yandan, Pakistan, Nijerya, Senegal, Etiyopya gibi hem gelir eşitsizliğinin hem de dini önemin yüksek olduğu ülkelerle Azerbaycan arasında belirgin bir fark oluşmaktadır.
 
Araştırma merkezi ayrıca eğitim süresi ile dini ayinlere katılım sıklığı arasında açık bir negatif korelasyon olduğunu göstermektedir. Şöyle ki, insanlar ne kadar uzun süre eğitim alırlarsa, dini törenlere (kilise, cami vb.) haftalık katılım seviyesi o kadar azalır. Yani, çok nadir durumlarda eğitimli bir kişi koyu dindar olur. Bu ise, eğitim ile zorunlu dini giysilerin ters orantılı olduğunu göstermektedir.

Küresel tabloda ortalama göstergeye göre, ülkelerin çoğunda nüfusun %38'i dini ayinlere haftalık katıldığını belirtmektedir. Ancak bu ortalama gösterge, ülkeler arasında keskin farklılıklarla seyretmektedir. Ortaokulda ve yükseköğretimde kalma süresi kısa olan Afrika ve bazı Asya ülkelerinde dini ayinlere katılım %60-90 aralığında değişmektedir. Etiyopya, Nijerya, Tanzanya, Zambiya gibi ülkelerde hem eğitim yılları azdır hem de din toplumsal hayatın merkezi unsurlarından biri olarak kalmaktadır.

1494612

Bu bağlamda Azerbaycan özel dikkat çekmektedir. Grafikte Azerbaycan, yaklaşık 11 yıl ortalama eğitim süresi olan ülkeler grubunda yer almaktadır. Bu gösterge, Doğu Avrupa ve post-Sovyet coğrafyasının birçok ülkesiyle aynı seviyededir. Dini ayinlere haftalık katılım ise %5-10 aralığında gösterilmektedir ki, bu da küresel ortalamadan oldukça düşüktür.
Azerbaycan bu açıdan Almanya, Fransa, Belçika, Estonya, Çekya gibi yüksek eğitim göstergelerine sahip Avrupa ülkeleriyle aynı çizgi üzerinde yer almaktadır. Karşılaştırma için belirtelim ki, dini kimliğine göre Müslüman ülkesi olarak tanınan Pakistan ve Afganistan'da eğitim süresi daha kısa, dini ayinlere katılım ise önemli ölçüde daha yüksektir. 
 
Araştırmalar, ömür uzunluğu ile dini ayinlere haftalık katılım sıklığı arasında ters orantılı bir ilişki olduğunu göstermektedir. Genel eğilim, insanların daha kısa ömür yaşadığı ülkelerde dinin günlük hayatın daha merkezi bir unsuru olarak öne çıktığı, ömür uzunluğu arttıkça ise dini pratiklerin yoğunluğunun azaldığı yönündedir.
Grafiğin sol üst kısmında yer alan Nijerya, Mozambik, Zambiya, Çad, Demokratik Kongo Cumhuriyeti gibi ülkelerde ortalama ömür uzunluğu 50-60 yıl civarındadır ve bu ülkelerde nüfusun %70-90'ı dini ayinlere haftalık katıldığını belirtmektedir. Örneğin, Nijerya'da yeni doğan bebeklerin beklenen ömür uzunluğu 52 yıldır ve yetişkin nüfusun yaklaşık %89'u dini törenlere düzenli olarak katılmaktadır.

1494614

Ömür uzunluğunun 70-75 yıl aralığında olduğu ülkelerde - Pakistan, Endonezya, Filipinler, Mısır, Bangladeş gibi devletlerde - dini ayinlere haftalık katılım %40-60 aralığına düşmektedir.

Bu tabloda Azerbaycan, düşük dini katılım ve daha uzun ömür göstergesiyle öne çıkmaktadır. Grafikte Azerbaycan, ortalama ömür uzunluğu yaklaşık 72-73 yıl olan ülkeler grubunda yer almaktadır. Buna paralel olarak, dini ayinlere haftalık katılanların oranı %5'in altında gösterilmektedir. Azerbaycan bu açıdan da Almanya, Fransa, Hollanda, Danimarka gibi yüksek ömür uzunluğu ve düşük dini pratiğe sahip ülkelerle aynı çizgi üzerinde yer almaktadır.


 
Yukarıdaki grafik ise nüfus artış hızı ile dinin insanların hayatındaki önemi arasında yapısal bir ilişkiyi ortaya koymaktadır. Genel eğilim, nüfusu hızla artan ülkelerde dinin daha yüksek toplumsal ve bireysel önem taşıdığı, nüfusu azalan veya istikrarlı olan ülkelerde ise dinin günlük hayattaki rolünün zayıfladığı yönündedir.
Küresel ortalama göstergeye göre, ülkelerin çoğunda nüfusun %54'ü dini hayatında "çok önemli" kabul etmektedir. Ancak bu gösterge demografik dinamikle doğrudan ilişkilidir. Grafiğin sağ üst kısmında yer alan Nijer, Etiyopya, Senegal, Burkina Faso, Uganda, Çad gibi ülkelerde nüfus artışı yüksektir ve bu ülkelerde dini "çok önemli" sayanların oranı %80-90 aralığında değişmektedir.

Bu bağlamda Azerbaycan, düşük dini önem ve sınırlı nüfus artışı olan ülkeler grubunda yer almaktadır. Grafikte Azerbaycan, nüfus artış hızının düşük olduğu, aynı zamanda dini "çok önemli" kabul edenlerin oranının yaklaşık %35 seviyesinde kaldığı ülkeler arasında gösterilmektedir.


 
Müslüman kadınların eğitim seviyesi ile ülkenin ekonomik kalkınma göstergeleri arasında doğrudan bir ilişkiyi gösteren grafikte ise, özellikle 25-34 yaş aralığında olan Müslüman kadınların ortalama eğitim süresi, ülkelerin kişi başına düşen GSYİH seviyesi arttıkça yükselmektedir. Yani ekonomik imkanlar genişledikçe kadınların eğitime erişimi de sistematik bir şekilde artmaktadır.

Grafiğin sol alt kısmında yer alan Somali, Afganistan, Nijer, Mali, Çad, Etiyopya gibi ülkelerde kişi başına düşen GSYİH 500-1.000 dolar aralığındadır ve bu ülkelerde genç Müslüman kadınların ortalama eğitim süresi 1-3 yıl arasında değişmektedir. Burada hem ekonomik zayıflık hem de sosyal-kurumsal kısıtlamalar kadınların eğitim imkanlarını ciddi şekilde sınırlamaktadır.

Orta gelir grubuna dahil olan ülkelerde - Pakistan, Bangladeş, Hindistan, Endonezya, Mısır, Fas gibi devletlerde - kişi başına düşen GSYİH arttıkça kadınların ortalama eğitim süresi 4-8 yıl seviyesine yükselmektedir. Bu aşamada eğitim artık bir istisna değildir, ancak henüz evrenselleşmiş bir sosyal norm olarak oluşmamıştır.
Bu bağlamda Azerbaycan grafikte dikkat çekici bir konumda yer almaktadır. Azerbaycan, kişi başına düşen GSYİH'nin yaklaşık 7-8 bin dolar olduğu ülkeler grubunda gösterilmektedir. Buna uygun olarak, 25-34 yaş arası Müslüman kadınların ortalama eğitim süresi yaklaşık 10 yıl seviyesindedir. Bu gösterge, birçok Müslüman nüfusun üstünlük sağladığı ülkelerden oldukça yüksektir ve Doğu Avrupa ile Asya arasında bir geçiş konumu oluşturmaktadır.
Azerbaycan bu açıdan Arnavutluk, Kosova, Rusya, Bulgaristan gibi ülkelerle aynı kümede yer almaktadır. Bu ülkelerde dini kimlik mevcut olsa da, kadınların eğitimi ekonomik kalkınmanın ayrılmaz bir parçası olarak kabul edilir ve devlet politikası düzeyinde teşvik edilir. Diğer yandan, daha yüksek gelirli ülkeler ABD, Büyük Britanya, Almanya, Katar, Kuveyt grafiğin sağ üst kısmında yer almakta ve burada Müslüman kadınların ortalama eğitim süresi 11-14 yıl aralığına ulaşmaktadır.
 
Araştırmalar göstermektedir ki, eğitim seviyesinin düşük, ekonomik imkanların sınırlı, siyasi kurumların zayıf olduğu ve dinin radikal bir şekilde toplumsal hayatın merkezine çekildiği ülkelerde sosyal kalkınma göstergeleri sistematik olarak geride kalmaktadır.



Özellikle dini ideolojinin devlet politikasına doğrudan entegre olduğu, kadınlara zorunlu başörtüsü uygulanan, onların eğitim, işgücü piyasası ve toplumsal hayata katılım imkanlarının kısıtlandığı ülkelerde insan sermayesinin gelişimi ciddi şekilde engellenmektedir. Bu toplumlarda kadınların potansiyelinin bastırılması sadece toplumsal cinsiyet eşitliği sorununa dönüşmekle kalmaz, aynı zamanda ekonomik büyümenin, inovasyonun ve sosyal refahın önünü kesen yapısal bir engel rolü oynar. Eğitim alan, çalışan ve toplumsal karar alma süreçlerine katılan kadınların olmaması, bir bütün olarak toplumun kalkınma hızını düşürür. Bu, ailede de böyledir. Bütünüyle ise kendini toplumda gösterir.

Bu açıdan, radikal dini normların baskın olduğu ülkelerde yoksulluk seviyesinin yüksek, ortalama ömür uzunluğunun kısa, sağlık ve eğitim sistemlerinin zayıf olması tesadüfi değildir. Din burada bireysel inanç alanından çıkarak toplumsal kontrol ve zorlama aracına dönüşür. Sonuç olarak sosyal ilişkiler esnekliğini yitirir, değişen küresel gerçekliklere uyum sağlama yeteneği azalır ve kalkınma kendini bloke eden bir mekanizmaya düşer.

Bu tabloyu yukarıdaki eğilimle paralel okuduğumuzda anlaşılmaktadır ki, kalkınma dinin zayıflamasıyla değil, radikalleşmenin önlenmesiyle ilgilidir. Eğitim ve ekonomik refah arttıkça din toplumsal zorunluluk statüsünü yitirir. Tersi olduğunda ise radikal dini çerçeveler güçlendikçe eğitim ve ekonomik kalkınma bastırılır. Burada karşılıklı bir etki vardır. Zayıf kalkınma radikal dini yaklaşımları güçlendirir, radikal dini yaklaşımlar ise kalkınma imkanlarını daha da kısıtlar.

1494624

Bu eğilimin düzenlenmesi ise son derece zordur. Çünkü mesele sadece mevzuattan veya kurumsal reformlardan ibaret değildir. Dini radikalleşme sosyal korkular, ekonomik belirsizlik, kimlik krizi ve siyasi meşruiyet sorunlarıyla beslenir. Kadınların giyimi üzerinden kurulan zorlama mekanizmaları da işte bu derin yapısal sorunların görünen sembolüne dönüşür. Böyle bir durumda idari kararlar radikal yaklaşımları zayıflatmaz, aksine bazen onları daha da sertleştirir.

Sonuç itibarıyla, araştırmaların gösterdiği ana hat şöyledir. Nerede eğitim, ekonomik kalkınma ve kurumsal istikrar güçlüyse, din bireysel seçim seviyesinde kalır; nerede ise din zorlayıcı bir norma ve mecburiyet aracına dönüşürse, kalkınma durur. Bu iki yön paralel değil, birbirini karşılıklı olarak şekillendiren süreçlerdir. Onların dengelenmesi uzun vadeli, çok yönlü ve toplumun tüm kesimlerini kapsayan stratejiler gerektirir.

Son olarak, Azerbaycan toplumunun bu konuda sorunlu olmadığı açıkça görülmektedir. Hanımlar kendileri de zorunlu dini giysilerin hurafelerden kaynaklandığını idrak etmektedirler. Bazen ise erkekler eşlerine başörtüsü giydirmekle güvence ararlar. Yaşadığımız zamanı ve onun çağrılarını göz önüne alırsak bu, çok mantıksız görünmektedir. Her durumda burada serbest seçim önemlidir. Gösteriş için başörtüsü takmak aslında dine uygun değildir. Herkesin seçimine saygı duyarak bir noktayı mutlaka vurgulamalıyız. Başörtüsü takmakla kimse terbiyeli, ahlaklı, dindar olmaz. Ya da tam tersi. Başörtüsü takmakla kimse güvenilir de olmaz. En önemlisi bilgili, eğitimli, akıllı olmaktır. Bir ailenin de, bir toplumun da buna her zaman ihtiyacı vardır. Bir ülkenin güçlü olması eğitimli annelerin olmasından geçer. Başörtülü annelerin çokluğu ise buna ivme kazandırmaz. Sevindirici olan şudur ki, Azerbaycan toplumunda şimdi hanımlar bilim ve eğitimli, akıllı ve işgüzar olmak istemektedirler. Gelecek bilim ve eğitimde, akıllı ve işgüzar olmaktadır.

Youtube
Kanalımıza abunə olmağı unutmayın!
Keçid et
ABŞ qırıcıları hərəkətə keçdi - İrana hücum başlayır