Parlamentte tartışılan “Çocuk Hakları Hakkında” kanun tasarısında çocukların dine inanmaya zorlanmasının yasaklanması hukuki açıdan önemli bir yenilik olarak değerlendirilse de, bu norm pratik düzlemde bir dizi açık soru doğurmaktadır. Özellikle erken yaşlardan itibaren dini giyime, o cümleden başörtüsü takmaya zorlanan çocukların hukuki ve sosyal durumunun nasıl düzenleneceği meselesi güncel hale gelmektedir. Okullarda münferit durumlarda başörtülü öğrencilerin varlığı, velinin dini görüşleri ile çocuğun bireysel hakları arasında hassas bir denge sorununu ön plana çıkarmaktadır.
Modern.az konuyla ilgili milletvekilleriyle iletişime geçti.

Milli Meclis Milletvekili Elnarə Akimova ise “Çocuk Hakları Hakkında” yeni kanun tasarısı ve çocukların dini inanca zorlanmasıyla ilgili olarak şunları belirtti: konu toplumun en hassas noktalarından birine dokunuyor ve meseleye sırf duygusal değil, hukuki ve etik bir düzlemden yaklaşmak gerekiyor.
Elnarə Akimova'ya göre, temel soru çocuğun kimliğiyle ilgilidir:
“Çocuk, ebeveynin dünya görüşünün küçültülmüş bir kopyası mıdır, yoksa kendi kaderini kuracak bağımsız bir insan mı? "Çocuk Hakları Hakkında" yeni kanun tasarısında çocukların dine inanmaya zorlanmasının yasaklanması tesadüfi bir karar değildir. Bu, çocuğun bir kişilik olarak tanınmasının hukuki ifadesidir. Ancak mesele şudur ki, kanun kağıt üzerinde yazıldığı gibi hayatın içinde de işleyebilecek mi?”
Milletvekili belirtti ki, bugün okullarda dünyayı henüz tam idrak etmeyen, kendi seçimlerinin mahiyetini anlamayan başörtülü çocuklara rastlanmaktadır ve bu manzara toplumda çelişkili yaklaşımlar doğurmaktadır:
“Bazıları bunu ‘"aile değeri’", diğerleri ise "çocuk haklarının ihlali" olarak görüyor. Aslında ise soru başörtüsünün kendisinde değil, mecburiyettedir. Çünkü seçim ancak şuura dayandığında seçimdir. Erken yaşta yapılan "seçim" çoğu zaman çocuğun değil, büyüklerin seçimidir”.
Elnarə Akimova, ebeveynlerin kendi inançlarını yaşama hakkını inkar etmediğini, ancak bu hakkın çocuğun gelecekteki özgür seçimlerini kısıtlamaması gerektiğini kaydetti:
“Ebeveynin inanma ve inancını yaşama hakkı vardır. Ancak bu hak, çocuğun gelecekte farklı düşünme, farklı inanma veya hiç inanmak istememe özgürlüğünü elinden alıyorsa, artık sorumluluk meselesi ortaya çıkar. Çocuk, ebeveynin ideolojik devamcısı değil, yarının bağımsız vatandaşıdır. Devlet de tam bu noktada susamaz. Çünkü susmak bazen taraf olmak demektir”.
Milletvekili, okulun rolüne de özel dikkat çekti. Ona göre, okul nötr bir mekan olmalı, dini ve ideolojik etkilerin değil, düşüncenin oluştuğu bir yer olarak kalmalıdır:
“Okul, çocuğun zihninin, dünya görüşünün ve eleştirel düşüncesinin oluştuğu bir mekandır, dini ve ideolojik etkilerin yarış alanı değil. Öğretmen öğrenciye ne giyeceğini değil, nasıl düşüneceğini öğretmelidir. Eğer okul duvarları arasında çocuk, aile içi baskının sessiz devamcısına dönüşüyorsa, bu artık sadece ailenin değil, toplumun sorunudur”.
Elnarə Akimova, şunları kaydetti: mecburiyet ile kişisel seçim arasındaki sınır ince olsa da, açıkça gözlemlenebilir:
“Çocuğun yaşı, davranışı, kendi fikrini ifade edip etmemesi bu sınırı gösteren temel işaretlerdir. Korkuyla susan, ‘böyle lazım’ diye cevap veren çocuk seçim yapmaz, uyum sağlar. Bu uyum ise gelecekte ya içsel bir isyana ya da düşüncesiz bir itaate dönüşür. Her iki sonuç da toplum için tehlikelidir”.
Milletvekilinin görüşüne göre, okullarda izlemelerin yapılması denetim değil, koruyucu bir mekanizma olarak değerlendirilmelidir:
“Bu izlemeler çocukları ifşa etmek için değil, onların sesini duymak içindir. Çocuk çoğu zaman konuşamaz, ama davranışı her şeyi söyler. Radikalleşme riskleri, psikolojik baskı ve şiddetin gizli biçimleri erken aşamada görülmediğinde sonradan ağır sonuçlar doğurur”.
Elnarə Akimova, şunları vurguladı: konu dinle mücadeleden değil, çocuğun geleceğinin korunmasından ibarettir:
“İnanç insanın kalbinde büyümelidir, korkuyla değil. Zorla kabul ettirilen inanç, inanç yaratmaz, yalnızca itaat oluşturur. Devletin ve toplumun görevi itaatkar değil, düşünen, seçebilen ve sorumlu bireyler yetiştirmektir. Çocuğun üzerine konulan her yük onun kaderine yazılır ve biz bu kaderi yazarken ihtiyatlı davranmalıyız”.

Milletvekili Ceyhun Məmmədov belirtti ki, Azerbaycan hukuki ve laik bir devlettir ve ülkede inanç özgürlüğü tam olarak sağlanmaktadır. Dini inanç, insanın kişisel hakkıdır ve bu alanda hiç kimseye zorlama uygulanamaz.
Onun sözlerine göre, her bir vatandaşın dini seçimleri devlet tarafından tanınır ve korunur:
“Azerbaycan'da inanç özgürlüğü vardır ve biz laik bir ülkeyiz. Bu ülkede herkesin hakları tanınır ve korunur. Dini inanç özgürlüğü insanın kendi hakkıdır. İsteyen insan ibadet eder, başörtüsü takar. Kim isterse bunu yapmayabilir. Bu da onun hakkıdır”.
Ceyhun Məmmədov, şunları kaydetti: çocuklar ebeveynlerinin izniyle dini ayinlere katılabilir ve dini ayinleri yerine getirebilirler. Mevzuat buna imkan verir. Ancak bu süreç mecburiyete dönüştüğü takdirde devletin müdahale mekanizmaları devreye girer:
“Ebeveyn çocuğuna başörtüsü takmayı veya dini ayinlere katılmayı zorluyorsa, bu durumda kolluk kuvvetleri kendi rolünü oynar”.
Milletvekili, şunları düşünüyor: dindar ve dindar olmayan insanların, başörtülü ve başörtüsüz vatandaşların karşı karşıya getirilmesi doğru bir yaklaşım değildir:
“Biz hiç kimseyi bir şeye zorlayamayız ve zorlamaya da hakkımız yoktur. Süreç de buna uygun olarak düzenlenmelidir. Hukuk ihlali varsa, kanuna uygun hareket edilmelidir, yoksa, tartışma konusu da olmamalıdır”.
Onun sözlerine göre, giyim seçimi de bireysel bir hak meselesidir ve başörtüsü bu hakların bir parçasıdır:
“Nasıl ki, açık, kapalı, dar veya kısa giyinmek herkesin hakkıdır, başörtüsü de herkesin hakkıdır. Kimsenin başörtüsü giymesinden rahatsız olmamalıyız. Bu, uluslararası hukukla da tespit edilmiştir”.
Ceyhun Məmmədov, şunları vurguladı: başörtüsü hiçbir durumda eğitime engel olarak sunulamaz ve meseleye farklı yaklaşım toplumda gerginliğe neden olabilir:
“Nasıl ki, hiç kimseye soyunmak yasaklanmıyorsa, başörtüsüyle ilgili mesele de böyle olmalıdır. Aksi takdirde, gelecekte dindar ve dindar olmayanlar arasında tartışma çıkabilir”.

Milletvekili Mehriban Vəliyeva “Çocuk Hakları Hakkında” yeni kanun tasarısında çocukların dine inanmaya zorlanmasının yasaklanmasını modern hukuki yaklaşımlar açısından önemli ve prensipli bir adım olarak değerlendirdi. Onun sözlerine göre, bu norm öncelikle çocuğun bir kişilik olarak oluşmasına, vicdan özgürlüğünün ve seçim hakkının korunmasına hizmet etmektedir.
Mehriban Vəliyeva, şunları belirtti: hukuki çerçevenin belirlenmesi pratik düzlemde bir dizi karmaşık soruyu da gündeme getirmektedir ve özellikle erken yaşlardan itibaren başörtüsü takmaya zorlanan çocukların durumu toplum için güncel bir tartışma konusudur. Milletvekili, bu meseleye duygusal değil, hukuki ve psikolojik açıdan yaklaşmak gerektiğini vurguladı:
“Erken yaşlarda çocuğun kendi iradesini serbestçe ifade etmesi psikolojik ve sosyal açıdan sınırlıdır. Bu sebeple dini giyim ve davranışların küçük yaştaki çocuklar için “kişisel seçim” olarak sunulması kesinlikle kabul edilemez”.
Milletvekili hatırlattı ki, Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasası, ebeveynlerin çocuklarının eğitimi konusundaki sorumluluğunu tespit etse de, aynı zamanda çocukların vicdan ve dini inanç özgürlüğünü de güvence altına almaktadır. Ona göre, temel zorluk bu iki ilke arasında dengenin korunmasıdır:
“Ebeveynin dini görüşleri çocuğun gelecekteki dünya görüşünü etkileyebilir, ancak bu etki çocuğun bireysel haklarını kısıtlayacak düzeye ulaşmamalıdır.”
Milletvekilinin sözlerine göre, başörtüsünün küçük yaştaki çocuklara ebeveyn iradesiyle zorunlu şekilde uygulanması çocuğun haklarının ihlal edilmesi riskini yaratır ve yeni kanun tasarısı tam da bu tür durumların önüne geçmeyi hedeflemektedir. O, bu yaklaşımın dini inançlara karşı değil, çocuğun gelecekte bilinçli seçim yapma hakkının korunmasına hizmet ettiğini kaydetti.
Mehriban Vəliyeva, okulların bu süreçte özel bir rolü olduğunu da vurguladı. Ona göre, eğitim sistemi sadece bilgi aktaran değil, aynı zamanda laik değerleri ve hukuk kültürünü oluşturan önemli bir toplumsal kurumdur.
“Devlet ve eğitim sistemi burada cezalandırıcı değil, aydınlatıcı ve koruyucu bir konumdan hareket etmelidir. Amaç, ebeveynle çatışma yaratmak değil, çocuğun haklarının sağlanmasını öncelik haline getirmektir”.
O, şunları ekledi: okullarda yapılabilecek izlemeler denetim ve baskı mekanizması olarak değil, risklerin erken tespiti aracı olarak değerlendirilmelidir. Mehriban Vəliyeva'ya göre, bu süreçler şeffaf, hukuki esaslara dayanan ve insan haklarına saygı ilkesiyle yürütülmelidir.
Milletvekili son olarak şunları vurguladı: “Çocuk Hakları Hakkında” yeni kanun tasarısında öngörülen bu norm Azerbaycan devletinin laiklik ve hukuki devlet ilkelerine bağlılığının bir göstergesidir ve temel amaç, çocuğun özgür, sağlıklı ve bilinçli bir kişilik olarak oluşmasını sağlamaktır.