Modern.az

O, dost kazanmayı ve kazandığı dostlukları korumayı başarıyordu

O, dost kazanmayı ve kazandığı dostlukları korumayı başarıyordu

Ülke

28 Mart 2026, 15:44

…Allah ona olmayan yerden karavelliler, latifeler uydurup-koşturmak yeteneği vermişti. Üstelik, aynı yetenekle de konuşmak.

Ortamı olsaydı, belki dünyanın adlı-sanlı senaristlerinden, ya da stand-up'çı aktörlerinden biri olarak yetişirdi. Onunsa böyle yeteneği, ne yazık ki, dost-tanış çevresinden öteye geçmedi.

Etrafındakiler anlattıklarına kapılıp gittikçe, hayal gücü biraz daha “fışkırırdı”. Kendin de biliyordun bu duyduklarının çoğu uydurmaydı, gel gör ki o kadar beceriyle anlatıyordu ki, yine kendini gülmekten alıkoymayı başaramıyordun.

Ama bir defa o, dünyanın en gerçek ve acılı hikayelerinden birini anlattı: “Savaş bölgelerinden şehitlerimizin naaşını çıkarıyorduk. Oluyordu ki, süveterimizin kolu kana batıyordu. Yıkayıp temizlemek imkanı yoktu. Yemek yerken görüyorduk, kolumuzda kan lekeleri kuruyup kalmış”.

Öyle hikayeler var ki, onu yaratmak mümkün değil.

Bu hikayeyi de o, subay olarak gönüllü katıldığı Vatan Savaşı'nda kendisi yaşamıştı.

Dün gazeteci, Vatan Savaşı savaşçısı Reşad Bahşeliyev'i toprağa verdik.

Onunla ilgili 1997 yılının hoş bir Eylül günü Bakü Devlet Üniversitesi'nin ikinci kampüsünün karşısındaki tanışıklığımızdan başlayan hatıralarıma Masazır mezarlığında nokta konuldu.

Bizim gruba nakil ile ikinci sınıftan katılmıştı. Bir yıl önce Gazetecilik Fakültesi'nin açık öğretim bölümünü nedense geçici olarak iptal edip yerine kabulü iki grup üzerinden yapmışlardı. Üstelik, 12'den fazla öğrenci de Türkiye'den gelmişti. Bu yüzden ikinci sınıfın başında sayımız 65'i aştı. Bu, herhalde, fakültenin tarihindeki rekor öğrenci sayısıydı.

Adeten, yeni öğrencilerin yabancı ortama alışması biraz sürer. Reşad ise ilk günlerden pozitif enerjisiyle o kadar çocuğa öyle kaynaşıp karışmıştı ki, çoğumuz öyle sanıyorduk, ne sadece birinci sınıftan, belki ta birinci sınıftan beri beraber okuyoruz.

Onun insanlarla iletişim kabiliyetini, düştüğü ortamlara tez uyum sağlama becerisini, olduğu her yerde müspet bir atmosfer yaratma yeteneğini sonraları birlikte çalıştığımız “Şark” gazetesinde de seziyordum. O, dost kazanmayı ve kazandığı dostlukları korumayı başarıyordu.

Teneffüslerde öğrenci arkadaşlarımızı sık sık Reşad'ın başına toplanmış görürdün, bildiği latifeleri birbirine eklerdi.

Bir defa ilginç bir olay yaşandı.

Üçüncü sınıftan dekanımız değişmişti. Hoşgörülü, demokratik ilkelere eğilimli Akif Rüstemov'u eski bir komünist gibi ciddi nizam-intizam taraftarı olan merhum Yalçın Alizade değiştirmişti. O, öğrencilerin devamlılık sorununu çözmeye çalışıyordu. En çok ders kaçıranlar ise Türkiye'den olan öğrenci arkadaşlarımızdı.

Yalçın hoca derslerin birinde amfiye gelip yoklama defteri üzerinden kimin derste olup olmadığını tek tek kontrol etmeye başladı. Türkiyeli öğrencilerden derste sadece ikisi katılıyordu: Mustafa Karapınar, bir de Hüseyin Gürhan Tuncer. Dekan diğer öğrencileri onlardan haber aldığında her birinin dersten kalmasıyla ilgili bir sebep dile getirdiler. Bir öğrenci arkadaşımızın da adı Ali Galip Yiğit idi.

Yalçın hoca sinirlilikle sordu:

-Peki bunları bildik, peki Ali'ye ne oldu?

Bu zaman arka sıradan Reşad'ın sesi duyuldu:

-Ali öldü, Ali öldü!

Bu ifade birkaç yıl önce gösterilen meşhur “Yuva” dizisinin zihinsel engelli karakteri Tekin'in rolünden herkese çok tanıdıktı.

Reşad'ın bu yerinde olan mizahı amfide öyle gür kahkahalar kopardı ki, tabiatça çok ciddi bir adam olan Yalçın hoca da kendini gülmekten alıkoyamayıp çıkıp gitti.

Bizim dost kaybetme vaktimiz biraz erken başlamıştı. Her yönden çok güzel bir delikanlı olan öğrenci arkadaşımız Deyanet Sohbetov birinci sınıfın son günlerinde Buzovna'da, denizde yüzerken hayatını kaybetti. Lisansı bitirmemizden birkaç ay geçtikten sonra ise, bahar öncesi daha bir unutulmaz öğrenci arkadaşımız Şelale Kerimova'nın Terter'den kara haberi geldi. Guatr hastalığı varmış, basit bir ameliyattan dünyasını değiştirmişti.

Taziye yerinde rahmetli Şelale'nin anne-babası, kız kardeşleri gerçek Karabağlı misafirperverliğiyle içeride ayrıca sofra açıp ne kadar ısrar etseler de, sarsıntıdan hiç kimsenin boğazından lokma geçmiyordu.

Dönerken Reşad otobüsü Terter'den Mingaçevir'e sürdürdü. Annesi iki taşın arasında yemek hazırladı, Reşad'ın 30'a kadar öğrenci arkadaşı onlarda misafir oldu. Bütün Sovyet daireleri gibi evleri o kadar adam için darıskaldı. Ama yürek genişliği bunu hissettirmiyordu. Öyle sanıyorduk kendi evimizde, babamızın-annemizin sofrası başındayız.

Reşad böyle bir ailede büyümüştü.

Çalışkanlık, helallik, saflık, güvenilirlik, yurda sevgi değer olarak onun da kişiliğine sinmişti.

Askeri derslere büyük ilgisi vardı. Üniversiteyi bitirdikten kısa bir süre sonra orduda subay olarak hizmet edip yeniden “Şark” redaksiyasındaki işine döndü. Birkaç yıl sonra “Azerbaycan” gazetesine geçti. Artık aynı yerde çalışmasak da, onun yazıdan yazıya nasıl olgunlaştığını, gazeteciler çevresinde kazandığı saygıyı duymak, hakkında iyi sözler işitmek her zaman çok hoştu.

Sosyal ağlardaki paylaşımlarından ara sıra askeri kıyafetli fotoğraflarını, “Azerbaycan” gazetesinde tecrübeli bir subay olarak cephe bölgesinden yazılarını görüyordum. Askeri birliklerde düzenlenen etkinliklere hevesle katılıyordu. Normal hayatta hiç kimseyle kavgası olmayan, aksine olduğu her yere hoş bir hava, huzur getiren bu esmer delikanlıda bir savaşçı ruhu da vardı. Askerlerin arasında sanki kendini buluyordu.

Vatan Savaşı başladığında eline silah alıp askeri operasyonlara katıldı. Savaştan galip bir savaşçı olarak döndü. Diğer savaşçı öğrenci arkadaşlarımız Rasim Bayramov'la, Amil Meherremov'la birlikte hepimizin gurur kaynağı oldu.

Söz vermişti ki, savaş hatıralarını yazıp kitap olarak bastıracak. Biraz yazdı, ama sonra, galiba, devam ettirmedi. Belki günlük iş-güçten vakti yetmedi, belki sonradan sağlığı el vermedi. Keşke yazsaydı. Bu kitap da ondan kalan en unutulmaz hatıralardan olurdu.

Dünden beri onun katılımıyla ömrüme yazılmış anlar gözlerimin önünden çekilmiyor. Öğrenciliğimiz, redaksiyadan birlikte mülakatlar, röportajlar peşinden gitmemiz, trende, otobüste, arabada yol arkadaşlıklarımız, katıldığımız meclisler, onun olağanüstü dansları, Reşad'ın kendi düğünü...

Çok iyi bir delikanlıydı Reşad.

Yazık ki az yaşadı. 48 yaş nedir ki?!

Allah ömrünün devamını ailesine, iki gül yavrusuna bağışlasın, ruhunu onların başarılarıyla sevindirsin.

 

Yadigar Caferli 

Gazeteci

 

Whatsapp
Bizə yazın!
Keçid et
Qardaş ölkə hərbi əməliyyata başladı: Qoşunlar sərhədi keçdi