Son üç on yılda Güney Kafkasya bölgesi sürekli gerilim, istikrarsızlık ve askeri çatışmalarla anıldı.
Azerbaycan ve Ermenistan arasında imzalanan 1994 yılı ateşkes anlaşmasına rağmen, bu rejim hiçbir zaman tam anlamıyla sürdürülebilir bir nitelik taşımadı. Fiilen, 30 yılı aşkın bir süredir neredeyse her gün ateşkes ihlalleri kaydedildi.
Bu ihlaller sonucunda düzenli olarak kayıplar verildi ve Azerbaycan, mecburi olarak dahil olduğu bu savaşta her ay şehit verdi. Bu durum, klasik “donmuş çatışma” kavramının gerçek pratikte ne kadar tehlikeli ve istikrarsız olduğunu gösterdi. Uluslararası ilişkiler teorisinde bu tür çatışmalar latent savaş aşaması olarak değerlendirilir. Yani, resmi olarak barış olsa da, fiilen savaş devam etmektedir.
2020 yılında yaşanan 44 günlük Vatan Savaşı ise bölgede köklü jeopolitik değişikliklere yol açtı. Azerbaycan kendi toprak bütünlüğünü yeniden sağladı ve yeni bir gerçeklik oluştu. Bu savaş, statükonun sürdürülebilir olamayacağını ve er ya da geç değişmesi gerektiğini gösterdi. Aynı zamanda, bu süreç barışın alternatifsiz olduğunu da ortaya koydu. Çünkü uzun vadeli çatışma ne ekonomik kalkınma ne de sosyal refah için bir imkan yaratır.
2025 yılının Ağustos ayında ABD'de Azerbaycan ve Ermenistan arasında paraflanan barış anlaşması ise yeni bir aşamanın başlangıcı olarak değerlendirilebilir. Bu anlaşma ile fiilen uzun yıllar süren ateşkes ihlallerine son verildi. Gözlemler, o dönemden sonra neredeyse hiç ateşkes ihlali kaydedilmediğini göstermektedir. Bu ise bölge için nadir bir istikrar örneğidir. Siyasi analiz açısından bu, “çatışma sonrası istikrar aşaması” olarak nitelendirilebilir.
Aslında savaş hiçbir halk için arzu edilen bir durum değildir. Özellikle de sıradan insanlar için savaş yalnızca kayıplar, yıkımlar ve trajediler demektir. Tarih gösteriyor ki, savaşlardan kazananlar genellikle siyasi elitler, kaybedenler ise halklar olur. Bu açıdan barış insani bir zorunluluktur.
Halihazırda Ermenistan içinde yeni siyasi gerilimler gözlemlenmektedir. Yaklaşan parlamento seçimleri ülkenin gelecekteki rotasını belirleyecektir. Bu bağlamda revanşist güçlerin yeniden aktifleşmesi dikkat çekmektedir.
Özellikle eski başkan Robert Koçaryan'ın siyasi sahneye dönme girişimleri ortadadır. Tarihi gerçekler gösteriyor ki, Koçaryan dönemi Ermenistan için askeri maceralar ve ekonomik gerileme ile anılmıştır.

Analitik bir yaklaşımla söylemek gerekirse, bu güçler klasik “revizyonist siyaset” yürütmeye çalışmaktadır. Onlar dış destek sayesinde iktidara dönme niyetindedirler. Verilen vaatler ise gerçeklikten uzaktır ve popülist bir nitelik taşımaktadır. Aslında bu vaatler Ermenistan toplumuna yeni savaş riskleri vaat etmektedir.
Mevcut iktidar, özellikle Başbakan Nikol Paşinyan, defalarca Karabağ'ın Azerbaycan toprağı olduğunu beyan etmiştir. Bu, uluslararası hukukun norm ve ilkelerine uygun bir pozisyondur. Ancak Koçaryan gibi siyasetçiler bu gerçekliği kabul etmek istememektedirler. Onların siyasi retoriği daha çok duygusal ve agresif bir nitelik taşımaktadır.
Bu yaklaşım Ermenistan toplumu için ne vaat ediyor?
Tarihi tecrübe gösteriyor ki, bu tür bir siyaset yalnızca yeni kayıplara yol açar. Kan, yoksulluk, sosyal kriz ve uluslararası tecrit böyle bir siyasetin kaçınılmaz sonuçlarıdır. Devletçilik açısından ise bu, daha ciddi tehlikeler yaratabilir.
Azerbaycan ise defalarca barıştan yana olduğunu beyan etmiştir. Eğer böyle olmasaydı, 2020 yılında elde edilen askeri üstünlükten maksimum düzeyde faydalanılabilirdi. Ancak Azerbaycan, uluslararası hukuka uygun davranarak süreçleri siyasi düzleme taşıdı. Bu, sorumlu devlet davranışının bir örneğidir.
Tüm bu gerçekleri sıralamakla amaç şudur ki, Ermenistan toplumu yaklaşan seçimlerde doğru stratejik bir seçim yapmalıdır. Bu seçim savaş ile barış arasında bir seçimdir. Ve kesinlikle bu seçim gelecek nesillerin kaderini belirleyecektir.
Barış kalkınma, işbirliği ve istikrar demektir. Savaş ise gerileme, yıkım ve insan trajedileridir. Bu, basit ve açık bir seçimdir.
Azerbaycan kendi pozisyonunda kalıyor, savaş istemiyor. Ancak güvenlik meselelerinde prensipli duruşundan geri adım atmıyor. Bölgede yeni bir tehdit oluşursa, Azerbaycan kendi çıkarlarını koruma hakkına sahiptir.
Güney Kafkasya yeni bir tarihi aşamaya adım atıyor. Bu aşamada temel soru şudur, çatışma mı, yoksa işbirliği mi? Bu sorunun cevabı sadece siyasetçilerin değil, halkların seçiminden de bağlıdır. İstikrarlı ve müreffeh bir gelecek ancak barış üzerine kurulabilir.
Bugün önümüzde duran temel mesele, duygusal sloganlardan uzak rasyonel seçimlerle belirlenmektedir.

Eğer Ermeni anneler evlatlarının yeni savaşların kurbanı olmasını istemiyorlarsa, barışa oy vermelidirler. Çünkü savaş ilk başta annelerin gözyaşları, ailelerin trajedisi demektir.
Eğer Ermeni halkı devletlerinin geleceğini riske atmak istemiyorsa, barış yolunu seçmelidir.Dünya siyasi haritasında varoluş ancak istikrar ve doğru stratejik seçimler sayesinde korunur.
Eğer Ermeni siyasi eliti kendi geleceğini düşünüyorsa, maceracı ve revanşist siyasetten vazgeçmelidir. Tarih kanıtlamıştır ki, yanlış kararlar halklara çok pahalıya mal olur.
Bugün Ermenistan toplumu tam da böyle bir tarihi seçimle karşı karşıyadır. Ya barış, işbirliği ve kalkınma yolu, ya da tekrar çatışma ve gerileme. Başka bir alternatif yoktur ve bu, artık siyasi bir gerçekliktir.
Azerbaycan açıkça barışa sadık olduğunu beyan etmektedir. Aynı zamanda kendi toprak bütünlüğüne ve egemenliğine de kesinlikle bağlıdır. Bu, uluslararası hukukun temel ilkelerinden biridir ve değişmezdir. Azerbaycan'ın pozisyonu açıktır ve uzun vadeli stratejik bir çizgiye dayanmaktadır.
Ermeni toplumu aynı zamanda dış etkileri doğru değerlendirmelidir. Tarihi tecrübe gösteriyor ki, Rusya hiçbir zaman Ermenistan için gerçek refah ve güvenlik sağlamamıştır. Aksine, onu uzun yıllar jeopolitik bir araç olarak kullanmıştır. Bugün de aynı senaryonun tekrarlanma girişimleri gözlemlenmektedir. Koçaryan gibi figürlerin yeniden öne çıkması tam da bu bağlamda gerçekleşmektedir. Onun siyaseti Ermenistan'ı kalkınmaya değil, yeni çatışmalara sürüklemektedir. Bu ise ne devletçilik ne de halk için bir perspektif vaat etmemektedir.
Eğer Ermeniler yeniden bu yolu seçeceklerse, sonuçları da 44 günlük Vatan Savaşı'ndan farklı olmayacaktır. Bölgede oluşan yeni gerçeklikler artık geri dönülmez bir nitelik taşımaktadır. Bu gerçeklikleri kabul etmemek ise daha ağır sonuçlara yol açabilir. Tarihi Azerbaycan şehri İrevan'ın özgürleştirilmesi göz önüne getirilmelidir.
Seçim ise açıktır ve sorumluluk doğrudan Ermenistan toplumunun üzerindedir. Barışı seçmek geleceği seçmek, savaşı seçmek ise belirsizlik ve kayıplar demektir.
Son karar Ermeni halkınındır.
Elnur ƏMİROV