Modern.az

Esir düşmesin diye bebeğini boğan Hocalı şahidi - Tüyler ürpertici hatıralar

Esir düşmesin diye bebeğini boğan Hocalı şahidi - Tüyler ürpertici hatıralar

Röportaj

26 Şubat 2026, 15:17

Karabağ öyle bir yurt yeridir ki, orada toprağın kendisi konuşur. Her ilçesi, her köyü bir özelliği ile seçilmiştir. Biri öğretmenleriyle ün salmış, biri muğam ustalarıyla, diğeri halıcı kadınların ilmek ilmek dokuduğu sanatla. 1992 yılının Şubat ayına kadar Hocalı da böyleydi - askerleri, çalışkan ve güler yüzlü insanları, vakur Askeran kalesi, coşkun Karkar çayı, bilgili öğretmenleriyle tanınırdı. Bir de badem ağaçlarıyla…

Badem ağacı baharı herkesten önce karşılayan ağaçtır. Sanki kışın sertliğine dayanamayıp ilk o sevinir Güneş'e. Hocalı'da da bademler erken çiçek açardı. Bembeyaz yapraklar henüz toprak tam ısınmamışken dallara konardı. Köyün düğünleri, bayramları da o çiçekler gibi şen, aydınlık geçerdi. Her evden ses gelirdi, her avlu bir ocak gibi yanardı.

İnsan bazen yaşadığı anın sonuncusu olduğunu bilmez. 1992 yılı Şubat ayının 26'sı Hocalılılar için böyle bir gün oldu... O gün babasını son kez kucaklayan bebekler, eşini son kez işe uğurlayan kadınlar, evladının alnından son kez öpen babalar vardı. 70-80 yıllık ömründe çok şey görmüş nine ve dedeler o gün son kez Hocalı'nın soğuk, temiz havasını içlerine çektiler. Avlusunda son kez oynayan çocuklar, sofra başında son kez rahat oturan aileler vardı.

O geceden sonra Hocalı'nın adı artık eskisi gibi anılmadı. O gün doğmamış bebeklerin kaderi yarım kaldı. Ormanda saklanırken ayakları donan çocukların ahı, esir düşen anne-bacıların bakışları, vahşice öldürülen askerlerin kanı, evinden çıkmaya gücü yetmediği için odun içinde kalan yaşlı nine ve dedelerin gölgesi Hocalı'nın adında kaldı.

Askeran kalesi artık azametiyle değil, faciaya şahitliğiyle hatırlandı. Karkar çayı ise çocuk hatıralarının çayı olmadı artık. O çaydan geçenlerin ayakları suya değil, buz gibi acıya battı. Köylerinden kaçarken sulara düşen çocukların titreyen bedenleri, çay kenarına serpilmiş cesetler Karkar'ı da değiştirdi.

Hocalı artık başka türlü tanındı. Şehitler mezarlığında uyuyan beş yaşlı bir çocukla, ormanda kaçarken donan Refhan'ın kaderiyle, esir düşmesin diye annesinin göğsüne sıkıp nefesini kestiği sekiz aylık Salatin'in acısıyla tanındı.

Esir düşmemek için evladını boğan, ormanda çaresiz kalan Müşgünaz Ahmedova bu konuda Modern.az-a konuştu.

Müşgünaz Ahmedova şehit Yelmar Ahmedov'un eşidir. O, savaştan kısa bir süre önce Hocalı'ya gelin gitmişti:

“Ben Hocalı'ya Laçın'dan gelin gitmiştim. Gençtim, bilmediğim bir yere gitmek o zaman için zordu. Ama Hocalılılar daha ilk günden bana kol kanat gerdiler. Eşim Yelmar, onun ailesi... Ben bilmezdim ki, bu mutluluk uzun sürmeyecek. İki kızımız dünyaya geldi. Büyüğünün adı Vüsale, küçüğünün adı Efsane idi. Yelmar istiyordu ki, ikisi de öğretmen olsun. Eşim 1990 yılından beri havaalanında polis memuru olarak çalışıyordu. Elif Hacıyev, Tofik Hüseynov,  Füzuli Rüstemov onun en yakın arkadaşlarıydı.

Savaş koşullarında yaşasak da, eşim her zaman geleceğe iyi bakıyordu. Hiçbir zaman başımıza böyle bir musibet geleceğini düşünmezdik. Şimdi onu böyle düşündüğü için kınıyorum. 34 yıldır düşünüyorum ki, her şey başka türlü olabilirdi. Ama Yelmar'ı hiçbir zaman yaşlı hayal edemiyorum. Benim kaderimde onunla birlikte yaşlanmak, evlat yetiştirmek, torun büyütmek olmadı. Hocalı gibi bir musibetten sonra evlatlarımın tüm yükünü tek başıma çektim...

1991 yılında üçüncü evladımız doğdu. O zaman Hocalı'dan Laçın'a giderken Salatin Askerova Yelmar'dan çocuklarını, ailesini sormuş. O da demişti ki, 2 kızı var, bir tane daha olacak. Salatin Askerova da demiş ki, kız olursa Salatin, erkek olursa adını Ceyhun koyarsın. Kızımız oldu, Yelmar adını Salatin koydu. Ama o, kızın ne okula gittiğini, ne de nasıl büyüdüğünü göremedi”.

"Hocalı o günden sonra bana kafes gibi geliyordu"

“Yelmar 1988 yılından, olaylar alevlendikten sonra bütün gün işte oluyordu. Bütün Hocalılılar gibi vatanını evlatlarından, ailesinden üstün bildi. Kızlarım var diye düşünmüyordu. Yelmar 1991 yılının Aralık ayında çatışmalar sırasında vefat etmişti. Salatin o zaman 5 aylıktı, ne yapacağımı bilmiyordum. Yıllardır yaşadığım Hocalı bana o günden sonra kafes, hapishane gibi geliyordu. Annemler o günden sonra çocukları almak için yanımıza geldiler. Biliyorlardı ki, Hocalı'da durum çok kötüydü. Kayınvalidem evladını orada bırakıp gitmek istemedi, ben de onu yalnız bırakamadım. Büyük kızlarımı annemle Berde'ye gönderdim, ben, Salatin ve kayınvalidem Hocalı'da kaldık. Yaşlı kadını orada yalnız bırakmaya gönlüm elvermedi. Ama o gün kayınvalidem, üç kaynım, üç eltim, kaynımın bir oğlu, kaynımın torunu, eşimin dayısının oğlu, benim dayımın kızı şehit oldular. Onların ne ölüsü, ne dirisi var”.

"8 aylık bebeğimi esir düşmemek için boğdum"

"25'inden 26'sına geçen gece anladık ki, Hocalı'da kalsak, hepimiz öleceğiz. Komşularımız, köylülerimiz gibi mecbur kalıp ormana kaçtık. O zaman Ağdam'a gitmek için tek orman yolu kalmıştı. Diğer bütün yolları Ermeniler kapatmıştı. Ben kucağımda 8 aylık bebeğimle eli ayağı açık ormanla Ağdam'a gitmeye çalışıyordum. Ormana düştüğümüzde Salatin ağlıyordu. Korktum ki, esir düşeriz. O zaman yanımızda 30'dan fazla adam vardı. Eşimin dayısının oğlunun kayınpederi Aydın kişinin elinde silah vardı. Dedim beni de, çocuğu da öldür. Yüreğimde ne kendimin, ne de diğer kız-gelinin esir düşmesine razıydım. O da dedi ki, ben Allah'ın verdiği canı alamam. Elimle çocuğu göğsüme sıktım, artık ağlamadı, nefesi kesilmişti. Önce düşündüm ki, çocuğu ormanda bırakayım, ama gönlüm elvermedi. Adını eşim Yelmar, Salatin Askerova'ya göre koymuştu. Onun bana son emanetiydi, dedim ne olursa olsun, ölüsünü de yanımda götüreceğim. Mahire ana vardı, dedim bu çocuğu sırtıma bağla. Yüreğim yanıyordu, karın içindeydim, ama sanki bedenim alev almış yanıyordu, ağlayamıyordum, boğazım düğümleniyordu, nefes alamıyordum. O zaman elimle ördüğüm şal var idi, Salatin'i o şala sardım".



Resim: Müşgünaz Ahmedova'nın kızı Salatin'i boğduktan sonra sardığı örgü şal ve üst giysileri

"Ermeniler dedi ki, sizi götürüyoruz, ama kurşun atarsanız, hepinizi öldüreceğiz"

"Dehraz köyünü inip, yeniden yukarı çıkarken Ermeniler bizi gördüler. Dediler "sizi götüreceğiz". O zaman çatışma çıktı. Bizimkiler yaralandı. Bizi ahır gibi bir yere götürdüler. Esirlikte Mahire ana bana dedi ki, çocuk kıpırdıyor. Sevindiğimden ne yapacağımı bilemedim, gerçekten de kıpırdıyordu. Bir gün buz gibi ahırda kaldık, yürüyemiyordum. Gücüm yoktu ki, çocuğu alayım. Köylümüz dedi ki, çocuğu ver ben götüreyim. Dedim ki, o ölüp dirildi, yanımdan ayırmam. Kolumdan tutup beni de, bebek Salatin'i de yanıyla götürdü. Ermeniler çocuğun kim olduğunu  sorduğunda dedi ki, anne-babası ölmüş, öylece izin verdiler. Ermeniler dediler ki, "sizi götürüyoruz, ama kurşun atarsanız hepinizi öldürürüz". Hocalı'dan Ağdam'a, oradan da Abdal - Gülablı'ya gittik, iki kızım annemi bırakmıyordu ki, gelip beni oradan alsın. Sonra annem bana anlatıyordu, diyor ki, öyle sanıyorlardı ki, hepiniz ölmüşsünüz, ben de gelirsem ölürüm.."

"İlk defa o olaydan sonra ağladım"

“Ağdam'da olduğumuzda yine silah sesleri duyduk, Salatin'i yanımdan ayıramıyordum. Anneme de vermedim çocuğu, ayaklarım kötü durumdaydı, yürüyemiyordum, silah sesi duyduğumda korktum, kaçmak istediğimde rahmetli kardeşim tutup beni bağrına bastı. Orada ikimiz de ağladık, Hocalı'dan çıktıktan sonra ilk defa o zaman ağladım.”

"Ondan sonra başıma ne gelirse, ben Hocalı için ağlıyorum"

“Her şey iyileştikten sonra devlet bize çok destek oldu, kızlarımın hepsi okudu, hepsi çalışıyor. Yelmar'ın arzusu gerçek oldu, iki kızım da öğretmen. Ama o bu günleri görmedi. Ne kızlarının öğretmen olduğunu, ne de Hocalı'nın azat olduğunu biliyor.
2023 yılında Hocalı azat olduktan sonra onun kabrini önce tek başıma, sonra da torunlarımla ziyaret ettim. İlk defa gittiğimde korktum ki, birden kabrini de bulamam. Düşündüm ki, birden bu mutluluk bana nasip olmaz. Oraya gittiğimde öyle sandım ki 30 yıldır hayat Hocalı'da yok, öyle sanıyordum Yelmar birkaç ay önce vefat etti. Ama 30 yıldan fazla bir süredir ben onsuz yaşadım. Sorsanız ki, onun yokluğuna alışmış mıyız, benim de, kızlarımın da cevabı “hayır” olurdu. Buna rağmen şimdi benim kızlarım babalarının şehit olduğu yaştan da büyükler. Bizim için teselli bulmak zor oldu. Ama 2 yıldır kendime söz verdim, artık Hocalı için ağlamayacağım. Çünkü o topraklar azattır, en azından benim de, kızlarımın da, hiçbir zaman dedesinin yüzünü görmeyen torunlarımın da sığınacak yeri var, ziyaret edecekleri kabir var...”

Whatsapp
Bizə yazın!
Keçid et
SON DƏQİQƏ! İran darmadağın edilir - Xameneini gizlətdilər