Modern.az

İki kıtanın kavşağından Osmanlı'nın ilk başkentine - RÖPORTAJ

İki kıtanın kavşağından Osmanlı'nın ilk başkentine - RÖPORTAJ

Röportaj

27 Mart 2026, 11:14

Türkiye artık dünya turizminin ana merkezlerinden birine dönüşmüş durumda ve bu, kimseye sır değil. Bunun sebebi sadece muhteşem doğa manzaraları değil. Zengin tarih, rengarenk kültür, sıcakkanlı insanlar, misafirperverlik, meşhur mutfak ve profesyonel hizmet sektörü bu ülkeyi turistler için özel bir cazibe mekanı haline getiriyor.

Antalya sahilleri, Kapadokya'nın göğe yükselen kayaları, Efes'in azametli sütunları, Pamukkale'nin beyaz terasları ve Mardin'in taş sokakları – her biri ayrı bir tarih anlatır.

Türkiye'de yılın hangi mevsiminde seyahat edersen et, seni yeni bir doğa harikası karşılar. Bu eşsiz mekanı her defasında yeniden keşfetmek mümkündür.

Türkiye'nin turizm başarılarında devlet stratejisinin önemli bir rolü var. Kültür ve Turizm Bakanlığı ve onun bünyesinde faaliyet gösteren Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı (TGA) ülkenin turizm potansiyelini dünyada tanıtmak için geniş projeler yürütüyor. “GoTürkiye” platformu, uluslararası sergiler ve dijital kampanyalar sayesinde Türkiye son yıllarda dünyanın en çok ziyaret edilen ülkeleri arasında kendine layık bir yer edinmiştir.

Tarihin ve kültürün kavşağı – İstanbul


Seyahatimizin ilk durağı iki kıtayı birleştiren muhteşem şehir – İstanbul idi. Türkiye'nin en büyük şehri olan bu metropolde 16 milyona yakın insan yaşıyor. Marmara Denizi ve Boğaz sahili boyunca uzanan şehir, Avrupa ve Asya kıtalarını birleştiren nadir mekanlardandır.

İstanbul aynı zamanda dört büyük imparatorluğun başkenti olmuştur. Şehir 330–395 yılları arasında Roma İmparatorluğu'nun, 395–1204 ve 1261–1453 yılları arasında Bizans İmparatorluğu'nun, 1204–1261 yılları arasında Latin İmparatorluğu'nun, 1453–1922 yılları arasında ise Osmanlı İmparatorluğu'nun başkenti olarak tarihe geçmiştir.

Karadeniz ile Marmara Denizi'ni birleştiren Boğaz, şehre hem stratejik hem de jeopolitik açıdan büyük önem kazandırır. İstanbul'un sembolleri sayılan Sultan Ahmet Camii, Ayasofya, Dolmabahçe Sarayı, Eyüp Sultan Camii ve Taksim Meydanı her yıl milyonlarca turistin dikkatini çekiyor. Bu şehirde her taşın, her sokağın altında bir tarih yatıyor.

İstanbul'un kalbi – Taksim

İstanbul'un ruhunu hissetmek için ise özel bir mekan var. O mekan Taksim Meydanı'dır. Beyoğlu ilçesinde yer alan Taksim sadece bir meydan değil – şehrin nabzıdır. Burada binlerce insanın adım sesleri, sokak müzisyenlerinin performansları, satıcıların çağrıları ve uzaktan gelen tramvay zili garip bir harmoni yaratır.

Meydanın merkezinde yükselen Cumhuriyet Anıtı Türkiye'nin kuruluş ruhunu yansıtır. Yılın herhangi bir günü burada turistlerin, gençlerin ve şehir sakinlerinin kalabalığı gözlemlenir.

Taksim'den aşağı uzanan İstiklal Caddesi ise bambaşka bir alemdir. Cadde boyunca hareket eden kırmızı nostaljik tramvay sanki insanı zamanın içinden geçirir. Kadim binalar, sanat galerileri, kitap mağazaları ve kafeler bu caddeye özel bir atmosfer verir.

İstiklal Caddesi ile adımladıkça İstanbul'un çok uluslu ve kozmopolit ruhu daha net hissedilir. Bir tarafta sokak müzisyenleri retro Türk şarkıları icra eder, diğer tarafta turistler şehrin enerjisini hissetmeye çalışırlar.

Taksim'den yol bizi Galata istikametine götürüyor. Burada yükselen Galata Kulesi, asırların derinliğinden bakarak modern şehre şahitlik ediyor. Kulenin etrafındaki dar sokaklar, küçük atölyeler ve sanat mekanları insanı başka bir zamana götürüyor.


Fethin ruhunu yaşatan mekan

İstanbul seyahatimiz sırasında İslam dünyası için büyük manevi önem taşıyan Eyüp Sultan Camii'ni de ziyaret ettik.

Bu cami, Hz. Muhammed Peygamber'in (s.a.s) sancaktarı ve sahabesi Ebu Eyyub el-Ensari'nin mezarı üzerine inşa edilmiştir. Rivayete göre, o, İstanbul'un ilk Müslüman kuşatması sırasında vefat etmiş ve şehir surlarına yakın defnedilmeyi vasiyet etmiştir.

1453 yılında İstanbul fethedildikten sonra onun mezarı bulunur ve II. Mehmed'in emriyle burada cami inşa edilir. Osmanlı döneminde yeni tahta çıkan sultanlar tam da burada dua eder ve “kılıç kuşanma” töreniyle iktidarlarını resmileştirirlerdi. Bugün de Eyüp Sultan Camii, Müslüman dünyasının en kutsal mekanlarından biri sayılır. Caminin avlusunda adımlarken güvercinlerin kanat sesi ve dua eden insanların fısıltısı insanı asırların sükunetine götürüyor.

Asırların hafızası – Ayasofya

İstanbul'un en muhteşem tarihi abidelerinden biri ise Ayasofya'dır. VI. yüzyılda Bizans imparatoru I. Justinianus tarafından inşa edilen bu muhteşem yapı, asırlar boyunca imparatorlukların şahidi olmuştur. 55 metre yüksekliğindeki devasa kubbesi ve 40 penceresinden süzülen ışık Ayasofya'ya özel bir ilahi aura bahşeder.

1453 yılında İstanbul fethedildikten sonra Ayasofya camiye çevrilir ve 481 yıl bu statüde faaliyet gösterir. XX. yüzyılın 30'lu yıllarında müzeye çevrilen bu muhteşem abide, 2020 yılından itibaren yeniden cami olarak ibadete açılmıştır.

Ayasofya'ya girince insan sanki zamanın içinde durur. Bir tarafta Hristiyan mozaikleri, diğer tarafta İslam hat sanatı örnekleri… İki büyük medeniyetin izleri burada yan yana yaşıyor.


Osmanlı'nın ilk başkentine yol

İstanbul seyahatinden sonra yolumuz Osmanlı Devleti'nin ilk başkenti olan Bursa şehrine idi. Bursa'ya giderken Osman Gazi Köprüsü'nden geçiyoruz. Uzunluğu iki kilometreden fazla olan bu muhteşem köprü, dünyanın en büyük asma köprülerinden biridir.

Uludağ'ın eteklerinde yer alan Bursa, Türkiye'nin dördüncü büyük şehridir ve nüfusu üç milyona yakındır. 1326 yılında Orhan Gazi tarafından fethedilen şehir, 130 yıl boyunca Osmanlı Devleti'nin başkenti olmuştur.

Yeşil Bursa – imparatorluğun beşiği

Bursa “Yeşil şehir” olarak tanınır. Şehrin sakin ritmi, yemyeşil doğası ve kadim yapıları insanı sanki başka bir zamana götürüyor. Şehrin merkezinde yükselen Osman Gazi'nin türbesi, Osmanlı Devleti'nin başlangıç noktasını hatırlatır. Burada altı Osmanlı sultanının mezarı yer almaktadır.


Bursa'nın en muhteşem abidelerinden biri ise XIV. yüzyılın sonlarında inşa edilen Ulu Cami'dir. 20 kubbeli bu muhteşem yapı, erken Osmanlı mimarisinin en parlak örneklerinden sayılır.

Rivayete göre, Yıldırım Bayezid bir savaşa giderken galip gelirse 20 cami yaptıracağına yemin etmiştir. Sonradan ise bu vaadini 20 kubbeli büyük bir cami inşa ettirmekle yerine getirmiştir.

Şehirde yer alan Yeşil Cami ve Yeşil Türbe ise Osmanlı mimarisinin zarif çini sanatını sergileyen nadir abidelerdendir.

İpek Yolu'nun izi

Bursa tarih boyunca İpek Yolu'nun önemli duraklarından biri olmuştur. Koza Han kervansarayı bugün de o dönemin ticaret ruhunu koruyor.

Avlusundaki fıskiyenin sesi, gölgede çay içen insanlar ve ipek şallar satan dükkanlar sanki geçmiş kervanların izlerini yaşatıyor. Şehrin üzerinde daima görünen Uludağ ise Bursa'nın doğal sembolüdür. Kış aylarında kayak severlerin, yazın ise serin hava arayanların ana adreslerinden biridir.

Bursa çok farklı bir şehirdir. Nedense kalbimde bu şehre karşı çok sıcak bir his var. Osmanlı'nın ilk başkenti Bursa, İstanbul ve onun sakinleri gibi hiçbir yere acele etmiyor. Burada hayat kendi akışında ilerliyor, insanın kalbini sakinleştiren bir huzur hüküm sürüyor.

Bursa'ya gelip İskender kebabının tadına bakmamak ise neredeyse mümkün değil. Bu meşhur yemeği kendi vatanında tatmak özel bir mutfak deneyimidir.


Şehirle vedalaşırken

Bursa ile ilk tanışıklığım 2022 yılında olmuştu. O yıl şehir TÜRKSOY tarafından “Türk dünyasının kültür başkenti” ilan edilmişti. Bu seferki seyahatte ise onu daha yakından hissettim. Havasını ciğerlerime çektim, tarihini adımladım, sükunetini dinledim.

Bazı şehirler haritada kalır. Bursa ise insanın içinde.

Ayrılırken “gittim” demek olmaz. Sadece bir sonraki görüşmeye kadar vedalaşırsın.

Gizemli, büyülü ve iki kıtayı birleştiren İstanbul'la, keza Osmanlı'nın ilk başkenti, huzur veren Bursa ile vedalaşmıyorum, “şimdilik” diyorum.

Mutlaka bir daha görüşeceğiz.

Saadet Hakıyeva

Facebook
Dəqiq xəbəri bizdən alın!
Keçid et
İranda xalq ayağa qalxdı - Pezeşkian mitinqə çıxdı