Zaman zaman eğitim gündeminin en çok tartışılan konularından biri Azerbaycan'da Rus sektörünün geleceği ile ilgilidir. Zaman zaman bu sektörün aşamalı olarak kaldırılması, Rusça eğitim veren okul ve liselerin faaliyetlerinin yeniden gözden geçirilmesi yönünde çeşitli görüşler dile getirilmiştir. Özellikle geçen yılın sonlarına doğru konu yeniden güncel hale gelerek kamuoyu tartışma platformuna taşınmıştır. Bu ise şunu söylemeye temel oluşturmaktadır ki, uzun yıllar boyunca oluşmuş Rus sektörü modeli artık eskisi kadar değişmez ve dokunulmaz görünmemektedir.
Merak edilmektedir, Rus sektöründe olası değişiklikler sınırlı bir tartışma platformunda mı kalacak, yoksa diğer okul ve liselerde de Rus sektörünün kaldırılmasıyla ilgili benzer reformlar yapılabilir mi?
Modern.az'a yaptığı açıklamada Milli Meclis Bilim ve Eğitim Komitesi üyesi Elçin Mirzəbəyli ilk olarak konuya hukuki açıdan açıklık getirerek belirtmiştir ki, Azerbaycan Cumhuriyeti'nin “Genel Eğitim Hakkında” kanununda belirtilmektedir ki, “Genel eğitim kurumlarında öğretim dili devlet dili – Azerbaycan dilidir”.
“Bununla birlikte, söz konusu kanunda belirtilmektedir ki, “vatandaşların ve eğitim kurumu kurucularının isteği dikkate alınarak, Azerbaycan Cumhuriyeti'nin taraf olduğu uluslararası anlaşmalara veyahut ilgili yürütme organının belirlediği organla (kurumla) yapılan anlaşmaya uygun olarak, genel eğitim kurumlarında öğretim, ilgili devlet eğitim standartları veya uluslararası düzeyde akredite edilmiş eğitim programları temelinde diğer dillerde de yapılabilir”.
Görüldüğü üzere mevzuatta genel eğitim kurumlarında öğretimin diğer dillerde, o cümleden Rus dilinde olmasına dair düzenleyici mekanizmalar olsa da, emredici bir yasak veya kısıtlama bulunmamaktadır”.
Milletvekili belirtmiştir ki, konuya sübjektif yaklaşımına gelince ise, o, Azerbaycan'ın genel eğitim okullarında öğretim dilinin istisnasız olarak Azerbaycan dilinde olmasının taraftarıdır:
“Temel eğitim mutlaka Azerbaycan dilinde olmalıdır. Çünkü dil sadece bir iletişim aracı değil, bir halkın milli özgünlüğünü oluşturan temel bir bileşendir. Dil - kültürdür, dil - tarihtir, dil - bir milletin var olduğunun kanıtıdır ve dilin milli bilincin oluşmasında müstesna, yeri doldurulamaz bir yeri vardır.
Ancak bu sürecin, yani Azerbaycan'ın tüm genel eğitim kurumlarında öğretimin tamamen Azerbaycan dilinde yapılmasının teşvik edici ve cazip adımlarla gerçekleştirilmesinin taraftarıyım. Azerbaycan dilinde öğretimin kalitesi arttıkça, diğer dillerde öğretim sürecini yürüten okulların da doğal olarak ortadan kalkacağını düşünüyorum. Şunu da belirtmeliyim ki, dil milli kimliğin korunmasının en temel bileşeni olduğu gibi, aynı zamanda "kadife yayılma" aracıdır. Bu açıdan, yabancı dillerde öğretim sürecinin milli bilincin ortadan kaldırılmasına yönelik unsurların taşıyıcısına dönüşmemesi daima dikkatte tutulmalıdır. Genel eğitim okullarında birkaç yabancı dilin öğrenilmesine imkan sağlanmalıdır. Ortaokullarda yabancı dillerin öğretimi güçlendirilmeli, özel programlar uygulanmalıdır. Bu, Azerbaycan vatandaşlarının rekabetçi uzmanlar olarak yetişmesi, dünyaya açılmaları için oldukça önemlidir. Ancak temelin, ana sütü gibi temiz, öz Azerbaycan dilinde olması şarttır”.
Elçin Mirzəbəyli'nin sözlerine göre, dilimizle ve aynı zamanda bir millet olarak geleceğimizle ilgili çağrıların nelerden ibaret olduğunu, hangi karmaşık bir zaman diliminden geçtiğimizi derinden anlamak için, kanaatine göre, Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in yerel televizyon kanallarına verdiği röportajda dile getirdiği fikirleri tekrar tekrar gözden geçirmeliyiz:
“Dil, devletçiliğin temel niteliklerinden biridir, belki de birincisidir, tabii ki bayrakla, armayla, marşla birlikte. Halkımızın kaderini hepimiz iyi biliyoruz, ağır bir kaderdir. Asırlar boyu bağımsızlık aşkıyla yaşamış bir halkız, asırlar boyu sömürgecilik koşullarında yaşamış bir halkız. Bunun adları farklı olabilir, ama mahiyet itibarıyla bu, sömürgeciliktir. İster kadim dönemlerde, ister Rus İmparatorluğu döneminde, Fars İmparatorluğu döneminde, Sovyetler Birliği döneminde bu, sömürgecilikten başka bir şey değildi. Bağımsızlık tarihimiz de zengin olmuştur. Devletçilik esasları olmuştur. O devletlerle gurur duyuyoruz. Ancak başka imparatorlukların, ülkelerin bünyesinde yaşadığımız için ister istemez halkımızın psikolojisine de belirli bir etki bırakmıştır. Bu psikolojinin olumsuz etkileri bugün de mevcuttur. Azalıyor, ama var. Ne kadar az olursa, o kadar da iyidir. Muhtemelen nesillerin değişmesiyle, başka faktörlerle ilgilidir. Ancak dil, milleti millet yapan faktördür. Biz tüm dönemler boyunca dilimizi korumuşuz ve bugün konuştuğumuz Azerbaycan dili, ulu atalarımızın konuştuğu Azerbaycan dilinden farklı değildir. Bu, büyük bir başarıdır. Ben inanıyorum ki, halkımızın büyüklüğüdür ki, biz başka dillerin etkisine girmemişiz”.
Milletvekili eklemiştir ki, dile karşı tutum hem milli hassasiyet, hem de milli gurur meselesidir:
"Halka, millete olan sevgi ilk olarak onun diline olan tutumdan başlar.
Mükemmel bir Azerbaycanlı olmanın yolu, Azerbaycan diline mükemmel bir şekilde hakim olmaktan, onu benimsemekten geçer. Azerbaycan dili dünyanın en güzel dillerinden biri ve bana göre birincisidir. Dilimizin özünde ilahi bir müzik vardır. Kendi ana dilini mükemmel bilen bir Azerbaycanlının dudaklarından dökülen sözler sanki bu ilahi müziğin sedaları altında, hüzünlü bir akışla havada süzülür, sevdalı aşıklar gibi söz söz, cümle cümle kol kola olurlar”,- diye E.Mirzəbəyli belirtmiştir.
Bilim ve Eğitim Bakanlığı bünyesindeki Kamu Konseyi Sekreteri Günay Əkbərova ise belirtmiştir ki, Rus bölümüyle ilgili tartışmaların yeniden gündeme gelmesi, toplumda devam eden daha geniş bir sürecin – eğitimde dil politikasının ve milli önceliklerin yeniden gözden geçirilmesinin bir parçasıdır:
“Dil meselesi sadece bir iletişim aracı değil, aynı zamanda vatandaşın devletle, toplumla ve gelecekteki işgücü piyasasıyla bağını belirleyen temel faktörlerden biridir. İşte bu nedenle bu konu, devletçilik açısından hassas ve stratejik bir nitelik taşımaktadır. Sayın Cumhurbaşkanı İlham Aliyev de çeşitli konuşmalarında Azerbaycan dilinin korunmasını ve devlet dili olarak eğitimdeki öncü konumunun güçlendirilmesini milli güvenlik ve egemenlik meselesi olarak değerlendirmiştir.
Son yıllarda Bilim ve Eğitim Bakanlığı tarafından ana dilinde eğitimin kalitesinin yükseltilmesi, ders kitaplarının ve müfredatların yenilenmesi, öğretmen yetiştirmenin güçlendirilmesi yönünde sistemli çalışmalar yürütülmektedir. Amaç, velilerin ve öğrencilerin Azerbaycan dilinde eğitimi sadece formal olarak değil, kalite ve perspektif açısından da daha üstün bir seçenek olarak görmeleridir. Bu yaklaşım, doğal olarak, çeşitli öğretim modellerinin zamanla yeniden şekillenmesine yol açmaktadır”.
G.Əkbərova, burada söz konusu olanın herhangi bir öğretim dilinin idari yollarla kaldırılması olmadığını düşünmektedir:
“Aksine, amaç eğitimin devlet dilinde daha rekabetçi, daha modern ve daha etkili bir şekilde kurulmasıdır. Eğer Azerbaycan dilinde öğretim hem içerik, hem metodoloji, hem de gelecekteki imkanlar açısından güçlü olursa, velilerin ve öğrencilerin tercihleri de doğal olarak bu yöne kayacaktır. Bu ise reformların en sağlıklı ve sürdürülebilir yoludur.
Beklenmektedir ki, önümüzdeki dönemde de bazı okullar kendi öğretim modellerini bu genel stratejiye uygun şekilde yeniden düzenleyeceklerdir. Ancak bu süreç keskin kararlarla değil, aşamalı olarak, eğitimin kalitesinin yükseltilmesi ve toplumun ihtiyaçları dikkate alınarak yürütülecektir.
Bu, ne sadece bir dil meselesidir, ne de ayrı ayrı okulların verdiği kararlardır. Bu, Cumhurbaşkanı'nın belirlediği milli çizgiye uygun olarak uygulanan uzun vadeli eğitim stratejisinin bir parçasıdır ve temel amaç, her çocuğun kendi ülkesinde, devlet dilinde, eşit imkanlarla kaliteli eğitim almasını sağlamaktır”.
Konuya psikolojik açıdan açıklık getiren psikolog Nizami Orucov ise belirtmiştir ki, özellikle toplumumuzda “kalabalıktan geri kalmamak”, “fırsatları kaçırmamak” korkusu güçlüdür:
“Veli bazen Rusça eğitim veren okulu gerçek eğitim kalitesine göre değil, onun etrafında oluşmuş sosyal imaja göre seçer. Bu ise kararın daha çok duygusal ve sosyal baskı altında verildiğini göstermektedir.
Bilinçli karar, velinin çocuğun ihtiyaçlarını, ilgi alanlarını, dil becerisini ve psikolojik özelliklerini dikkate alarak verdiği seçimdir. Burada temel motiv “çocuğum için ne daha uygundur?” sorusudur. Taklit ise daha çok sosyal baskı ve kolektif davranıştan kaynaklanır. Veli bazen farkında olmadan “herkes böyle yapıyor, demek ki doğrudur” yaklaşımıyla hareket eder. Psikolojik açıdan bu iki yaklaşım arasında ciddi fark vardır: biri sorumluluk ve bireysel değerlendirme üzerine kurulur, diğeri ise endişe ve geride kalma korkusuyla”.
Psikoloğun sözlerine göre, eğer seçim bilinçli bir şekilde yapılmışsa, çocuk daha çok kabul edildiğini ve anlaşıldığını hisseder:
“Bu, onun duygusal güvenlik hissini güçlendirir. Ancak veli sadece başkalarını taklit ederek karar veriyorsa ve çocuk o ortama uyum sağlamakta zorlanıyorsa, o zaman stres, kendine güvensizlik ve içsel gerginlik oluşabilir. Çocuk, kendi ihtiyaçlarından çok, velinin korkularının ve toplumun beklentilerinin esas alındığını hisseder”.
N.Orucov belirtmiştir ki, eğer dil seçimi çocuğun iç dünyası ve ailede verilen değerlerle dengelenmezse, çocukta kimlikle ilgili karışıklık oluşabilir:
“Burada sorun dilin kendisi değil, dil aracılığıyla aktarılan aidiyet hissinin zayıflamasıdır. Çocuk, kendini hangi kültüre, hangi kimliğe ait olduğunu anlamakta zorlanabilir. Bu da kişilik gelişimi döneminde içsel çelişkilere yol açabilir.
Velilerde esasen endişe, gelecekle ilgili belirsizlik ve yanlış seçim yapma korkusu gözlemlenmektedir. Öğrencilerde ise uyum stresi, kendini kanıtlama baskısı ve bazen de içsel yalnızlık hissi oluşur. Eğer bu süreçte çocukla açık iletişim kurulmazsa, onun psikolojik yükü daha da ağırlaşabilir”.
Sonuç olarak psikolog eklemiştir ki, eğitim seçimi velinin korkularıyla değil, çocuğun ihtiyaçlarıyla uyumlu olmalıdır:
“Dil ve okul seçimi, çocuğun psikolojik refahını, kişilik gelişimini ve milli kimliğini desteklemelidir. En sağlıklı yaklaşım başkalarını taklit etmek değil, çocuğu merkeze alan, bilinçli ve dengeli bir karar vermektir”,- diye N.Orucov belirtmiştir.
Belirtmek gerekir ki, Bakü'de faaliyet gösteren Hədəf Liselerinde Rus bölümü için 1. sınıflara kabul durdurulacaktır. Şöyle ki, kararın yeni öğretim yılından itibaren yürürlüğe girmesi beklenmektedir.