Modern.az

Bir şehir, bir fakülte: Azerbaycan eğitimde Gürcistan modeline geçebilir mi?

Bir şehir, bir fakülte: Azerbaycan eğitimde Gürcistan modeline geçebilir mi?

Eğitim

28 Şubat 2026, 09:44

Son yıllarda yükseköğretim sisteminin daha verimli bir şekilde düzenlenmesiyle ilgili olarak uluslararası alanda çeşitli modeller tartışılmaktadır. Dünyanın birçok ülkesinde, özellikle Gürcistan'da uygulanan ve “bir şehir, bir fakülte” prensibi olarak bilinen yaklaşım da bu bağlamda dikkat çekmektedir. Bu model esasen devlet üniversitelerini kapsamakta ve aynı uzmanlık alanları üzerine eğitimin ayrı ayrı yükseköğretim kurumlarında parçalanmasını önlemeyi, kaynakları daha amaca yönelik bir şekilde yoğunlaştırmayı hedeflemektedir. Örneğin, teknik uzmanlık alanlarının tek bir merkezde, hukuk veya diğer alanların ise belirli şehir veya üniversitelerde toplanması hem bilimsel potansiyelin güçlendirilmesi hem de eğitim kalitesinin artırılması açısından etkili kabul edilmektedir.

Merak uyandırıcıdır ki, dünya pratiğinde mevcut olan bu modelin Azerbaycan'da da uygulanması mümkün müdür?

Konuyla ilgili olarak Modern.az'a yaptığı açıklamada, Milli Meclis Bilim ve Eğitim Komitesi üyesi Elnarə Akimova, yükseköğretimin yapılandırılmasıyla ilgili son on yıllarda dünyada gözlemlenen temel eğilimlerden birinin kaynakların dağılmasını önlemek, tekrarlanan programları birleştirmek ve akademik gücü merkezileştirmek olduğunu belirtmiştir.

“Bu açıdan bakıldığında, bazı ülkelerde uygulanan “bir şehir, bir fakülte” yaklaşımı, klasik idari optimizasyondan ziyade, kalitenin kurumsal konsantrasyonu olarak değerlendirilmektedir. Özellikle post-Sovyet coğrafyasında eğitim sistemlerinin yeniden yapılandırılması sürecinde bu model giderek dikkat çekmeye başlamıştır. Bu deneyimin bölgesel örneklerinden biri olarak Gürcistan'ın son yıllarda devlet üniversiteleri arasında program konsolidasyonu yönünde attığı adımlar gösterilebilir; aynı uzmanlık alanlarının paralel ve bazen zayıf maddi-teknik altyapı ile öğretilmesi yerine, daha güçlü akademik merkezler oluşturma eğilimi tercih edilmektedir”.

Milletvekili, dünya deneyiminin üniversitelerin çokluğunun her zaman kalitenin bir göstergesi olmadığını gösterdiğini belirtmiştir:

“Örneğin, Finlandiya yükseköğretimde yapısal reformlar sırasında bir dizi enstitüyü birleştirerek daha büyük ve araştırma odaklı üniversiteler kurmuştur. Bu model sonucunda hem bilimsel yayınların sayısı artmış hem de üniversitelerin uluslararası sıralamalardaki konumu güçlenmiştir. Almanya ise farklı bir yaklaşım uygulasa da aynı mantığı izlemektedir: bazı şehirlerde uzmanlaşmış yükseköğretim kurumları belirli alanlarda merkez rolü oynamakta ve kaynakların dağıtımı bu uzmanlaşma üzerinden kurulmaktadır. Fransa'da üniversite konsorsiyumlarının oluşturulması da aynı amaca hizmet etmektedir: akademik tekrarlamanın azaltılması ve bilimsel potansiyelin tek bir alanda yoğunlaşması”.

E. Akimova aynı zamanda modelin avantajlarının birkaç temel yönde kendini göstermesine de dikkat çekmiştir:

“Birincisi, maddi-teknik altyapı ve profesör-öğretim elemanı kadrosunun dağılması önlenir. Aynı alanda birkaç zayıf fakülte yerine, daha güçlü laboratuvarlara, araştırma gruplarına ve uluslararası işbirliği imkanlarına sahip bir merkez oluşur. İkincisi, bütçe harcamalarının etkinliği artar: paralel yapıların sürdürülmesi için ayrılan kaynaklar, gelişim odaklı yatırımlara dönüşür. Üçüncüsü, öğrenci seçimi ve akademik rekabet güçlenir; merkezileşmiş fakülte daha yüksek kabul standartları ve daha kaliteli bir eğitim ortamı yaratabilir. Son olarak, bu model bölgelerarası dengeyi de teşvik edebilir, çünkü uzmanlaşmış fakülteler farklı şehirlerde konumlandırılarak bölgesel kalkınmayı destekler”.

Milletvekili ayrıca, bununla birlikte, modelin başarısının idari kararın kendisinden çok, uygulama mekanizmasına da bağlı olduğunu vurgulamıştır:

“Aceleci ve sosyal etkiler göz önüne alınmadan yapılan birleşmeler, personel akışına, öğrenci seçim özgürlüğünün kısıtlanmasına ve bölgelerin eğitim imkanlarında dengesizliğe neden olabilir. Bu nedenle bu yaklaşım aşamalı, şeffaf ve akademik camianın katılımıyla hayata geçirilmelidir. Dünya deneyimindeki başarılı örnekler, geniş istişareler, performans göstergelerine dayalı kararlar ve geçiş dönemi için sosyal güvence mekanizmaları ile desteklenmiştir”.

Elnarə Akimova, modelin Azerbaycan'da uygulanması meselesine de açıklık getirmiştir:

“Bu modelin Azerbaycan için uygulama perspektifine gelince, ülkede yükseköğretim ağının genişlemesiyle birlikte, bazı uzmanlık alanları için programların tekrarlanması meselesi zaman zaman tartışılmaktadır. Ekonominin çeşitlendirilmesi ve bilimsel araştırmaların sonuç odaklı olması hedefleri göz önüne alındığında, uzmanlaşmış akademik merkezlerin oluşturulması rasyonel görünebilir. Ancak bu süreç sadece yapısal bir değişiklik olarak değil, kalite güvencesi, akreditasyon standartlarının sıkılaştırılması ve üniversitelerin araştırma misyonunun güçlendirilmesi ile paralel yürütülmelidir.

Böyle bir modelin yasama düzeyinde tartışmaya açılması da doğal görünmektedir. Yükseköğretimin yönetim mekanizmaları ve üniversitelerin statüsü ile ilgili konular devlet politikasının bir parçasıdır ve bu tür reformların kamuoyu tartışması meşruiyeti güçlendirir. Bu açıdan Milli Meclis düzeyinde kavramsal tartışmaların yapılması hem uluslararası deneyimin öğrenilmesi hem de ulusal önceliklerin netleştirilmesi açısından uygun olabilir. Küresel eğilimler göstermektedir ki, yükseköğretimde optimizasyon artık bir seçenek değil, rekabet gücünün korunması için bir zorunluluk haline gelmektedir; temel mesele bu zorunluluğu yerel gerçekliklerle uzlaştırmanın en uygun yolunu bulmaktır.” diye kaydetmiştir.

Bilim ve Eğitim Bakanlığı bünyesindeki Kamu Şurası Başkanı Hikmət Əlizadə ise, bu yeniliğin özellikle küçük ülkelerde uygulandığını ve personel eğitiminin kalitesini artırma amacı taşıdığını belirtmiştir.

“Bilirsiniz, personel eğitimi karmaşık bir süreçtir. Eğitilen personelin kalitesi birçok faktöre bağlıdır. Bu faktörler arasında personeli eğiten pedagojik kadro önemli bir rol oynar. Genellikle bölgelerde kaliteli öğretmen kadrosunun sayısı azdır. Kaliteli uzmanlar genellikle merkezi şehirlerde faaliyet göstermeyi tercih ederler. Bu nedenle özellikle bölgelerde personel eğitiminin kalitesi düşük olur. Bu yüzden bölgelerde personel eğitimi azaltılır ve bu meseleyle merkezde faaliyet gösteren yükseköğretim kurumları ilgilenir. Kalitenin yükseltilmesi açısından birçok ülkede böyle bir adım atılmaktadır”.

O aynı zamanda “bir şehir, bir fakülte” modelinin uygulamasının olumlu ve olumsuz yönlerinden de bahsetmiştir:

“Ancak bu modelin uygulamasının olumlu yönünün yanı sıra olumsuz tonları da vardır. Kanaatimce, böyle bir modelin uygulanması bölgelerin gelişimini olumsuz etkileyebilir. Bence, bölgelerde yükseköğretim kurumlarının kurulması ve geliştirilmesi oldukça önemli bir meseledir. Çeşitli dönemlerde yükseköğretim kurumlarının bölgelere taşınması meselesiyle ilgili basında tartışmaların yapılması tesadüfi değildir. Bu tartışmalarda yükseköğretim kurumlarının bölgelere taşınması, Bakü şehrinde hem nüfus yoğunluğunun azaltılmasının hem de bölgelerin gelişiminin temel yolu olarak değerlendirilmektedir. Elbette, böyle bir adımın atılması zaman kategorisi düzleminde çözülecektir.

Gürcistan küçük bir ülkedir. Orada nüfus sayısı yaklaşık 3,5 milyon kişidir. Böyle bir modelin uygulanması orada başarılı sonuçlar verebilir. Ancak düşünüyorum ki, böyle bir modelin ülkemizde de uygulanması o kadar da fayda sağlamaz. Şöyle ki, farklı yükseköğretim kurumlarında aynı uzmanlık alanında personel eğitimi üniversiteler arasında rekabet yaratır. Eskiden hangi üniversitenin daha kaliteli personel yetiştirdiği meselesi güncel değildi, son yıllarda bu mesele güncel hale gelmiş ve çeşitli kurumların raporlarında yer almaktadır. Bu meseleye dikkati daha da artırmak faydalı olurdu. Bu tür raporların sonucudur ki, şimdi hatta bölgelerimizdeki yükseköğretim kurumlarında eğitimin kalitesinin artırılması açısından amaca uygun yenilikler hayata geçirilmektedir”.

H. Əlizadə, Bilim ve Eğitim Bakanlığı bünyesindeki Kamu Şurası olarak son dönemlerde çeşitli eğitim kurumlarında, özellikle de bölgelerimizde faaliyet gösteren yükseköğretim kurumlarında bulunurken buna şahit olduklarını da belirtmiştir:

“Ancak, elbette ki, bugünkü gelişim seviyesi bizi tatmin edemez. Fakat gelişim eğilimi bize yakın gelecekte yükseköğretim kurumlarında personel eğitiminin kalitesinin daha da artacağını düşünmek için zemin hazırlıyor. Sadece, rekabet faktörünü daha da güncel hale getirmek gerektiğini düşünüyorum. Burada temel kriter, yetiştirilen personelin talep edilen nitelikte olmasıdır.

Şunu da belirtmeliyim ki, bugün öyle uzmanlık alanları var ki, bu uzmanlık alanlarında personel eğitimi haddinden fazla yükseköğretim kurumunda gerçekleştirilmektedir. Bilindiği üzere, ülkemizde Eğitimin Kalitesinin Güvencesi Ajansı faaliyet göstermektedir. Bu ajans, tüm yükseköğretim kurumlarında eğitimin kalitesinin ve personel eğitiminin devlet standartlarına uygunluk derecesini belirlemek için kurumsal akreditasyonun yanı sıra program akreditasyonu da yapmaktadır. Ajans, her bir program için personel eğitiminin kalitesini belirlemek üzere kriterler ve göstergeler hazırlamıştır. Elimdeki bilgilere göre belirtmeliyim ki, ajans akreditasyonun yürütülmesine çok ciddi yaklaşmaktadır. Kanaatimce, yakın gelecekte herhangi bir uzmanlık alanında kaliteli personel yetiştiremeyen yükseköğretim kurumlarında bu uzmanlık alanlarındaki personel eğitimine son verilebilir. Bu yolla herhangi bir uzmanlık alanında personel eğitimi, daha kaliteli uzman yetiştiren üniversitede yoğunlaşabilir”.

Kamu Şurası başkanı, bir başka konuya da dikkat çekilmesi gerektiğini belirtmiştir:

“Bölgelerde faaliyet gösteren yükseköğretim kurumlarında pedagojik kadronun kalitesini artırmak, günün temel taleplerinden biri olarak kalmaktadır. Bunun için çeşitli modeller uygulanabilir.

Örneğin, ülkenin saygın yükseköğretim kurumlarında ders veren öğretim elemanlarının ayda bir veya iki kez herhangi bir bölgedeki yükseköğretim kurumlarında hem ders vermesi hem de pedagojik kadro için ustalık dersleri düzenlemesi bu açıdan ilgi çekici olabilir. Hedefli doktora programları aracılığıyla bölge yükseköğretim kurumları için uzman yetiştirilebilir. Elbette, başka modeller de uygulanabilir. Her halükarda, bugün bölgede faaliyet gösteren yükseköğretim kurumlarında kalitenin daha da artırılması zorunludur”.

H. Əlizadə, ülkemizde öğrenci sayısı az olan üniversitelerin faaliyet gösterdiğini de eklemiştir:

“Kanaatimce, bu üniversitelerin birleştirilmesi personel eğitiminin kalitesinin artırılmasına ivme kazandırabilir. Zaman zaman bu konuyla ilgili basında da öneriler dile getirilmektedir. Dünya deneyiminde de öğrenci sayısı fazla olan üniversiteler kaliteli faaliyetleriyle öne çıkmaktadır. Üniversitelerin birleştirilmesi, yükseköğretim kurumlarında fakültelerin ve kürsülerin büyütülmesi, üniversitenin mali kaynaklarını daha verimli kullanması, maddi-teknik altyapının ve altyapının daha da iyileştirilmesi, daha kaliteli pedagojik kadronun seçilmesi, yetiştirilen personelin kalitesinin artması için büyük fırsatlar yaratabilir. Düşünüyorum ki, bu mesele de zaman bağlamında kendi çözümünü bulabilir” diye sözlerini tamamlamıştır. 

Sizə yeni x var
Keçid et
Xameneinin yerinə gətirilən rəhbər də ÖLDÜRÜLDÜ - Şok açıqlama