Son on yılda NATO tarihinin belki de en karmaşık dönemini yaşadı. Rusya'nın Kırım'ı ilhak etmesi, Ukrayna'ya karşı geniş çaplı savaş, Finlandiya ve İsveç'in ittifaka katılması, savunma harcamalarının rekor seviyeye ulaşması ve Çin'in ilk kez ittifakın stratejik belgelerinde güvenlik tehdidi olarak değerlendirilmesi NATO'nun faaliyetlerinde yeni bir aşama yarattı.
Bu aşamada NATO'nun 7-8 Temmuz tarihlerinde gerçekleştirilen Ankara Zirvesi'nin kritik kararlar açısından en önemli etkinlik olacağı belirtiliyor.
Ankara zirvesinden önce yapılan zirve toplantılarında da onlarca önemli karar alındı. İlginçtir ki, bunların hepsi aynı hızla hayata geçirilmedi. Bazı kararlar hemen uygulandı, bazılarının gerçekleşmesi ise yıllar sürdü. Ancak 2022'de Rusya'nın Ukrayna'ya karşı savaş başlatması NATO içinde alınan birçok kararın hızla uygulanmasına neden oldu.
Modern.az NATO'nun son on yılda yapılan zirvelerinde alınan temel kararların kaderine göz atıyor.
2016 Varşova zirvesi: NATO yeni caydırıcılık politikasına geçti
8-9 Temmuz 2016'da Polonya'nın başkenti Varşova'da düzenlenen NATO zirvesi, ittifakın modern tarihindeki dönüm noktalarından biri olarak kabul ediliyor. Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in de katıldığı bu zirve, Rusya'nın Kırım'ı ilhak etmesinden sonra NATO'nun güvenlik stratejisini kökten değiştirdi. Önceki yıllarda ana odak kriz yönetimine yönelirken, Varşova'dan sonra öncelik potansiyel tehditlerin önceden caydırılması oldu.
Zirvede alınan kararların büyük çoğunluğu sonraki yıllarda tam olarak uygulandı.
En önemli kararlardan biri Estonya, Letonya, Litvanya ve Polonya'da çok uluslu askeri taburların konuşlandırılmasıydı. Büyük Britanya, Kanada, Almanya ve ABD liderliğindeki bu birlikler 2017'den itibaren faaliyete başladı. Rusya'nın 2022'de Ukrayna'ya karşı geniş çaplı saldırısından sonra ise bu taburların sayısı artırıldı, bir kısmı tugay seviyesine kadar genişletildi. Bugün NATO'nun doğu kanadının savunması, Varşova zirvesinde alınan kararlara dayanıyor.

Varşova'da diğer önemli karar, siber uzayın ayrı bir operasyon alanı olarak tanınması oldu. Bununla NATO, siber saldırıları kara, hava ve deniz saldırılarıyla aynı tehdit kategorisinde değerlendirmeye başladı. Sonraki yıllarda Belçika'nın Mons şehrinde NATO Siber Operasyonlar Merkezi kuruldu ve üye devletlerin ulusal siber savunma sistemleri tek bir koordinasyon mekanizmasına entegre edildi.
Zirvede Avrupa'nın balistik füze savunma sisteminin ilk operasyonel hazırlığı da ilan edildi. Romanya ve Polonya'daki savunma tesisleri NATO komutanlığına entegre edildi, İspanya'da bulunan ABD savaş gemileri ise tek bir füze savunma sisteminin parçası haline geldi.
Varşova'da Afganistan'daki "Kararlı Destek" misyonunun devam ettirilmesi kararı da alındı. Misyon, NATO kuvvetlerinin 2021'de ülkeden çekilmesine kadar devam etti.
Zirvenin diğer önemli sonuçlarından biri NATO ile Avrupa Birliği arasında imzalanan ilk geniş çaplı ortak bildiri oldu. Bu belge siber güvenlik, hibrit tehditler ve Akdeniz'de güvenlik alanında işbirliğinin temelini attı. Sonraki yıllarda Finlandiya'da Hibrit Tehditlerle Mücadele Mükemmeliyet Merkezi'nin kurulması ve Akdeniz'de ortak operasyonların genişletilmesi, bu kararların pratik sonucu olarak değerlendiriliyor.
Varşova zirvesi, NATO'nun artık önceki güvenlik ortamına uygun faaliyet göstermediğini gösterdi. İttifak ilk kez Rusya'dan kaynaklanan riskleri uzun vadeli stratejik bir tehdit olarak değerlendirmeye başladı.
2017 Brüksel zirvesi: İki karar, iki farklı sonuç
2017'de Brüksel'de düzenlenen NATO zirvesi iki ana yönde akılda kaldı. Bunlardan biri terörle mücadele, diğeri ise üye devletlerin savunma harcamalarının artırılmasıydı. İlginçtir ki, bu iki kararın uygulama kaderi tamamen farklı oldu.
Terörle mücadele alanında alınan kararlar kısa sürede hayata geçirildi. NATO, IŞİD'e karşı uluslararası koalisyona resmi olarak katıldı, Irak'ta yerel güvenlik güçlerinin eğitimi misyonunu genişletti ve Brüksel'deki karargah içinde terörle mücadele özel istihbarat birimi kurdu. Bu adımlar ittifak içinde bilgi alışverişini önemli ölçüde güçlendirdi.
En çok tartışılan karar ise savunma harcamalarının GSYİH'nin minimum yüzde 2'si seviyesine çıkarılmasıydı. Zirvede üye devletlerden bu amaçla ulusal eylem planları hazırlamaları talep edilse de, süreç beklendiği gibi ilerlemedi.
2017-2021 yıllarında Almanya, Belçika, İspanya ve bir dizi diğer Avrupa ülkesi savunma bütçelerini ciddi şekilde artırmaya acele etmiyordu. Bu ise Washington ile Avrupalı müttefikler arasındaki fikir ayrılıklarını daha da derinleştirdi.

Hatta 2024'te belirlenen son tarihe gelindiğinde bile bazı ülkeler yüzde 2'lik göstergeyi yerine getirememişti.
Ancak 2022'de Rusya'nın Ukrayna'ya karşı geniş çaplı savaşı durumu tamamen değiştirdi. Güvenlik risklerinin artması sonucunda Avrupa ülkeleri askeri bütçelerini rekor seviyeye yükseltmeye başladılar. NATO'nun son değerlendirmelerine göre, bugün ittifakın tüm üyeleri minimum yüzde 2'lik sınırı sağlamış durumda ve artık daha yüksek – yüzde 3,5 ve yüzde 5'lik savunma harcamaları hedefleri tartışılıyor.
Brüksel zirvesinin en büyük sonucu da işte burada ortaya çıktı. Karar hemen uygulanmasa da, değişen güvenlik koşulları onun gerçekleşmesini kaçınılmaz kıldı.
2018 Brüksel zirvesi: Geciken kararlar, değişen gerçeklik
2018'de Brüksel'de düzenlenen bir sonraki zirve, önceki kararların devamı niteliğindeydi. Burada ana odak savunma harcamalarının artırılmasına, Afganistan'daki misyonun finansmanına, Avrupa Birliği ile askeri işbirliğinin genişletilmesine ve siber güvenliğin güçlendirilmesine yöneldi.
Savunma bütçeleriyle ilgili durum önceki gibi karmaşıktı. Birçok ülke yükümlülüklerini yerine getirmiyordu. Ancak sonraki yıllarda güvenlik ortamının değişmesi sonucunda bu yönde ciddi bir dönüş yaşandı ve NATO içinde yüzde 2'lik minimum sınır fiilen bir norm haline geldi.
Afganistan'la ilgili karar ise tam olarak gerçekleşmedi. Zirvede misyonun uzun vadeli finansmanı öngörülse de, ABD ve NATO kuvvetlerinin 2021'de ülkeden çekilmesi programın vaktinden önce sona ermesine neden oldu.
Bunun aksine, Avrupa Birliği ile askeri hareketlilik ve siber güvenlik alanında işbirliği öngörüldüğü gibi gelişti. Askeri teçhizatın Avrupa içinde daha hızlı hareketini sağlayan prosedürler basitleştirildi, altyapı projeleri genişletildi ve hibrit tehditlere karşı koordinasyon güçlendirildi.
Zirvenin Azerbaycan için dikkat çeken noktalarından biri, NATO belgelerinde ülkenin toprak bütünlüğüne siyasi desteğin yeniden ifade edilmesiydi. Bununla birlikte, Azerbaycan Silahlı Kuvvetleri, Afganistan'daki barış gücü misyonunu NATO kuvvetlerinin çekilmesine kadar başarıyla sürdürdü.
Böylece, 2018 Brüksel zirvesi, bazı kararlar beklenenden geç uygulansa da, çoğunun daha sonra değişen jeopolitik gerçeklik fonunda pratik sonuç verdiğini gösterdi.
2019 Londra zirvesi: NATO yeni tehditlere uyum sağlamaya başladı
Aralık 2019'da Büyük Britanya'nın başkenti Londra'da düzenlenen zirve, NATO'nun 70. yıldönümüne denk geliyordu. Ancak yıldönümü etkinliği olmanın yanı sıra, bu toplantı ittifakın gelecekteki stratejik rotasının belirlenmesi açısından da önemli bir anlam taşıyordu.
O dönemde NATO içinde fikir ayrılıkları da oldukça fazlaydı. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un "NATO'nun beyin ölümü gerçekleşti" açıklaması, ittifakın geleceğiyle ilgili ciddi tartışmalara neden olmuştu. İşte böyle bir ortamda düzenlenen Londra zirvesinde alınan kararlar, NATO'nun siyasi ve askeri dönüşümüne yeni bir yön verdi.
En dikkat çekici kararlardan biri, uzayın NATO'nun yeni operasyon alanı olarak tanınması oldu. Bununla ittifak, kara, hava, deniz ve siber uzaydan sonra uzayı da askeri planlamanın ayrılmaz bir parçası haline getirdi. Kararın ardından Almanya'nın Ramstein hava üssünde NATO Uzay Merkezi kuruldu ve uydu verilerinin koordinasyonu tek bir sistem üzerinden gerçekleştirilmeye başlandı.

Londra zirvesinde alınan diğer stratejik karar ise daha sonra "NATO 2030" adını alan siyasi reform sürecinin başlatılmasıydı. Amaç, ittifakın sadece askeri değil, siyasi açıdan da daha esnek ve operatif kararlar alabilmesini sağlamaktı. Bu girişim daha sonra 2022'de Madrid'de kabul edilen yeni Stratejik Konsept'in hazırlanmasına zemin hazırladı.
Zirvenin bir başka önemli sonucu, Çin'in ilk kez NATO belgelerinde güvenlik gündemine dahil edilmesi oldu. Londra Bildirgesi'nde Pekin'in artan küresel etkisinin hem fırsatlar hem de zorluklar yarattığı belirtildi. Sonraki zirvelerde ise bu yaklaşım daha da sertleştirildi ve Çin, ittifak için "sistemik bir meydan okuma" olarak değerlendirilmeye başlandı.
Londra'da savunma harcamalarının artırılması meselesi de yeniden gündeme getirildi. ABD, Avrupalı müttefiklerinden GSYİH'nin minimum yüzde 2'si oranında savunma bütçesi oluşturmalarını talep ediyordu. O zaman bu hedefe ulaşan ülke sayısı az olsa da, birkaç yıl sonra güvenlik koşullarının değişmesiyle durum tamamen farklı bir yönde gelişti.
Zirvenin önemli siyasi sonuçlarından biri de Kuzey Makedonya'nın NATO'ya üyelik sürecinin tamamlanmasının desteklenmesi oldu. Birkaç ay sonra – Mart 2020'de ülke, ittifakın 30. üyesi olarak örgüte kabul edildi.
Londra zirvesi, NATO'nun artık sadece Avrupa'daki askeri risklere değil, uzay, teknoloji ve Asya-Pasifik bölgesindeki değişen jeopolitik süreçlere de dikkat etmeye başladığını gösterdi.
2021 Brüksel zirvesi: NATO'nun geleceğini belirleyen kararlar
Haziran 2021'de Brüksel'de düzenlenen zirve, NATO tarihinde yeni bir aşamanın başlangıcı olarak değerlendiriliyor. İlginçtir ki, zirve sırasında alınan kararların çoğu, sadece bir yıl sonra Rusya'nın Ukrayna'ya karşı geniş çaplı savaşı fonunda hızla hayata geçirilmeye başlandı.
En önemli karar "NATO 2030" gündeminin onaylanmasıydı. Bu belge, ittifakın önümüzdeki on yılda siyasi, askeri ve teknolojik gelişim yönlerini belirliyordu. Aynı zamanda yeni Stratejik Konsept'in hazırlanmasına başlandı. Sonuç olarak 2022'de Madrid'de NATO'nun güvenlik doktrini tamamen yenilendi.
Brüksel zirvesi, Çin'e yönelik ilişkilerde de yeni bir aşamanın temelini attı. NATO tarihinde ilk kez resmi bir belgede, Çin'in artan askeri, teknolojik ve ekonomik yeteneklerinin ittifak için "sistemik bir meydan okuma" yarattığı belirtildi. Sonraki yıllarda Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Yeni Zelanda ile işbirliğinin genişletilmesi, işte bu kararın pratik devamı oldu.
Teknolojik üstünlüğün korunması da zirvenin temel önceliklerinden biriydi. Liderler, savunma alanında yapay zeka kullanımının genişletilmesi, inovasyon fonunun oluşturulması ve yeni teknolojilere yatırımın artırılması konusunda anlaştılar. Aynı yılın sonunda NATO'nun ilk Yapay Zeka Stratejisi kabul edildi. Daha sonra oluşturulan DIANA programı, savunma teknolojileri alanında çalışan start-up'ların finansmanında ana platform haline geldi.
İlk kez olarak iklim değişikliği de güvenlik meselesi olarak değerlendirildi. NATO, küresel ısınmanın sadece çevresel bir sorun değil, aynı zamanda askeri altyapı ve operasyonları doğrudan etkileyen bir faktör olduğunu düşündü. Bu yönde özel bir eylem planı kabul edildi ve sonraki yıllarda karbon emisyonlarının izlenmesi için yeni mekanizmalar uygulanmaya başlandı.
Brüksel zirvesinde Ukrayna ve Gürcistan ile ilgili "açık kapı" politikası bir kez daha teyit edildi. O dönemde bu karar esasen siyasi destek olarak değerlendirilse de, 2022'den sonra durum kökten değişti. NATO, Ukrayna'ya geniş çaplı askeri yardım sağlamaya başladı, ülkenin ittifak standartlarına uyumlaştırılması yönünde büyük ölçekli programlar uygulandı ve sonraki zirvelerde Ukrayna'nın üyeliğe giden yolunun "geri dönülemez" olduğu vurgulandı.
Dikkat çekici nokta, 2021'de alınan kararların çoğunun zirve yapılırken geleceğe yönelik bir plan gibi görünmesiydi. Ancak sadece bir yıl sonra Avrupa'da ortaya çıkan yeni güvenlik gerçekliği, bu planların neredeyse tamamını NATO'nun günlük faaliyetlerinin ana parçası haline getirdi.
İşte bu nedenle uzmanlar, 2021 Brüksel zirvesini, sonraki yıllarda NATO'nun geçirdiği dönüşümün temel başlangıç noktalarından biri olarak kabul ediyorlar.
2022 Madrid zirvesi: Ukrayna savaşı NATO'nun önceliklerini değiştirdi
28-30 Haziran 2022'de İspanya'nın başkenti Madrid'de düzenlenen NATO zirvesi, ittifakın son on yılda düzenlediği en önemli zirve toplantılarından biri olarak kabul ediliyor. Rusya'nın Ukrayna'ya karşı geniş çaplı askeri operasyonlara başlamasından sadece dört ay sonra düzenlenen zirve, fiilen NATO'nun yeni güvenlik stratejisini belirledi.
Önceki zirvelerde gelecekteki riskler tartışılırken, Madrid'de mevcut tehdide karşı yanıt mekanizmaları hazırlanıyordu. Bu nedenle alınan kararların büyük bir kısmı kısa sürede uygulandı.
Zirvenin en önemli sonucu, 2022 Stratejik Konsepti'nin kabul edilmesiydi. NATO, 2010'dan beri yürürlükte olan önceki belgeyi yeniledi ve Rusya'yı "müttefiklerin güvenliği için en doğrudan ve en ciddi tehdit" olarak nitelendirdi. Bu, Moskova ile ilgili NATO'nun resmi pozisyonunda son on yılların en sert değişikliklerinden biriydi.
Yeni stratejik belgede Çin de ilk kez sistemik bir meydan okuma olarak değerlendirildi. İttifak, Pekin'in askeri modernleşmesi, teknolojik yetenekleri ve küresel etkisinin güvenlik ortamına etkisini ayrıca kaydetti. Bununla NATO, faaliyetlerini sadece Avro-Atlantik mekanla sınırlamadığını gösterdi.

Madrid zirvesinin en çok dikkat çeken kararlarından biri Finlandiya ve İsveç'in NATO'ya davet edilmesi oldu. Uzun yıllar askeri tarafsızlık politikası izleyen her iki ülkenin ittifaka üyelik süreci, Rusya'nın Ukrayna'ya saldırısından sonra hızlandırıldı. Finlandiya 2023'te, İsveç ise 2024'te NATO'nun tam üyesi oldu. Bu karar, Baltık Denizi bölgesindeki askeri-siyasi dengeyi önemli ölçüde değiştirdi.
Zirvede NATO'nun Yüksek Hazırlık Kuvvetleri'nin sayısının yaklaşık 40 binden 300 bin kişiye çıkarılması kararı alındı. Amaç, olası krizlere daha operatif tepki vermekti. Sonraki aylarda doğu kanadında ek askeri birlikler konuşlandırıldı, Polonya, Romanya ve Baltık ülkelerinde savunma yetenekleri güçlendirildi.
Madrid'de ABD'nin Polonya'da ilk daimi askeri karargahının kurulması da onaylandı. Bu karar, NATO'nun Doğu Avrupa'daki askeri varlığını daha da sağlamlaştırdı ve Rusya'ya karşı caydırıcılık politikasının temel unsurlarından birine dönüştü.
Zirvede Ukrayna'ya uzun vadeli yardım paketi de kabul edildi. Buraya askeri eğitim programları, modern silah sistemlerinin uygulanması, lojistik yeteneklerinin geliştirilmesi ve Ukrayna Silahlı Kuvvetleri'nin NATO standartlarına uyumlaştırılması dahil edildi. Sonraki yıllarda bu programlar genişletildi ve ittifakın Kiev'e desteği sistemli bir karakter aldı.
Madrid zirvesinin en önemli özelliği, burada alınan kararların büyük çoğunluğunun önceki zirvelerden farklı olarak uzun vadeli bir plan olarak kalmamasıydı. Rusya'nın yarattığı güvenlik gerçekliği, bunların derhal hayata geçirilmesini zorunlu kıldı. İşte bu nedenle uzmanlar, Madrid zirvesini Soğuk Savaş'tan sonra NATO tarihinin en önemli dönüm noktalarından biri olarak kabul ediyorlar.
2023 Vilnius zirvesi: NATO Ukrayna'yı ittifaka daha da yaklaştırdı
Temmuz 2023'te Litvanya'nın başkenti Vilnius'ta düzenlenen zirve, Madrid'de alınan kararların devamı olarak değerlendirildi. Ancak bu kez ana odak, Ukrayna'ya sağlanan desteğin kurumsal temellere geçirilmesine ve NATO'nun bölgesel savunma sisteminin yenilenmesine yöneldi.
Zirvede onaylanan bölgesel savunma planları, NATO tarihinde en geniş çaplı askeri planlama belgeleri olarak kabul ediliyor. İttifak ilk kez her bir bölge için ayrı savunma senaryoları hazırladı ve bu planlara uygun olarak askeri kuvvetlerin konuşlandırılması mekanizmalarını yeniledi. Sonraki aylarda yapılan tatbikatlar ve yeni kuvvetlerin konuşlandırılması, bu planların pratik uygulamasına başladı.
Vilnius zirvesinin ana gündemi ise Ukrayna idi.
Liderler, Ukrayna'nın NATO'ya üyelik sürecini basitleştirmek amacıyla Üyelik Eylem Planı (MAP) aşamasını kaldırdılar. Bu karar, gelecekte siyasi bir karar alınması durumunda Ukrayna'nın üyeliğinin daha hızlı bir prosedür temelinde gerçekleştirilebileceği anlamına geliyordu.
Bununla birlikte, NATO-Ukrayna Konseyi kuruldu. Yeni format, Kiev'e ittifakla ilişkilerde öncekinden daha yüksek bir siyasi statü verdi ve taraflar arasında eşit haklara sahip bir danışma mekanizması oluşturdu. Konsey, halihazırda bir dizi olağanüstü güvenlik meselesinin tartışılmasında kullanılıyor.
Zirvede, Ukrayna ordusunun NATO standartlarına geçişini hızlandıracak çok yıllık yardım programı da onaylandı. Bu program, silah sistemlerinin uyumlaştırılması, askeri eğitimler, lojistik, komuta-kontrol ve savunma planlamasını kapsıyor. Sonraki dönemde ittifakın Ukrayna'ya ayırdığı kaynakların önemli bir kısmı işte bu program çerçevesinde yönlendirildi.
Vilnius'ta alınan diğer önemli karar, savunma harcamalarıyla ilgiliydi. Önceki zirvelerde GSYİH'nin yüzde 2'si hedef olarak kabul edilirken, bu kez bu göstergenin minimum seviye olduğu resmen beyan edildi. Başka bir deyişle, NATO üyelerine artık bu rakamın altında değil, daha yüksek savunma harcamaları planlamaları tavsiye edildi. Bu yaklaşım, 2025'te Lahey zirvesinde kabul edilen yeni finansal hedeflerin de temelini oluşturdu.
Vilnius zirvesi, NATO'nun artık sadece Rusya'nın yarattığı tehditlere yanıt vermekle yetinmediğini gösterdi. İttifak aynı zamanda uzun vadeli güvenlik mimarisini yeniden kurmaya çalışıyor. Ukrayna'ya sağlanan desteğin kurumsallaşması, bölgesel savunma planlarının yenilenmesi ve savunma harcamalarının artırılması da işte bu stratejinin temel unsurlarıdır.
Böylece, Madrid zirvesi NATO'nun güvenlik politikasında bir dönüşüm yaratırken, Vilnius zirvesi bu dönüşümün somut uygulama mekanizmalarını oluşturdu. İşte bu iki zirve toplantısında alınan kararlar, ittifakın mevcut faaliyet modelinin temelini oluşturuyor.
2024 Washington zirvesi: NATO Ukrayna'ya desteği yeni bir aşamaya taşıdı
9-11 Temmuz 2024 tarihlerinde ABD'nin başkenti Washington'da düzenlenen NATO zirvesi, ittifakın kuruluşunun 75. yıldönümüne denk geliyordu. Ancak yıldönümü etkinliğinden daha çok dikkat çeken nokta, Ukrayna'ya desteğin yeni kurumsal mekanizmalarla güçlendirilmesi oldu.
Önceki zirvelerde ana odak siyasi beyanlar ve yardım paketlerine yönelirken, Washington'da alınan kararlar NATO'nun bu süreçteki doğrudan koordinasyon rolünü artırdı.
Zirvenin en önemli kararlarından biri, Ukrayna'ya sağlanan güvenlik yardımının koordinasyonu için NATO'nun yeni misyonunun – NATO Güvenlik Yardımı ve Ukrayna Eğitimi (NSATU) mekanizmasının – oluşturulması oldu. Bununla silah tedariki, askeri hazırlık programları ve lojistik alanındaki koordinasyon esasen ittifakın üzerine geçti.
Bu adım, Ukrayna'ya desteğin ayrı ayrı ülkelerin inisiyatifinden çıkarak NATO'nun kurumsal politikasının bir parçası haline geldiğini gösterdi.
Washington zirvesinde müttefikler, Ukrayna'ya uzun vadeli mali destek konusunda da önemli bir anlaşmaya vardılar. Üye devletler, Kiev'e önümüzdeki yıl içinde en az 40 milyar avro tutarında askeri yardım sağlama taahhüdünde bulundular. Sonraki aylarda bu çerçevede hava savunma sistemleri, mühimmat, zırhlı araçlar ve eğitim programlarının finansmanı devam ettirildi.
Zirvede alınan kararlar sadece Ukrayna ile sınırlı kalmadı.
Liderler ilk kez açıkça belirttiler ki, Çin'in Rusya'nın savunma sanayisine verdiği destek Avro-Atlantik güvenliğini etkiliyor. Bununla NATO, Pekin'e yönelik önceki yıllara kıyasla daha sert bir siyasi duruş sergiledi.
Diğer önemli karar, Avrupa'da hava ve füze savunma yeteneklerinin genişletilmesiyle ilgili oldu. Müttefikler, Ukrayna'nın hava savunmasını güçlendirmek için ek sistemlerin tahsis edileceğini açıkladılar. Paralel olarak Avrupa kıtasında kritik enerji ve iletişim altyapısının, özellikle deniz dibinden geçen kablo ve boru hatlarının korunması yönünde işbirliği genişletildi.
Washington zirvesi, NATO'nun artık sadece krizlere tepki veren bir örgüt olmadığını gösterdi. İttifak, uzun vadeli savaş koşullarında müttefiklerinin kaynaklarını koordine edebilen kurumsal bir güvenlik platformuna dönüşme yolunda yeni bir aşamaya adım attı.
2025 Lahey zirvesi: NATO tarihinin en iddialı mali kararı
Haziran 2025'te Hollanda'nın Lahey şehrinde düzenlenen NATO zirvesi, son on yılın en önemli kararlarından biriyle akılda kaldı. Liderler, savunma harcamalarının önemli ölçüde artırılması konusunda siyasi bir anlaşmaya vardılar.
Alınan karara göre, müttefik devletler 2035 yılına kadar genel savunma ve güvenlik harcamalarını GSYİH'nin yüzde 5'ine çıkarmayı hedefliyorlar. Bunun yüzde 3,5'i doğrudan askeri yeteneklerin geliştirilmesine, kalan yüzde 1,5'i ise siber güvenlik, kritik altyapının korunması, savunma sanayii ve sivil hazırlık tedbirlerine yönlendirilecek.
Bu karar, NATO tarihinde alınmış en iddialı mali taahhütlerden biri olarak kabul ediliyor.
Zirvede savunma sanayisinin üretim gücünün artırılması da temel önceliklerden biri olarak belirlendi. Son yıllarda Ukrayna'ya silah tedariki fonunda ortaya çıkan mühimmat sıkıntısı, NATO ülkelerine mevcut üretim imkanlarının uzun vadeli savaşlar için yeterli olmadığını gösterdi. Bu nedenle üye devletler, silah ve mühimmat üretiminin artırılması, yeni üretim hatlarının oluşturulması ve savunma sanayisine yatırımların genişletilmesi konusunda anlaştılar.
Lahey zirvesinde Hint-Pasifik bölgesindeki ortaklarla işbirliğinin genişletilmesi de bir kez daha teyit edildi. Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Yeni Zelanda ile teknoloji, siber güvenlik ve savunma sanayii alanlarında işbirliğinin derinleştirilmesi, NATO'nun gelecekteki öncelikleri arasında gösterildi.
Halihazırda Lahey zirvesinde alınan kararların uygulanması devam ediyor. Ancak şimdiden açıktır ki, bu kararlar önümüzdeki on yılda ittifakın mali ve savunma politikasını belirleyecek.
NATO'nun son on yılı: kararlardan stratejiye
Son on yılın zirvelerine genel bir bakış atıldığında dikkat çeken temel noktalardan biri, alınan kararların büyük bir kısmının kağıt üzerinde kalmamasıdır. Bazı girişimler hemen uygulanırken, diğerlerinin gerçekleşmesi için jeopolitik koşulların değişmesi gerekti.
2016'da Varşova'da alınan doğu kanadının güçlendirilmesi kararı, 2017'de savunma harcamalarının artırılmasıyla ilgili taahhüt, 2021'de onaylanan "NATO 2030" gündemi ve 2022'de Madrid'de kabul edilen yeni Stratejik Konsept, bugün ittifakın faaliyetlerinin temel sütunlarını oluşturuyor.
Diğer dikkat çekici nokta ise NATO'nun tehdit anlayışının değişmesidir. On yıl önce ana tartışmalar Rusya ve terörle mücadele etrafında dönerken, bugün ittifakın gündemine Çin, yapay zeka, siber güvenlik, uzay, kritik altyapının korunması ve savunma sanayisinin sürdürülebilirliği gibi yeni yönler dahil oldu.
Rusya'nın Ukrayna'ya karşı savaşı ise bu dönüşümü hızlandıran temel faktör haline geldi. İşte bu savaş, NATO'nun yıllardır tartıştığı birçok kararın kısa sürede hayata geçirilmesine neden oldu.
Bütün bunlar gösteriyor ki, son on yılda düzenlenen zirveler sadece siyasi beyanların kabul edildiği toplantılar olmadı. Bu zirve toplantıları, NATO'nun yeni güvenlik mimarisini oluşturdu ve ittifakın faaliyet modelini köklü bir şekilde değiştirdi.
Artık NATO'nun önünde duran temel görev, yeni kararlar almaktan çok, kabul edilmiş yükümlülüklerin tam ve zamanında uygulanmasını sağlamaktır. Çünkü gelecekteki zirvelerin başarısı da işte son on yılda temeli atılan stratejinin ne ölçüde hayata geçirileceğine bağlı olacaktır.