Azerbaycan toplumunda ve medyasında Türkiye konusu her zaman özel bir hassasiyetle karşılanmıştır. Çünkü Azerbaycan ile Türkiye arasındaki ilişkiler sıradan devletlerarası ilişkiler çerçevesine sığmaz. İki ülke arasında kurulan ilişkilerin temelinde ortak tarih, ortak kültür, ortak dil, ortak manevi değerler ve en önemlisi ortak kaderin yarattığı kardeşlik yatar.
Uzun yıllardır hem Azerbaycan'da hem de Türkiye'de “Bir millet, iki devlet” ifadesi gerçek siyasetin ve toplumsal ilişkilerin temel sütunlarından biri olarak kabul edilmektedir. Azerbaycan toplumunda Türkiye'nin çıkarları Azerbaycan'ın milli çıkarları gibi sunulmaktadır. Türkiye'nin güvenliği, bölgesel gücü, uluslararası itibarı ve başarıları Azerbaycan'da büyük bir dikkatle izlenmekte ve desteklenmektedir.
Bunun çok sayıda örneği vardır. Karabağ savaşı döneminde Türkiye'nin Azerbaycan'a verdiği siyasi ve manevi destek Azerbaycan halkı tarafından yüksek takdirle karşılandı. Aynı zamanda Türkiye'nin karşılaştığı sorunlar da Azerbaycan'da milli mesele olarak tartışıldı. Türkiye'ye karşı uluslararası baskılar, terör tehditleri, siyasi saldırılar ve bölgesel riskler Azerbaycan medyasında geniş yer buldu ve bu konulara kardeş ülkenin gözüyle bakıldı.
Azerbaycan medyasında Türkiye'nin devlet çıkarlarına aykırı pozisyonlar neredeyse hiç destek bulmamıştır. Aksine, Türkiye'nin pozisyonunu açıklamak, savunmak ve uluslararası alanda haklı taraf olduğunu göstermek yönünde ciddi faaliyetler yürütülmüştür. Bu yaklaşım kamuoyunun da bir parçası haline gelmiştir.
Eğer tüm dünyada Azerbaycan-Türkiye kardeşliğinin benzeri olmadığını söylüyorsak, bunun pratik sonuçları da olmalıdır. Azerbaycan toplumunun Türkiye'ye karşı tutumu tam da böyledir. Türkiye'nin başarısı Azerbaycan'ın başarısı olarak kabul edilir. Türkiye'ye yönelik tehditler Azerbaycan'da endişe yaratır. Türkiye'nin güçlenmesi Azerbaycan için stratejik bir avantaj olarak görülür.

Ancak tüm bunların fonunda Türkiye'deki belirli çevrelerin davranışları soru işaretleri uyandırıyor. Son yıllarda bazı medya kuruluşlarında, bazı köşe yazarlarının konuşmalarında ve bazı siyasi çevrelerin açıklamalarında Azerbaycan'a karşı sistematik olarak olumsuz bir tutum hissedilmektedir. Bu tutum bazen açık, bazen de dolaylı olarak kendini göstermektedir.
Örneğin, T24 portalında Barçın Yinanç'ın Ermenistan seçimleri ve Ankara-Erivan ilişkilerine dair yazısında Azerbaycan'ın pozisyonu Türkiye'nin kararlarını etkileyen bir faktör olarak sunulmakta ve Ankara-Bakü ilişkileri tartışma konusu haline gelmektedir. Yazıda Azerbaycan'ın bölgesel süreçlerdeki rolü özel olarak vurgulanmakta ve Türkiye'nin Ermenistan politikasında Bakü'nün pozisyonunun önemine dikkat çekilmektedir.
Elbette her gazetecinin farklı bir bakış açısı olabilir. Demokrasinin gereği de budur. Ancak sorun, belirli çevrelerde Azerbaycan'a karşı oluşturulmaya çalışılan genel tablodadır. Sanki Azerbaycan Türkiye'nin önünde bir engelmiş, sanki Ankara bölgede serbestçe hareket edemiyormuş, tüm sorunların kaynağında Bakü duruyormuş gibi bir tablo yaratılıyor.
Bu yaklaşım tesadüfi görünmüyor. Çünkü aynı çevrelerin farklı zamanlarda farklı konular üzerinden Azerbaycan'a karşı kampanyalar yürüttüğü gözlemleniyor. Bir gün İsrail meselesi abartılıyor. Başka bir zaman Ermenistan ile ilişkiler üzerinden suçlamalar dile getiriliyor. Sonra başka bir konu bulunuyor ve yeniden Azerbaycan hedef alınıyor.
Azerbaycan'ın Türkiye toplumundaki itibarına zarar vermek isteyen bu yaklaşımların amacı nedir? Bu soru üzerinde ciddi düşünmek gerekir. Çünkü Azerbaycan'ı zayıflatmak isteyen güçlerin aslında Türkiye-Azerbaycan stratejik ittifakını zayıflatmak istedikleri de açıkça görülüyor.
Azerbaycan'ı hedef almakla Türkiye'yi hedef almak arasında ciddi bir bağlantı mevcuttur. Çünkü Bakü ile Ankara arasında kurulmuş stratejik birlik bugün Türk dünyasının en başarılı entegrasyon modelidir. Bu model zayıfladıkça bölgede Türk devletlerinin işbirliği de darbe alır.
Dikkat çeken başka bir nokta ise, aynı çevrelerin Türkiye'nin Orta Asya'daki etkisinin artmasına da tek taraflı yaklaşmamalarıdır. Türkiye Kazakistan ile yakınlaştığında eleştiriler başlar. Türkiye Özbekistan ile ilişkileri geliştirdiğinde endişe ifade edilir. Türk Devletleri Teşkilatı'nın güçlenmesi belirli çevrelerde açıkça rahatsızlık yaratır.

Burada daha büyük bir jeopolitik yaklaşım mevcuttur. Türk dünyasının entegrasyonu fikrinden rahatsız olan güçler, çeşitli bahaneler altında bu süreci zayıflatmaya çalışırlar.
Azerbaycan ise onların temel hedeflerinden biridir. Çünkü Azerbaycan Türkiye'nin en yakın müttefikidir. Karabağ zaferinden sonra bu müttefikliğin stratejik ağırlığı daha da artmıştır. Enerji projeleri, savunma sanayii işbirliği, ulaşım koridorları ve bölgesel güvenlik meseleleri Bakü-Ankara hattını daha da güçlendirmiştir.
Böyle bir durumda Azerbaycan hakkında asılsız suçlamalar, önyargılı yorumlar ve tek taraflı sunumlar Türkiye'nin kendi çıkarlarına da zarar verir.
En ilginç soru ise şudur ki, Türkiye'de bu durumu herkes görüyor mu? Devlet kurumları, siyasi çevreler ve sorumlu kişiler bu eğilimi gözlemlemiyorlar mı? Eğer gözlemliyorlarsa, neden engellenmiyor?
Eğer engellenmiyorsa, bu durumda başka ihtimaller de ortaya çıkar. Belki de bazı güçler bu retoriğin devam etmesinde çıkar sahibidirler. Belki de Azerbaycan-Türkiye ilişkilerinin güçlenmesi belirli çevrelerin jeopolitik planlarına uymuyor.
Ancak bir gerçek değişmez. Azerbaycan halkı Türkiye'yi kendi kardeşi olarak kabul eder. Azerbaycan medyası Türkiye meselelerine hassas yaklaşır. Azerbaycan toplumu Türkiye'nin çıkarlarını kendi çıkarları gibi kabul eder.
Bu ilişkinin karşılığında Azerbaycan'a karşı önyargılı kampanyaların yürütülmesi ne kardeşlik ruhuna, ne de stratejik ortaklık anlayışına uygundur.
Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkiler yüzyıllara dayanan kardeşlik ilişkileridir. Bu ilişkileri zedelemeye çalışanların amacı ne olursa olsun, onların faaliyetleri ne Azerbaycan'a, ne Türkiye'ye, ne de bir bütün olarak Türk dünyasına fayda getirebilir. Aksine, bu faaliyetler Türk dünyasının güçlenmesine karşı çıkanların çıkarlarına hizmet eder.
Bu nedenle hem Azerbaycan'da hem Türkiye'de kamuoyu bu tür girişimlere karşı dikkatli olmalıdır. Kardeşlik ilişkilerini korumak her iki halkın ortak sorumluluğudur. Azerbaycan bunu yıllardır yapıyor. Türkiye de bu hassasiyeti daha derinden değerlendirmelidir. Çünkü Bakü ile Ankara arasındaki bağlar aynı zamanda tüm Türk dünyasının geleceğini belirleyen temel sütunlardan biridir.
Elnur EMİROV