Türkiye'de son aylarda siyasi gündemin ana konularından biri ana muhalefet partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi'nde (CHP) yaşanan süreçlerdir. Ülkenin en büyük siyasi teşkilatlarından biri olarak kabul edilen CHP'de liderlik etrafında ortaya çıkan hukuki ve siyasi tartışmalar kısa sürede parti içi krize dönüştü. Mahkeme kararları, liderlik mücadelesi, karşılıklı suçlamalar, istifalar ve yeni siyasi girişimler hem parti içinde hem de Türkiye siyasetinde önemli değişikliklere yol açtı. Bütün bunlar CHP'de yaşananların sadece bir partinin iç meselesi olmadığını, ülkenin siyasi geleceğine ve muhalefetin faaliyet yönüne etki edebilecek bir sürece dönüştüğünü gösteriyor.
Siyasi uzmanlara göre, CHP'de yaşanan kriz önümüzdeki dönemde Türkiye'de siyasi güçler dengesini, muhalefetin birliğini ve seçim stratejisini doğrudan etkileyebilir. Özellikle son dönemlerde parti içinde yaşanan bölünme, yeni siyasi girişimlerin ortaya çıkması ve muhalefet kampında oluşan farklı pozisyonlar bu sürecin ülke siyaseti açısından önemini daha da artırdı.
Peki CHP'de yaşanan krizin arkasında hangi nedenler yatıyor? Parti içinde yaşanan son olaylar Türkiye siyasetini nasıl etkileyebilir?
Konuyla ilgili CHP'den eski milletvekili Atilla Sertel Modern.az'a açıklama yaptı.
O, CHP'yi ayakta tutanların üyeler olduğunu belirtti:
“Cumhuriyet Halk Partisi 102 yıllık tarihi boyunca çok ağır sınavlardan geçti. Faaliyetleri yasaklandı, malları müsadere edildi, liderleri tutuklandı, askeri darbelerle karşılaştı, iç tartışmalar yaşadı. Ancak tüm bunlara rağmen her defasında yeniden ayağa kalkmayı başardı.
Çünkü CHP'yi ayakta tutan sadece onun genel başkanları değil, partiye sahip çıkan üyeleri oldu.
Bugün ise CHP tarihinin en ağır sınavlarından birini yaşıyor.
Mahkeme kararlarıyla başlayan süreç siyasi tartışmalarla daha da derinleşti ve sonuçta parti bölündü, yeni siyasi hareket oluştu.
Böyle bir ortamda CHP'nin eski liderlerinden, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 22. dönem İstanbul milletvekili Ali Kemal Kumkumoğlu'nun yayımladığı mektup özel dikkat çekiyor.
Çünkü o, herhangi bir tarafı savunmaktan çok, yaşananlara tanık olarak görüş bildiriyor.
O, kurultay sürecinin henüz ilçe teşkilatlarının kongreleri aşamasından itibaren yanlış yöne saptığını belirtiyor.
Endişesini o dönemde partide etki gücüne sahip kişilerle paylaştığını, bölünmenin partiye ciddi zarar vereceğini defalarca dile getirdiğini belirtiyor.
Ancak kişisel çıkarlar, grup mücadeleleri ve iktidar rekabeti sağduyuyu aştı.
Sonuç ise göz önündedir.
Bir tarafta CHP...
Diğer tarafta ise CHP'den ayrılarak kurulmuş yeni siyasi parti...

Mektubun en dikkat çekici kısmı ise yazarın sorduğu şu sorudur:
"Herkes giderse, CHP kalacak mı?"
Bu soru sadece CHP üyelerine değil, siyasete kayıtsız kalmayan herkese yöneltilmiştir.
Çünkü siyasi partiler otel değildir.
Onlar istenilen zaman girilip çıkılan geçici adresler de değildir.
Şartlar değiştiğinde geri dönülen, görev elde etmek için kullanılan mekanlar asla olamaz.
Siyasi partiler fikirlerin, ilkelerin ve mücadele geleneklerinin taşıyıcısı olan kurumsal hafızadır.
Kumkumoğlu mektubunda mahkemenin kabul ettiği "butlan" kararının sonuçlarına da değiniyor.
Ona göre, bu süreçte ne Kemal Kılıçdaroğlu ne de Özgür Özel galip geldi.
Asıl kazanan muhalefetin parçalanmasından siyasi üstünlük elde eden iktidardır.
En büyük kaybeden ise Cumhuriyet Halk Partisi ve ona umut bağlayan milyonlarca vatandaştır.
Yazar, bu kanaat üzerinde ciddi düşünmek gerektiğini belirtiyor.
Çünkü siyaset sadece haklı çıkmak için yapılan bir yarış değildir.
Bazen haklı olsan bile, sonuç ülkeye zarar veriyorsa, o konuya yeniden bakma zorunluluğu doğar".

Atilla Sertel, bugün CHP içinde farklı pozisyonların bulunduğunu belirtti.
Kemal Kılıçdaroğlu'nu destekleyenler de var, Özgür Özel'i savunanlar da, her iki siyasetçiye aynı mesafede duranlar da:
"Demokrasinin özü de işte budur.
Ancak hiçbir fikir ayrılığı yüz yıldan fazla tarihe sahip siyasi teşkilatın kendi ellerimizle zayıflatılmasına haklılık kazandıramaz.
Eleştirmek ayrı bir meseledir. Partiyi terk etmek ise tamamen başka. Değişiklik talep etmek ayrıdır. Yıkıcı sürecin katılımcısına dönüşmek ise tamamen başka bir meseledir”.
A.Sertel, kişilerin değişmesinin hiçbir şeyi değiştirmediğini söyledi:
“Cumhuriyet Halk Partisi sadece sıradan bir siyasi teşkilat değildir. O, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu iradesini temsil eden tarihi bir kurumdur. Bu nedenle CHP'yi savunmak veya eleştirmek kişiler üzerinden değil, işte bu kurumun geleceği üzerinden yapılmalıdır.
Ali Kemal Kumkumoğlu'nun mektubunun en önemli tarafı da budur.
O, kişileri değil, kurumu ana merkeze koyuyor.
Çünkü biliyor ki... Liderler değişir. Yönetimler değişir. Siyasi rüzgarlar yönünü değiştirebilir. Ancak kurumlar dağıldığında onları yeniden ayağa kaldırmak yıllar gerektirir.
Siyasette bazen gitmek alkış getirebilir.
Kalmak ise büyük sorumluluk ve bazen de ağır bedel gerektirir.
Ama tarih çoğu zaman alkışlananları değil, zor dönemlerde kendi kurumuna sahip çıkanları yazar.

Ali Kemal Kumkumoğlu'nun mektubundan:
“Cumhuriyet Halk Partisi'nde yaşanan bölünmeyi üzüntüyle izliyorum. Uzun yıllar bu partinin çatısı altında siyaset faaliyetiyle meşgul oldum. İlçe teşkilatlarından kurultay delegeliğine, gazetecilikten milletvekilliğine kadar siyasi hayatımı CHP içinde geçirdim.
Bu nedenle bugün yaşananları sadece parti içi bir tartışma olarak değerlendirmiyorum. Bu bölünmenin Türkiye'nin geleceğini de doğrudan etkileyen bir mesele olduğunu düşünüyorum.
Partimizden ayrılan dostlarımızın büyük çoğunluğuyla uzun yıllar omuz omuza mücadele ettik.
Aynı kürsülerde konuştuk, aynı meydanlarda yürüyüşlere katıldık, aynı değerlere inandık, iktidara gelmek için birlikte mücadele ettik.
Kurultaylarda fikir ayrılıklarımız oldu, ancak bizim için en değerli olan altı ok sembolünü hiçbir zaman yakamızdan çıkarmadık.
Bugün sosyal medyada her gün istifa haberleri paylaşılıyor. Uzun yıllar aynı çatı altında faaliyet gösterdiğimiz dostlarımız CHP'ye veda ediyor.
Ayrılanlar üzgün, geride kalanlar ise endişeli.
Bir taraf kalanları, diğer taraf gidenleri suçluyor. Halbuki dostlarımız bugün farklı siyasi seçim yapabilirler.
Ancak bu ayrılığın temel nedeninin ideolojik farklılıklar olduğunu düşünmüyorum.
Problem yönetim anlayışıdır. CHP'nin yıllardır en büyük eksikliklerinden biri parti içi demokrasinin zayıf olmasıdır.
Genel başkanlar değişir, ama siyaset yapma usulü yeterince değişmez.
Kemal Kılıçdaroğlu döneminde de eleştirdiğimiz merkeziyetçi yönetim anlayışının bugün Özgür Özel döneminde farklı biçimde devam ettiğini gördük ve yaşadık.
Halbuki Cumhuriyet Halk Partisi tek bir kişinin değil, kurulların, teşkilatların ve üyelerin partisidir.
Partiyi güçlendirecek faktör belediye başkanlarının veya dar çevrelerin etkisi değil, teşkilatların iradesidir.
Çünkü demokrasi ilk önce siyasi partilerin içinde yaşanmalıdır.
Ön seçim yapılmadan... Üyelerin fikri dikkate alınmadan... Liyakat ilkesi esas alınmadan... Gerçek değişiklikten bahsetmek mümkün değildir.

Bugün hem CHP yönetimine, hem de yeni parti kuran dostlarımıza aynı soruyu soruyorum:
Milletvekilleri, belediye başkanları ve parti yöneticileri üyeler tarafından mı belirlenecek?
Yoksa yine de birkaç kişinin hazırladığı listeler teşkilatların önüne mi konulacak?
Asıl değişmesi gereken mesele işte budur.
Kişilerin değişmesi tek başına hiçbir şeyi değiştirmez.
Siyasi kültür değişmeden sonuç da değişmeyecek”.

Atilla Sertel
Eski milletvekili, muhalefetin birbirini zayıflatma lüksünün olmadığını söyledi:
“En çok beni rahatsız eden nokta ise yıllarca birbirini “yoldaş” diye adlandıran insanların bugün ağır ifadelerle karşı karşıya kalmasıdır.
Geçmişte sol düşüncede yaşanan her bölünmenin bedelini demokrasi taraftarları ödedi. Galip gelen ise hiçbir zaman demokrasi olmadı. Bugün de aynı hataya düşmemeliyiz. Türkiye'nin karşısında çözüm bekleyen daha büyük sorunlar var. Ekonomi ciddi sinyaller veriyor. Adalete olan inanç her geçen gün zayıflıyor. Gençler geleceklerini başka ülkelerde aramaya başlıyor. Emekliler, işçiler ve çiftçiler geçim zorluklarıyla mücadele ediyor.
Böyle ağır bir durumda muhalefetin birbirini zayıflatmak ve karşılıklı mücadele etmek lüksü yoktur.
Ben daha önce de belirtmiştim ki, ömrümün sonuna kadar Cumhuriyet Halk Partisi'nde kalacağım.
Çünkü CHP kişilerden ibaret değildir.
CHP Cumhuriyet'in kurucu iradesidir.
Mustafa Kemal Atatürk'ün mirasıdır.
Sosyal demokrasinin Türkiye'deki en köklü siyasi çınarıdır. Kişiler gelir, kişiler gider. Ancak ilkeler ve değerler kalır. İnanıyorum ki, bugün yollarını ayıran insanlar yarın demokrasinin ortak değerleri etrafında yeniden bir araya gelecekler.
Yeter ki, kişisel hesaplar değil, Türkiye'nin geleceği ön plana çekilsin.
Yeter ki, teşkilatların iradesi yeniden siyasetin merkezine yerleştirilsin”.
Metnin yazarı Ali Kemal Kumkumoğlu daha sonra CHP içinde yaşanan süreçlerle ilgili değerlendirmelere de yer veriyor.
Mektupta belirtiliyor ki, Özgür Özel'in CHP'den ayrılması bazı çevreler tarafından Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu partiye karşı bölünme girişimi olarak değerlendiriliyor. CHP'nin ise üniter devlet yapısını ve Cumhuriyet değerlerini savunan esas siyasi teşkilatlardan biri olduğu vurgulanıyor.
Mektupta ayrıca Kemal Kılıçdaroğlu'nun parti içinde adı çeşitli suçlamalarda geçen kişilerin uzaklaştırılmasını istediği, Özgür Özel'in ise bu konuda “Hiçbir dostumu kurban vermem” pozisyonunu ifade ettiği iddia olunuyor.
Belirtelim ki, CHP'de yaşanan süreçler Türkiye siyasetinde geniş tartışmalara neden oldu. Parti içindeki fikir ayrılıkları, liderlik meselesi ve yeni siyasi girişimler muhalefetin gelecek yönü açısından dikkatle izleniyor.
Nicat Rüstəmzadə